Adalı: "Türban Tehlikesi Hayalidir, Eğitim Hakkı Gerçek"

Güncel Haberler

Anayasa Mahkemesi Üyesi Sacit Adalı, Üniversitelerde Türban Serbestisini Öngören Anayasa Değişikliğini İptali Kararına, "Bir Türlü Gelmeyen, Ne Zaman Geleceği Belli de Olmayan Ama Devamlı Tekrarlayarak, Üsteleyerek, Taze Tutularak Hemen Geleceği Varsayılan Soyut ve Hayali Bir Tehlike Uğruna Somut Bir Eğitim Hakkının Gasbına Göz Yumulmaktadır" Diyerek Karşı Oy Kullandı.

Anayasa Mahkemesi Üyesi Sacit Adalı, üniversitelerde türban serbestisini öngören Anayasa değişikliğini iptali kararına, "Bir türlü gelmeyen, ne zaman geleceği belli de olmayan ama devamlı tekrarlayarak, üsteleyerek, taze tutularak hemen geleceği varsayılan soyut ve hayali bir tehlike uğruna somut bir eğitim hakkının gasbına göz yumulmaktadır" diyerek karşı oy kullandı.

Anayasa Mahkemesi'nin türban serbestisi sağlayan Anayasa değişikliğinin iptali ile ilgili gerekçeli kararı Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı. İptal kararına karşı oy kullanan Anayasa Mahkemesi Üyesi Sacit Adalı, karşı oy yazısında; şekil bakımından denetleme esasa girmemeyi öngörmesine karşın, Anayasa değişikliğinin gerçekte neyi amaçladığının ortaya çıkartılmasının kaçınılmaz olarak esas denetimine girme manasına geldiğini belirtti. Bu nedenle konu ile ilgili bağlayıcı kararla ulaşılmasının heyetin çoğunluğunun şekil yönünden değil esasa girerek karar verdiğini gösterdiğini savunan Adalı, "Bu, yetkisi dışında görünmektedir. Çünkü 10. ve 42. maddelerinde yapılan değişikliklerin salt biçim yönünden incelenmesi halinde, basitçe, ortada 148. maddenin şartlarına aykırılık bulunmadığı belirtilerek dosyadan el çekilmesi gerekecekti. Halbuki, şekli aykırılık tartışmaları aşılmış, yapılan düzenlemenin 2. maddeyi dolanarak veya dolaylı olarak değiştirdiği yorumlarına girmekle normun bizzat ve kaçınılmaz tarzda esastan incelenmesine geçilmiş olmaktadır" dedi.

-"BU KARAR İLE ARTIK ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ YAPILAMAZ"-

Adalı, bu karar sonrasında her türlü gerekçenin "gayet rahatlıkla içine girebileceği derecede geniş anlamları olan" demokrasi, laiklik, sosyallik kavramları uyarınca ve bunlarda her zaman farklı yorumlamaya gidilebileceği ihtimaliyle "artık" hiçbir Anayasa değişikliğinin yapılamayacağını ileri sürdü. Adalı, "Anayasa'nın yeniden hazırlanması da yalnızca ve sadece asli kurucu iktidarın işi olacak, tali kurucu iktidardan artık hiç bahsedilmeyecektir Bu nedenle hukuk devletinin idame ettirileceği, dinamik toplumun böyle mutlu kılınacağı zannedilecektir" görüşünü savundu.

-"10. VE 42. MADDEDEKİ DEĞİŞİKLİKLER ANAYASAYA AYKIRI DEĞİL"-

Anayasa'nın kendini temel ilke değişikliklerine karşı korurken bunlar dışındaki tüm maddelerde değişime izin vererek hem ilkeleri hem de bir bütün olarak kendini zamanın şartlarına uyarlayabilme yeteneğine sahip olması gerektiğini söyleyen Adalı, "Kanunlar ve anayasalar abesle iştigal etmez. Anayasa'nın 4. maddesiyle ilk üç maddedeki değişiklik yasaklanmakta iken, eşitliğin ve eğitim özgürlüğünün vurgulanmasından öte gitmeyen 10. ve 42. maddelerdeki değişikliğin 4. madde kapsamında olduğunu ileri sürmek fevkalade zorlama bir yorum olmaktadır" görüşünü savundu. Söz konusu iki maddedeki ilavelerin, kişi hak ve hürriyetlerinin geliştirilmesi maksadına dönük olduğunu söyleyen Adalı, "AİHM kararlarında ve Anayasamızın temel felsefesinde de bunları sınırlama değil mümkün olduğunca genişletme arzusu yattığı, böylece, laikliği zedeleyerek Anayasa'ya aykırı olmadığı anlaşılmaktadır" görüşünü ileri sürdü.

-"HUKUK BELLİ KİŞİLERİN YARARINI DÜŞÜNEMEZ"-

Adalı, hukuk devletinde yasakoyucuların yalnız yasaların Anayasa'ya değil, Anayasa'nın da hukukun evrensel temel ilkelerine uygun olmasını sağlamakla yükümlü olduğunu ifade ederek hukukunu istikrara da hizmet ettiğini söyledi. İstikrarın özünün hukuki güvenlik ve öngörülebilirlikle mevcut olabileceğine işaret eden Adalı, "Hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik sağlanabilmesi ise, kuralların genel, soyut, açık ve anlaşılabilir olmalarına bağlıdır. Hukuk devleti, yasaların kamu yararına dayanması ilkesini de içerir. Buna göre, "özel çıkarlar için veya yalnızca belli kişilerin yararına olarak herhangi bir yasa kuralı konulamaz' şeklinde belirlemektedir" açıklamasında bulundu. Hukuk devletinde ne çoğunluğun azınlığa ne de azınlığın çoğunluğa karşı dayatması olamayacağını söyleyen adalı, yetki, görev ve sorumluluk paylaşımının arızasız demokrasiyi oluşturduğunu kaydetti.

-"NİYETLERİ ÇÖZMEYE ÇALIŞMAK PROBLEMİ ÇÖZÜMSÜZLEŞTİRİR"-

Adalı, söz konusu türban tartışmalarının somut eğitim hakkını engellediğini ifade ederek, kişilerin yaptığı hareketin kanunda suç teşkil etmesi karşısında ancak mahkeme kararıyla suçlu sayılacağını vurguladı. Adalı, karşı oy yazısında şunları söyledi:

"Böyle olunca, muhtemel, potansiyel, hayali suçlu kavramı arkaik kalmaktadır. Bir türlü gelmeyen, ne zaman geleceği belli de olmayan ama devamlı tekrarlayarak, üsteleyerek, taze tutularak hemen geleceği varsayılan soyut ve hayali bir tehlike uğruna somut bir eğitim hakkının gaspına göz yumulmaktadır. Birilerinin itilip kakıldığı ve ikinci sınıf sayıldığı, buna karşılık ayrıcalıkların ve keyfiliğin arttığı bir zeminde "hukuk güvenliğinden', "eşitlikten', "var olmaktan' bahsedilmesi hayli zordur. Devamlı şekilde niyetleri sezmeye çalışmak, varsayımları ve olasılıkları bahane etmek problemi çözümsüzleştirmektedir. Hukuk devletinde işlemler, vehimler, tahminler veya kehanetler üzerine değil Anayasa ve yasalara uygun somut gerçeklikler üzerine bina edilir. Bu gerekçelerle, Anayasa'nın 10. ve 42. maddelerinde yapılan değişikliklerin Cumhuriyetin 2. maddede belirtilen temel niteliklerini dolaylı bir şekilde değiştirdiği ve işlevsizleştirdiği iddiasının gerçekte asıl hukuk devletinin dolanarak ihlal edildiği anlamına ulaştığını görüyor, bu nedenle çoğunluk görüşüne katılmıyorum."(ANKA)

(ONR/BÜN)
Kaynak: ANKA / Güncel

, Haberler