Abese Suresi okunuşu - Abese suresi Arapça yazılışı ve Türkçe meali nedir? Abese Suresi oku ve dinle!
Abese Suresi Kur'an-ı Kerim'in 80. suresidir. Abese Suresi'nin okunuşu ve yazılışı merak ediliyor. Birçok mümin tarafından merak edilen Abese Suresi hakkında merak edilen bilgileri haberimizden ulaşabilirsiniz. Peki Abese Suresi okunuşu nasıldır? Abese Suresi Arapça yazılışı nasıldır? Abese Suresi Türkçe meali ve nuzülü hakkında bilgiler sizlerle.
Abese Suresini okuyabilir ve faziletlerine nail olabilirsiniz. Abese suresinin Tefsirine, Mealine, Arapça ve Türkçe okunuşuna, Türkçe anlamına yazımızdan bakabilirsiniz. Abese Suresini haberimizden Arapça olarak okuyabilir ve dinleyebilirsiniz. Peki, Abese Suresi okunuşu nasıldır? Abese Suresi Arapça yazılışı nasıldır? Abese Suresi Türkçe meali ve nuzülü nedir? İşte detaylar haberimizde...
ABESE SURESİ HAKKINDA BİLGİLER
Mekke döneminde inmiştir. 42 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki "abese" fiilinden almıştır. "Abese", "yüzünü ekşitti" demektir. Sûrede başlıca, itikat, peygamberlik, Allah'ın kudreti ve kıyamet hâlleri konu edilmektedir
ABESE SURESİ NUZÜL
Mushaftaki sıralamada sekseninci, iniş sırasına göre yirmi dördüncü sûredir. Necm sûresinden sonra, Kadir sûresinden önce Mekke'de inmiştir. Rivayete göre bir gün Hz. Peygamber müşriklerin ileri gelenlerinden bir gruba dini tebliğ ederken yanlarına müminlerden olup gözleri görmeyen Abdullah İbn Ümmî Mektûm gelmiş ve Hz. Peygamber'e yaklaşarak Kur'an âyetlerinden bir kısmını kendisine tekrarlamasını veya açıklamasını istemişti. Etkisi azalacağı için konuşmasının kesilmesinden rahatsız olan Hz. Peygamber Abdullah'a ilgi göstermemiş, bunun üzerine bu sûrenin Resûlullah'ı uyaran ilk on âyeti inmiştir (Tirmizî, "Tefsîr", 73; Taberî, XXX, 32-33).
ABESE SURESİ KONUSU
Abdullah İbn Ümmî Mektûm olayını hatırlatan ve bu konuda Hz. Peygamber'in uyarıldığı âyetlerle başlayan sûrede daha sonra kıyamet, öldükten sonra dirilme, vahiy ve peygamberlik konuları üzerinde durulmuştur.
ABESE SURESİ ARAPÇASI


ABESE SURESİ OKUNUŞU
Bismillahirrahmanirrahim
1-) Abese ve tevella
2-) En caihul'a'ma
3-) Ve ma yudriyke le'allehu yezzekka
4-) Ev yezzekkeru fetenfe'ahuzzikra
5-) Emma menistağna
6-) Feente lehu tesadda
7-) Ve ma 'aleyke ella yezzekka
8-) Ve emma men caeke yes'a
9-) Ve huve yahşa
10-) Feente 'anhu telehha
11-) Kella inneha tezkiretun
12-) Femen şae zekerehu
13-) Fiy suhufin mukerremetin
14-) Merfu'atin mutahheretin
15-) Bieydin seferetin
16-) Kiramin bereretin
17-) Kutilel'insanu ma ekferehu
18-) Min eyyi şey'in halekahu
19-) Min nutfetin halekahu fekadderehu
20-) Summessebiyle yesserehu
21-) Summe ematehu feakberehu
22-) Summe iza şea enşerehu
23-) Kella lemma yakdı ma emerehu
24-) Felyenzuril'insanu ila ta'amihi
25-) Enna sabebnelmae sabben
26-) Summe şakaknel'arda şakkan
27-) Feenbetna fiyha habben
28-) Ve 'ineben ve kadben
29-) Ve zeytunen ve nahlen
30-) Ve hadaika ğulben
31-) Ve fakiheten ve ebben
32-) Meta'an lekum ve lien'amikum
33-) Feiza caetissahhatu
