1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü... Birleşik Kamu-İş, Taksim Cumhuriyet Anıtı'na Çelenk Bıraktı
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla Taksim Cumhuriyet Anıtı'na çelenk bıraktı. Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım, "Emeğin hakkına, Cumhuriyet'e, soframızdaki ekmeğe ve çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmanın tek bir yolu vardır: örgütlü mücadele. Gelin, bu 1 Mayıs'ı sadece bir kutlama değil, direnişi büyütmenin, sömürü düzenine dur demenin dönüm noktası yapalım. Bizler sustukça sefalet artacak. Bizler durdukça karanlık büyüyecektir" dedi.
Haber: Oktay YILDIRIM - Kamera: Gencer KETEN
(İSTANBUL) - Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla Taksim Cumhuriyet Anıtı'na çelenk bıraktı. Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım, "Emeğin hakkına, Cumhuriyet'e, soframızdaki ekmeğe ve çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmanın tek bir yolu vardır: örgütlü mücadele. Gelin, bu 1 Mayıs'ı sadece bir kutlama değil, direnişi büyütmenin, sömürü düzenine dur demenin dönüm noktası yapalım. Bizler sustukça sefalet artacak. Bizler durdukça karanlık büyüyecektir" dedi.
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu yöneticileri ve sınırlı sayıdaki sendika üyeleri, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla Taksim Cumhuriyet Anıtı'na çelenk bıraktı. Anıt önünde açıklama yapan Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım, şunları kaydetti:
"Taksim Meydanı yıllardır iktidar tarafından halka, emekçilere kapatılmaya devam etmektedir. Emekçilerin yılın bir günü kendileri adına, emekleri adına, alın terlerini anmak adına ve geçmişte burada katledilen emekçileri anması adına burası kapatılmaktadır. Bir günde korkulmaktadır. Bir gün emekçilerin bir araya gelmesinden ürkülmektedir. Emekçilerin bir araya gelmesinden korkulmaktadır, ama iktidar 24 yıldır patronları bir araya getirmekten vazgeçmemektedir."
"Patronlar zenginleşirken emekçiler fakirleşmekte"
Ülkemiz emekçileri, alın terinin karşılığını AKP iktidarı döneminde daha aşağılara doğru kaybetmektedir. Kaybedilen her alın teri, her emeğin hakkı ne yazık ki halka değil, patronlara gönderilmektedir. Patronlar zenginleşirken emekçiler fakirleşmektedir. Ülkemizin tüm emekçileri, köylüleri, çiftçileri, asgari ücretlileri ve yıllarca verdiği emekten sonra emekli olan emeklileri, bu paradan, ülkemizin hazinesinden, ülkemizin zenginliğinden tek bir kuruş alamamaktadır. Çünkü patronlar doymamaktadır. Açlıkları asla giderilmemektedir. Daha çok, daha çok istemekten asla vazgeçmemektedir. Biz Kamu-İş Konfederasyonu olarak kurulduğumuz günden bugüne, ülkemiz emekçilerinin gerçek haklarını almak, alın terinin karşılığını almak ve insanca yaşam hakkını savunmak adına mücadelemiz alanlarda, meydanlarda ilk günden itibaren artarak devam etmiştir ve etmektedir.
Bugün emeğin sömürüye, özgürlüğün baskıya, adaletin hukuksuzluğa karşı sesini yükselttiği gün. Bugün Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak Türkiye'nin her meydanında 'İnsanca bir yaşam' diyen milyonların iradesini haykırmak için buradayız. Biz, ülkede topyekün bir talan olduğunu, bu talana karşı direncin de ancak her alanda mücadele ile mümkün olduğunu görüyoruz.
"Cumhuriyet, ona düşman olan azgın bir azınlığın elinde tahrip ediliyor"
Ülkemiz eğitimden sağlığa, adaletten ekonomiye, toplumsal yaşamdan özgürlüklere kadar her alanda sistematik olarak geriletiliyor. Cumhuriyet, ona düşman olan azgın bir azınlığın elinde tahrip ediliyor, kazanımlarını bir bir kaybediyor. Örgütlü bir talan var ve bu örgütlü talana karşı daha büyük bir örgütlü mücadeleyi büyütmek bizim tek çaremizdir.
Elbette en büyük sorunlarımızdan biri gün geçtikçe zorlaşan geçim kavgasıdır. Konfederasyonumuzun, KAMU-AR'ın nisan ayı çalışmaları sonrasında görüyoruz ki, ülkemizde sefalet tüm çıplaklığıyla belgelenmektedir. Açlık sınırı 36 bin lirayı, yoksulluk sınırı 109 bin lirayı geçmiştir. TÜİK'in yukarıdan talimatla açıklamış olduğu makyajlı enflasyon rakamları halkın, sokağın, marketin asla gerçeğini yansıtmamaktadır. Bile bile, isteye isteye kamu emekçilerinin, tüm emekçilerin aldıkları ücretler geriletilmektedir. Artık emekçiler kiralarını ödeyememekte, almaları gereken gıdayı dahi almakta zorlanmaktadır. Bu düzende bırakın rahat bir yaşam sürmeyi, onurlu bir emeklilik hayali kurmak bile artık imkansız hale getirilmiştir.
Son toplu sözleşme sürecinde bir kez daha şahit olduk ki, o masa bir müzakere masası değil, iktidarın belirlediği ve sarı sendikaların figüranlık yaptığı bir müsamere sahnesidir. Kamu emekçisini ve emeklisini sefalet zamlarına imza atarak satanları, bu orta oyununu kuranları, Kamu-İş olarak defalarca halkın önünde ifşa ettik ve etmeye de devam edeceğiz.
