“Merkez Bankaları ve Beklentiler - 1”
2015 yılının ilk yarısında uluslararası sermaye piyasaları, belirsizliklerin son derece yoğun olduğu kritik bir dönem yaşadı. Dünya ekonomisi için önem arz eden ülkelerdeki gelişmelerin yanında bu süreçte, ağırlıklı olarak Yunanistan’ın içerisinde bulunduğu durumun, küresel ekonomi ve finans piyasaları için yaratabileceği potansiyel riskler izlendi. Uzun vadede Euro Bölgesi’nin dağılmasına kadar uzayabileceği düşünülen Yunanistan sorunu, sadece Avrupa için değil, tüm dünya adına oldukça yakından izlenen bir dinamik oldu.
Temmuz ayının ortalarında Yunanistan’ın Avrupalı ortakları ile kurtarma programı üzerinde nihayet bir uzlaşmaya varması, küresel piyasalar için en önemli gelişmelerden biriydi. Bu haber, Atina’ya ilişkin risklerin gevşediği şeklinde yorumlanarak, piyasa katılımcılarının dikkatini önümüzdeki dönemde bir miktar daha ekonomik gelişmelere ve önemli merkez bankalarına ilişkin beklentilere yönlendirebileceği için dikkat edilmesi gereken bir faktör. Euro, Dolar, Sterlin, Yen ve hatta Türk Lirası ile altın gibi araçlar, yön ararken daha bu dinamikler ile yol haritasını belirleyebilir.
“Piyasalar yeniden merkez bankalarına odaklanırsa…”
Yunanistan’da bu yıl yeni hükümeti kuran Syriza’nın Avrupalı ortakları ve kreditörleri ile kurtarma programı üzerinde uzun süre uzlaşamaya varamamaları, getirdiği riskler ile birlikte piyasaların algısını da etkiledi. Risk iştahının yönünü belirleyen temeller, Atina’ya ilişkin gelecek öngörüleri ile rota belirledi. Yılın ilk yarısı böylelikle ağırlıklı olarak dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Euro Bölgesi’ne ilişkin riskler ile geride bırakıldı.
Daha öncede söz ettiğimiz gibi, Temmuz ayında Yunanistan ile Avrupalı ortaklarının anlaşma sağlamaları ve ulusal parlamentoların kurtarma programını onaylaması, para ve emtia piyasasında dikkatlerin ağırlık yönünü değiştirebilir. Yatırımcılar ABD (FED) ve İngiltere (BOE) merkez bankalarının ne zaman faiz artıracağını konuşurken, Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) para politikasına ek teşvik önlemleri almak zorunda kalabileceği, Avrupa’nın ise (ECB) varlık alımlarını ne kadar sürdüreceğini merak ediyor. Bu paralelde FED ve BOE para politikasında genişlemeci dönemi geride bırakarak normalleşmeye hazırlanırken, ekonomilerindeki sorunlar nedeni ile BOJ ve ECB, genişlemeci kalmayı sürdürecek gibi görünüyor. Tabi ki piyasanın bu beklentileri, yeni dinamikler ile değişiklikler gösterebilir. Bu paralelde merkez bankalarının para politikaları arasındaki farklılıkların fiyatlara yansımasını doğru öngörebilmek adına, dünyanın bu büyük ekonomilerinden gelecek haberleri dikkatle izlemek gerekiyor.
“Fark ne kadar açılır, ya da açık kalır?”
Merkez bankalarının sıkı ya da genişlemeci politikalar uygulamaları, ilgili para birimleri üzerinde etkili olan en önemli faktörlerden biri diyebiliriz. Sıkılaştırıcı para politikası ülkenin para birimine değer kazanımı getirebilecekken, genişlemeci stratejiler ise kayıplara neden olabilir. Eğer bir ülkede ekonomik aktiviteler yavaşsa ya da istenen kadar hızlı değilse, merkez bankaları genişlemeci bir yol haritası izleyerek ekonomide çarkların dönüş hızlını artırmak isteyebilir. Ancak aşırı ısınmış bir ekonomi modeli varsa, bu gibi bir durumda da merkez bankası para politikasını sıkı tutarak ekonomiyi bir miktar soğutmak, dizginlemek isteyebilir. Tabi bu iki uç strateji arasında geçiş dönemleri de izlenebilir. Örneğin ABD ekonomisinin 2008 krizinden sonra toparlanma sinyalleri vermeye başlaması ile FED’in 2013 ve 2014 yıllarında parasal genişlemesini kademeli bir şekilde azaltmış ve sonrasında da bitirmiştir.
FED, BOE, ECB ve BOJ’un para politikalarına ilişkin piyasa beklentileri, dünyanın en çok kullanılan para birimleri olan Dolar, Euro, Sterlin ve Yen gibi araçların birbirleri arasındaki değerlerinin görece farklılaşmasına neden olabiliyor. İçerisinde bulunduğumuz yılın ikinci yarısı ve gelecek yılın başları, önemli gelişmiş merkez bankaları arasındaki para politikası farklarının değişimler gösterebileceği bir süreç olabilir. Tabi ki küresel piyasalar da bu yeni şartlara uyum sağlayarak yeni fiyatlamalar ile finansal piyasaların en çok işlem gören pariteleri olan EUR/USD, GBP/USD, USD/JPY, EUR/GPB ve EUR/JPY gibi çiftlerde yönü belirleyebilir. Tabi ki bu araçların yanında, değerli madenlerden borsalara ve Türk Lirası başta olmak üzere gelişen ülke para birimlerine kadar farklı enstrümanlar, bu önemli merkez banaklarının adımları ile söz ettiğimiz gelecek dönem içerisinde yönünü çizebilir.
Bu girişin ardından takip edecek sonraki yazılarımızda, FED-ECB, FED-BOE, FED-BOJ gibi başlıklarda merkez bankalarının para politikaları arasındaki farklılaşmaları ile bunların piyasalara etkilerini ele alacağız. Yatırımcıların, ekonomik faktörleri dikkate alarak değişen beklentilerini değerlendirip, böylelikle paranın rotasına ışık tutmaya çalışacağız.