34-) Yevme yefirrulmer'u min ehıyhi
35-) Ve ummihi ve ebiyhi
36-) Ve sahıbetihi ve beniyhi
37-) Likullimriin minhum yevmeizin şe'nun yuğniyhi
38-) Vucuhun yevmeizin musfiretun
39-) Dahıketun mustebşiretun
40-) Ve vucuhun yevmeizin 'aleyha ğaberetun
41-) Terhekuha kateretun
42-) Ulaike humulkeferetulfeceretu

ABESE SURESİ TÜRKÇE MEALİ
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü. (1-2) (Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak, (3) Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek. (4) Kendini muhtaç hissetmeyene gelince; (5) Sen, ona yöneliyorsun. (6) (İstemiyorsa) onun arınmamasından sana ne! (7) Allah'a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun. (8-10) Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur'an) bir öğüttür. (11) Dileyen ondan öğüt alır. (12) O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir. (13-16) Kahrolası (inkarcı) insan! Ne nankördür o! (17) Allah onu hangi şeyden yarattı? (18) Az bir sudan (meniden). Onu yarattı ve ona ölçülü bir şekil verdi. (19) Sonra ona yolu kolaylaştırdı. (20) Sonra onu öldürdü ve kabre koydu. (21) Sonra, dilediği vakit onu diriltir. (22) Hayır hayır o, Allah'ın kendisine emrettiğini yerine getirmedi. (İman etmedi.) (23) Her şeyden önce insan, yediği yemeğine bir baksın! (24) Gerçekten biz, yağmuru bol bol yağdırdık. (25) Sonra toprağı, iyiden iyiye yardık! (26) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için o Abesea taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık. (27-32) bu meal diğer sayfada verilmiştir. (33-37)
Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır. (33-37) O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlarlar, (38) Gülerler, sevinirler. (39) O gün nice yüzler de vardır ki, toz toprak içindedirler. (40) Onları bir siyahlık bürür. (41) İşte onlar, kâfirlerdir, günaha dalanlardır. (42)
ABESE SURESİ SESLİ DİNLE
Abese Suresini sesli şekilde dinleyebilir ve ardından tekrar ederek sesli şekilde okuyabilirsiniz. Abese Suresi'ni Dİyanet'ten sesli şekilde dinleyebilirsiniz.
ABESE SURESİNİ SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ...

ABESE SURESİ TEFSİRİ
Hz. Peygamber putperest önderlerin ikna edilmesi halinde onları izleyen halkın İslâm'ı daha kolay benimseyecekleri düşüncesiyle onlarla da meşgul oluyordu. Böyle birine yaptığı konuşmanın ortasında yanlarına gelen bir âmânın zamansız sorularından rahatsız olarak yüzünü ekşitmiş ve ona cevap vermemişti. Bunun üzerine Allah Teâlâ, resulünü sitemli bir ifadeyle uyardı; onun, kimlere verilecek emeğin daha verimli olacağını kesin olarak bilemeyeceğini, topluluğun ileri gelenlerinden de sorumlu olmadığını bildirdi. Bundan etkilenen Hz. Peygamber'in, daha sonra zaman zaman Abdullah'ı gördüğünde, "Kendisinden dolayı rabbimin beni azarladığı şahsa merhaba!" diyerek ona iltifatta bulunduğu rivayet edilmektedir. Bu vb. bazı iltifatlarının yanında, iki defa gazâya çıktığında yerine Medine'de kalanlara namaz kıldırmak üzere Abdullah'ı görevlendirdiği de rivayet edilmiştir (Zemahşerî, IV, 217).