Emekçinin gasp edilen haklarını geri almak için Meclis'e sunduğumuz kanun teklifleri milyonlarca yurttaşın nefes almasını sağlayacakken ne yazık ki, Meclis'te çoğunluğu olan milletvekilleri ve partiler bunları görmezden gelmeye devam etmektedir. Devletin ciddiyeti, liyakatsız kadroların elinde can çekişirken kamu emekçisi iş yerlerinde mobbing, keyfi soruşturma ve angaryalar altında ezilmektedir. Grev hakkının olmadığı bir yasada asla kabul etmeyeceğimiz o uygulamaları Kamu-İş olarak reddediyoruz. Grev hakkı olmayan hiçbir toplu sözleşme ve yasayı da tanımadığımızı ilan etmiştik.
"Haklarımızı almamızın yolu hileli masalardan değil, kalabalık meydanlardan geçmekte"
Eşit işe, eşit ücret talebimiz ısrarla devam etmektedir. Kamu emekçilerine yapılan tüm ödemeler de emekli aylıklarına sayılmalıdır. Enflasyon farkı aylık mutlaka maaşlara yansıtılmalıdır. Tüm bu gelişmeler göstermektedir ki, bizim haklarımızı almamızın asıl yolu hileli masalardan değil, kalabalık meydanlardan geçmektedir. Bakın, yerin altında cevahir söken maden işçilerinin yerin üstünde hakları için verdiği mücadele, emek mücadelesinin atar damanlarının meydanlar olduğunu bir kez daha tüm emekçilere göstermiştir. Bu vesileyle 1 Mayıs'a direnişle mücadeleyle giren işçi sınıfının her bir unsurunu saygıyla ve dayanışmayla selamlıyoruz.
Sadece emek cephesinde değil, her alanda karanlık bir kuşatma altındayız. Onlarca suç kaydı olanlar sokaklarda yeni suçlar işlemeye devam ederken, seçilmiş siyasetçiler farklı soruşturmalarla tutuklanıyor. Kalemini satmayan gazeteciler, hakikatten yana söz söyleyen aydınlar, emekçinin hakkı için mücadele veren sendikacılar operasyonlarla evlerinden alınıyor. Yani, bizlerin hem seçme ve seçilme hakkı gasp ediliyor hem de anayasal güvence altındaki haber alma hakkımız, ifade özgürlüğümüz ve örgütlenme hürriyetimiz çiğneniyor. Adalet yok. Eğitim yok. Güvenlik yok. Seçim yok. Öyle ki artık oylarımız uyduruk soruşturmalarla yok sayılabildiğine göre bir seçim dahi yok.
Vergiler haraç düzeyine getirilmiş. Artık kaşıkla verilen ücretler ve zamlar vergi zamlarıyla kepçeyle geri alınmaktadır. Ama hükümet ve iktidar bunları yeterli görüyor mudur? Hayır. Her gün yeni vergiler, yeni zamlarla halkın elindeki üç kuruşu dahi farklı yöntemlerle geri alınmaya devam ediliyor.
Derelerimiz, ırmaklarımız, yeraltı kaynaklarımız, ormanlarımızı özelleştiren, daha doğrusu peşkeş çeken zihniyet, şimdi daha da arsızlaşarak kendi paralarımızla yapılan yollardan geçerken, köprülerden geçerken kendi paramızla yaptırdığımız köprü ve yollardan tekrar bizlerden daha yüksek ücretlerle para talep etmeye devam etmektedirler. Bu bir yağma düzenidir. Bu yağma düzenini asla kabul etmeyeceğiz. Bunu hep birlikte ve en kararlı biçimde gür bir sesle de alanlarda söylemeye devam edeceğiz.
Emek ve Cumhuriyet düşmanlarının kulaklarını tıkayamayacağı kadar gür bir sesle haykırmaya devam edeceğiz. Sesimizi o kadar yükseltebilmemizin tek yolu da yine tüm emekçilerin bir ve beraber olmasından geçmektedir. İnsanca bir yaşam ve insanlık onuruna yaraşır ücretler için verdiğimiz kavga, Cumhuriyet ve demokrasi için verdiğimiz ve vereceğimiz mücadeleden asla ayrı değildir.
"Komşularımızdan en büyük farkımız Atatürk'ün kurduğu laik ve bağımsız Cumhuriyet"
Orta Doğu'da özellikle de İran hattında yükselen savaş çığlıkları, emperyalizmin demokrasi maskesi ile kanlı ellerini coğrafyamıza uzattığını bir kez daha göstermektedir tüm dünyaya. Komşularımızdan en büyük farkımız Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu laik ve bağımsız Cumhuriyet'tir. Bugün bağımsızlığımızı korumanın yolu laikliğe ve Cumhuriyet değerlerine her zamankinden daha sık sarılmaktan geçmektedir.
Emeğin hakkına, Cumhuriyet'e, soframızdaki ekmeğe ve çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmanın tek bir yolu vardır: örgütlü mücadele. Gelin, bu 1 Mayıs'ı sadece bir kutlama değil, direnişi büyütmenin, sömürü düzenine dur demenin dönüm noktası yapalım. Bizler sustukça sefalet artacak. Bizler durdukça karanlık büyüyecektir. Ekmek, adalet ve özgürlük için kamu emekçileri omuz omuza diyoruz. Büyük usta Nazım'ın dediği gibi, 'Hürriyet kavgası bu'. Başka bir dünya, başka bir hayat, başka bir güneş ve biz o hayatın, o güneşin altında el ele omuz omuza olacağız. Tüm işçi sınıfının 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlu olsun."
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA