13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu'nda İslam dünyasına birlik çağrısı yapıldı

Güncel Haberler

İstanbul İlim ve Kültür Vakfı’nın düzenlediği 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu üçüncü gününde oturum, panel ve forumlarla sürüyor. Sempozyumda Prof. Dr. Şadi Eren, İslam dünyasının bir araya gelmesi ve dini cemaatlerin maksatta ittihat etmesi gerektiğini söyledi.

İstanbul İlim ve Kültür Vakfı (İİKV) tarafından "Küresel Krizlere Kur'ani Çözümler" ana temasıyla düzenlenen "13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu" üçüncü gününde çeşitli oturum, panel ve forumlarla devam ediyor.
Anadolu Ajansının global iletişim ortağı olduğu, Bahçelievler'deki bir otelde yapılan sempozyum, dünyanın farklı coğrafyalarından akademisyen, alim, araştırmacı ve fikir insanlarını İstanbul'da bir araya getirdi.
Sempozyum Düzenleme Kurulu Üyesi ve Genel Koordinatörü Doç. Dr. Ünal Akyüz başkanlığındaki "Bediüzzaman Said Nursi Düşüncesinde Siyaset Felsefesi ve Devlet Anlayışı" başlıklı oturumda Nursi'nin düşünce dünyasındaki siyasi ve toplumsal yaklaşımlar farklı boyutlarıyla değerlendirildi.
Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şadi Eren, "Kargaşaları Bitiren Esas: İhtilaf Ahlakı" başlıklı sunumunda İslam dünyasındaki ihtilaflar, ortak paydada buluşma kültürü ve birlik bilinci üzerine değerlendirmelerde bulundu.
Farklılıkların düşmanlığa değil zenginliğe vesile olması gerektiğini belirten Eren, ihtilaf kavramının Kur'an-ı Kerim'de her zaman olumsuz anlamda yer almadığına dikkati çekti.
Kainattaki çeşitliliğin ilahi bir ayet ve zenginlik olduğunu vurgulayan Eren, gece ile gündüzün ardı ardına gelmesi, dillerin ve renklerin farklılığı gibi unsurların müspet ihtilaf kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Bediüzzaman Said Nursi'nin ihtilafı "müspet" ve "menfi" olarak ikiye ayırdığını aktaran Eren, menfi ihtilafın temelinde fanatizmin yattığını söyledi.
Fanatizmin siyasette, sporda ve sivil yapılarda sadece kendini hak görüp diğerlerini inkar etme hastalığına dönüştüğünü dile getiren Eren, Hazreti Adem'in iki oğlundan bu yana yaşanan çatışmaların, geçmişte Türkiye'de yaşanan ideolojik kavgaların ve bugün İslam coğrafyasındaki iç çatışmaların temelinde bu anlayışın bulunduğunu aktardı.
Toplumsal birlikteliğin asgari değil azami müşterekler üzerine kurulu olduğunu belirten Eren, aynı vatana, aynı tarihe ve ortak inanç değerlerine sahip olmanın milleti bir arada tutan en güçlü bağlar olduğunu kaydetti.
"Dini cemaatler maksatta ittihat etmelidirler"
Farklı grup ve meşreplerin yöntemleri ayrı olsa bile gayede birleşmesi gerektiğinin altını çizen Eren, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bediüzzaman'ın dediği şu, dini cemaatler maksatta ittihat etmelidirler. Mesalikte ve meşreplerde ittihat mümkün olmadığı gibi caiz de değildir. Yani şöyle düşünelim, kimi diyelim fırın açmış, insanların karnını doyurmaya vesile oluyor kimi dükkan açmış dükkanda bir şeyler satıyor. Bu nasıl bir realiteyse dini cemaatlerde de birtakım farklılıkların olması da bu türden bir realite. Herkes her yere gidemez, herkes her yerde yapamaz. Adam kalp ağırlıklıdır, tarikata gitmesi daha uygun olur diyelim fikir ağırlıklıdır, ona uygun bir cemaat içinde yer alması daha münasip düşer."
Eren, fikir çatışmalarında da hakkı esas almanın önemine değinerek, "Yani illa benim sözüm haktır diye savunmak değil, hakkın ortaya çıkması, bunu esas almak. Namık Kemal, 'Barika-i hakikat, müsademe-i efkardan çıkar' demiş. Müsademe-i efkar, fikirlerin çarpışması bir nevi. Farklı fikirler ortaya koyabilmek. Bunun da tabii belli ölçüleri olması lazım. Yani bazıları farklı fikirler söyleyeceğim, diye bayağı ortalığı karıştırıyor. Ama makul ölçüler çerçevesinde farklı şeyleri söylemek, bu bir güzelliktir ve daha ileriye gitmemize vesile olur." ifadelerini kullandı.
İhtilafı İslam dünyası çapında da değerlendiren Eren, "İslam dünyasının bir araya gelmesi gerekiyor. Diyelim ki tarihte 'Araplar bizi arkamızdan vurmuş, biz onlarla nasıl bir ve beraber olabiliriz ki?' bunu demenin bir anlamı yok. O geride kalmış. Önümüze bakacağız ve ittihat etmek, bir ve beraber olmak dinimizin bir gereği. Bediüzzaman bunu 'Yılanların hücumu esnasında sineklerle uğraşılmaz.' tarzda nazara veriyor. İşte Avrupa'nın müthiş yılanları üzerimize gelirken aramızdaki fikir farklılıkları sineklerin rahatsız etmesi gibi."
Oturumda, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (FSMVÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Yıldız, "Geç Osmanlı'dan Erken Cumhuriyet'e: Bediüzzaman Said Nursi'nin Ahlaki Siyaset Perspektifi" başlıklı sunumunda, dönemin siyasal geçiş sürecinde ahlak eksenli siyaset arayışını ve Nursi'nin bu alandaki ilkelerini aktardı.
Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Mevlüt Uzut ise "Said Nursi'de Hadis Rivayetleri Perspektifinden Psikolojik Sorunlara Manevi Çözümler" başlıklı sunumunda hadis kaynakları ışığında ruhsal problemlere sunulan yaklaşımları değerlendirdi.
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesinden Dr. Salih Emre Özdemir de "Modern Kavramların Müslüman Zihinde Yeniden İnşası: Said Nursi ve Meşrutiyet Örneği" sunum yaptı.