62. Münih Güvenlik Konferansı, yarın "yıkım sürecindeki" küresel düzen tartışmalarının gölgesinde başlayacak

Güncel Haberler

Avrupa güvenlik mimarisinin geleceğine ilişkin kritik mesajlar verilmesi beklenen 62. Münih Güvenlik Konferansı (MSC 2026), yarın uluslararası düzenin "yıkım sürecinde" olduğu tartışmalarının gölgesinde başlayacak.

Avrupa güvenlik mimarisinin geleceğine ilişkin kritik mesajlar verilmesi beklenen 62. Münih Güvenlik Konferansı (MSC 2026), yarın uluslararası düzenin "yıkım sürecinde" olduğu tartışmalarının gölgesinde başlayacak.

Savunma ve dış politika alanında dünyanın en önemli platformlarından 62. Münih Güvenlik Konferansı, 13-15 Şubat'ta Almanya'nın Münih kentindeki Bayerischer Hof Oteli'nde düzenlenecek.

Bu yılki konferans, transatlantik ittifakların sorgulandığı, Avrupa'nın savunma ve güvenlik mimarisini yeniden tanımlamaya çalıştığı ve Ukrayna başta olmak üzere bölgesel krizlerin sürdüğü dönemde yapılacak.

Konferans öncesi yayımlanan Münih Güvenlik Raporu 2026'da, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen uluslararası düzenin "yıkım sürecine" girdiği belirtilerek, "İnşasına 80 yıl önce başlanan ABD öncülüğündeki savaş sonrası uluslararası düzen, bizzat ABD eliyle yıkılmaktadır." ifadelerine yer verilmişti.

Konferansta Grönland, Ukrayna, Orta Doğu'daki durumun yanı sıra Avrupa'nın güvenliği, transatlantik ilişkilerin geleceği, çok taraflılığın yeniden canlandırılması, küresel düzenin rekabetçi durumu, bölgesel çatışmalar ve savunma sanayisi dahil birçok konu ele alınacak.

Siyaset, ekonomi, askeri, diplomasi ve istihbarat alanlarının üst düzey temsilcilerini buluşturan konferansa bu yıl yaklaşık 50 hükümet ve devlet başkanı ile yaklaşık 100 dışişleri ve savunma bakanının katılması bekleniyor.

Aralarında küresel düzeyde faaliyet gösteren şirketlerin üst düzey yöneticileri, akademisyenler ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin de bulunduğu 500'ün üzerinde davetli de katılımcılar arasında yer alıyor.

Konferansta ABD'yi temsilen yer alacak Dışişleri Bakanı Marco Rubio, "bugüne kadar Münih'te ağırlanan en geniş ABD heyetine" liderlik edecek. Çin adına ise Dışişleri Bakanı Vang Yi katılacak.

Öte yandan, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi, 2 yılın ardından konferansta yer alacak.

MSC'nin yan etkinliği olarak İran'ın devrik lideri Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin sürgündeki oğlu Rıza Pehlevi'nin, 14 Şubat'ta basın toplantısı düzenlemesi bekleniyor.

Vance'ın 2025'teki konuşması tepki çekmişti

Geçen sene düzenlenen konferansta ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, "Avrupa'ya karşı en çok endişelendiğim tehdit, Rusya, Çin veya başka bir dış aktör değil endişelendiğim şey, içeriden gelen tehdit." diyerek Avrupa'da ifade özgürlüğünün geriye gittiğini savunmuştu.

Vance'ın Avrupa eleştirilerine başta Almanya'dan olmak üzere Avrupalı siyasiler tepki göstermişti.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ise 10 Ocak'ta başkent Helsinki'de düzenlediği basın toplantısında, "Münih Güvenlik Konferansı'nın, ilişkilerin iyileşmesine yardımcı olacağını umuyorum ve ABD'nin bu zihniyetle geleceğine inanıyorum." dedi. Stubb, Rubio'nun, JD Vance'ın geçen seneki konferansta yaptığından "biraz farklı" bir konuşma yapacağını tahmin ettiğini söyledi.

"Avrupa, kıtanın konvansiyonel savunmasında lider rol üstlenmeli"

Finlandiya Uluslararası İlişkiler Enstitüsünden Dr. Matti Pesu ve ABD merkezli düşünce kuruluşu German Marshall Fund'ın (GMF) Başkan Yardımcısı ve Brüksel Sorumlusu Ian Lesser, konferansa ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Pesu, uluslararası düzende yaşanan "kopuşun" konferansın ana teması olacağını, Avrupalıların ABD'li yetkililerin açıklamalarını dikkatle dinleyeceğini söyledi.

Avrupa'nın mevcut konumunu "zorlu" diye nitelendiren Pesu, "Avrupa, ekonomik bir güç olmasına rağmen askeri güç ve teknoloji açısından geride kalıyor. Bu da onu büyük güçlerin saldırgan eylemlerine ve hırslarına karşı savunmasız hale getiriyor." ifadelerini kullandı.

Pesu, ABD'nin geleneksel güvenlik garantörü rolünden uzaklaşmasının Avrupa açısından yeni sorumluluklar doğurduğuna işaret ederek, "Avrupa, kıtanın konvansiyonel savunmasında lider rol üstlenmelidir. Bu, Avrupa ulus devletlerinde bulunan gizil askeri gücü kullanmak anlamına gelir." yorumunu yaptı.

Hedefin "Rusya'yı caydırabilecek bir Avrupa askeri gücü oluşturmak" olması gerektiğini ifade eden Pesu, bunun "en az 10 yıl" sürebileceğini kaydetti.

"Türkiye, daha Avrupalı bir NATO'da potansiyel olarak önemli bir rol oynayabilir"

Pesu, ABD, Avrupa sahnesinden geri çekilirken bu çabaya kimin liderlik edeceğinin kilit soru olduğuna dikkati çekerek, bu boşluğun doldurulması için siyasi irade gerektiğini vurguladı.

Türkiye'nin rolüne ilişkin ise Pesu, "Türkiye, daha Avrupalı bir NATO'da potansiyel olarak önemli bir rol oynayabilir." değerlendirmesinde bulundu.

"Bu uçurumun yakın zamanda kapanması olası görünmüyor"

Ian Lesser de "ABD, statüko aktörü ve uluslararası düzenin garantörü konumuna geri dönebilecek mi yoksa bu düzen artık açıkça geçmişte mi kaldı?" sorusunun Münih'teki temel tartışmalardan biri olacağını dile getirdi.

Avrupa'nın stratejik konumuna ilişkin değerlendirmesinde Lesser, "Hedefler ile gerçekler arasında hala çok büyük bir uçurum var. Bu, siyasi ve stratejik ağırlık, ekonomik rekabet gücü ve askeri kapasite açısından geçerli. Bu uçurumun yakın zamanda kapanması olası görünmüyor." görüşünü paylaştı.

Lesser, ABD'nin rolündeki değişimin caydırıcılık açısından riskler doğurduğunu belirterek, bu durumun devam etmesi halinde geleneksel müttefikler ve diğerlerinin, bunun yarattığı caydırıcılık açığı nedeniyle çok zor duruma düşeceğini söyledi.

ABD'nin öngörülemezliği ve iddialı tavrının başlıca bir risk yarattığını vurgulayan Lesser, Grönland krizinin buna örnek olduğunu dile getirdi.

Lesser, bu gelişmelerin gölgesinde NATO'nun daha Avrupalı konuma gelmesi durumunda Türkiye'nin önemli bir paya sahip olacağını sözlerine ekledi.