Birkaç âyette Hz. Peygamber'in "zelle" denilen bazı hataları hatırlatılmış ve düzeltilmiştir (meselâ buna yakın bir uyarı örneği için bk. Tevbe 9/43). Ancak bunlar içinde nisbeten sert bir üslûp taşıyan tek öğüt ve uyarı konumuz olan âyetlerdedir. Bu âyetler, vahyin objektifliğini ve peygamberin insanlığa kendi istek ve düşüncelerini değil, ilâhî vahyi tebliğ ettiğini, ayrıca onun bir ilâh gibi yanılgısız sayılmaması gerektiğini göstermesi bakımından son derece anlamlıdır. Bunun kadar önemli bir husus da Resûlullah'ın, kendi tutumunu eleştiren bu âyetleri, en ufak bir kaygı ve komplekse kapılmadan halka okuması, duyurmasıdır. Bu da onun dâvetindeki samimiyetini, hakikat sevgisini ve üstün ahlâkını gösterir.
"Kendini her şeye yeterli gören" diye çevirdiğimiz 5. âyet Mekke'nin ileri gelen zenginlerini ve kabile reislerini ifade eder. Bunlar mal ve adamlarının çokluğu sebebiyle büyüklük taslayarak inkârcılıkta devam ediyor, Allah ve peygamberinin kendilerine doğru yolu göstermelerine ihtiyaçlarının olmadığını söylüyorlardı. Allah korkusu ile huzuruna gelen âmâ ise Kur'an'ın nuruyla aydınlanarak cehaletten kurtulmak ve günahlardan arınmak istiyordu.
Şevkânî, 11. âyetin başındaki "hayır!" uyarısının açılımını şöyle ifade eder: Artık bundan sonra böyle hatalar yapma; zengine dönüp onunla ilgilenirken fakire ilgisiz kalma (V, 443). Aynı âyette birer öğüt olduğu bildirilen "bu âyetler" ifadesiyle sûrenin başındaki uyarıcı ve eğitici on âyetin veya sûrenin tamamının kastedildiği anlaşılmaktadır. "Dileyen ondan öğüt alır" meâlindeki 12. âyette ise şu iki noktaya dikkat çekilmiştir: a) Bu uyarı, yalnız Resûlullah'a değil, onun şahsında bütün ümmetine ve insanlığa yöneliktir. b) Uyarıyı dikkate alıp yanlışını düzeltmek de hiçe sayıp hatalarında ısrar etmek de insanın kendi iradesine bağlıdır, sonucunu da buna göre alacaktır.
"Mukaddes sayfalar"dan maksat Kur'an'ı içeren sayfalardır; Kur'an ilim ve hikmet ihtiva eden ilâhî bir kelâm olduğu için Allah katında şanı yüce ve değerlidir. Mukaddes sayfalardan maksadın "levh-i mahfûz" veya "önceki peygamberlerin kitapları" olduğunu söyleyenler de vardır (bk. Şevkânî, V, 444; ayrıca krş. A'lâ 87/18-19).
"Seçkin ve erdemli elçiler" diye tercüme ettiğimiz sefere (tekili: sefîr) kelimesini müfessirler, "yüce Allah'tan Hz. Peygamber'e vahiy getiren melekler, kulların amellerini yazan melekler (kirâmen kâtibîn), kitapları okuyanlar (kurrâ), Kur'an'ı yazan sahâbîler" gibi farklı anlamlarda yorumlamışlardır (Şevkânî, V, 444). Kelimeyi, "peygamberler, Kur'an'ı melekût âleminde kaydeden ve koruyan melekler" olarak anlamak da mümkündür.
Burada "Kahrolası o insan!" şeklindeki yergi ifadesiyle genel olarak insanlığın değil, Hz. Peygamber'le yaptıkları tartışmalarda yeniden dirilmeyi inkâr eden putperestlerin, bir rivayete göre özellikle Ebû Leheb'in oğlu Utbe'nin kastedildiği belirtilmektedir. Âyetlerde gerek söz konusu kişiye gerekse yeniden dirilmek konusunda tereddüdü olan herkese, insanın hiç yokken varlık alanına nasıl çıkarıldığı hatırlatılmakta, böylece insanlar düşünme ve inanmaya teşvik edilmektedir. "Sonra ona yolu kolaylaştırdı" meâlindeki âyeti müfessirler "Ana rahminden çıkmayı kolaylaştırdı" veya "Hayır yahut şer yolunu seçme imkânı verdi" şeklinde yorumlamışlardır. Taberî âyetin bağlamını dikkate alarak birinci yorumu tercih etmiştir (bk. XXIX, 35). Ancak bize göre ikinci anlam, yani insanın iyilik-kötülük, iman-inkâr, doğru-yanlış şeklindeki alternatifler arasında seçim yapma gücüne sahip varlık olarak yaratılması daha çok hatırlatılmaya değer bir lutuftur; dolayısıyla âyetin bağlamına da daha uygundur. Çünkü bu özelliğiyle insan dünyadaki diğer bütün yaratılmışlardan üstün ve seçkin kılınmıştır. Bu gerçek yanında, insanın bir gün ölüp kabre konduktan sonra Allah'ın dilediği bir vakitte tekrar diriltileceğini hatırlatan 21-22. âyetler ile Allah'ın buyruklarına uymayanları kınayan 23. âyetten şu sonuç ortaya çıkmaktadır: Allah insana iyilik ve kötülük yolları arasında seçim yapma imkânlarını bahşetmiş, dolayısıyla ona ihtiyacı olduğu kadar özgürlük alanı açmıştır. Bu özgürlüğe sahip olması ona Allah'ın buyruklarını yerine getirme sorumluluğu yüklemektedir. Nihayet insan, bir gün bu hayatı terkedecek ve özgürlüğünü doğru kullanarak sorumluluklarını yerine getirip getirmediği konusunda hesap verecek, karşılık görecektir.
Yukarıda 18-20. âyetlerde insanın var oluşu ve mahiyetine ilişkin ilâhî lutuflar özetlenmişti; burada ise onu çevreleyen ve varlığını sürdürmesi için gerekli ve faydalı olan haricî nimetlerin başlıcaları hatırlatılmaktadır. Bu hatırlatmanın amacı da hem muhatabı Allah'ın kudretinin büyüklüğü hakkında bilgilendirip iman etmesini veya inancını güçlendirmesini sağlamak hem de onu bu lutuflarından dolayı Allah'a minnet ve şükran hisleriyle ibadet etmeye, buyruklarına göre yaşamaya yöneltmektir.
Kıyamet ve âhiretten bir kesitin son derece canlı bir tasvirini veren sûrenin bu son âyetleri, dünya hayatının geçici zevk ve tasalarını aşıp varlığının anlamı, değeri, amacı ve âkıbeti üzerine düşünebilme seviyesine ulaşmış her insanı sarsıcı gerçeklerle yüzyüze getirmektedir. Kıyamet gününde evrende meydana gelecek olan olaylar korkunç sesler çıkaracağı için ona 33. âyette "sâhha" adı verilmiştir. O gün geldiğinde aralarında akrabalık bağı bulunanların birbirinden kaçışının sebebi çeşitli şekillerde izah edilmiştir: a) Kıyamet olayları herkesi dehşete düşüreceği için o ortamda insanların birbirini düşünmeleri mümkün değildir; herkes kendi başının derdine düşer; b) Akrabalıktan doğan haklarını isteyecekleri endişesiyle insanlar birbirinden kaçarlar; c) Kişi, akrabaları onun içinde bulunduğu sıkıntılı durumu görmesin diye onlardan kaçar; d) İnsan, akrabasının içinde bulunduğu kötü durumu görmesine rağmen onlara yardım edemeyeceğini ve başlarına gelenlere engel olamayacağını bildiği için kaçar (Şevkânî, V, 446). Bir önceki sûrede (Nâziât 79/8-9) kıyamet ve mahşerin dehşetinden dolayı bütün kalplerin korkudan neredeyse yerinden oynayacağı, gözleri korku bürüyeceği bildirilmişti. Abese sûresinin bu son âyetlerinden anlıyoruz ki inkârcı ve isyankârların korku, kaygı ve perişanlıkları devam ederken, müminlerin, durumları aydınlanınca kalplerindeki korku ve kaygının yerini ferahlık ve sevinç alacak, bu sevinç yüzlerine yansıyacaktır.
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA