DHA YURT ÖZEL GÜNDEM

Tünelde otomobilin çarptığı ineğin sahibine 1800 TL ceza RİZE'nin İkizdere ilçesinde otomobilin tünelde çarptığı başı boş inek öldü.

DHA YURT ÖZEL GÜNDEM
04.07.2020 09:33 | Son Güncelleme: 05.07.2020 04:22

Tünelde otomobilin çarptığı ineğin sahibine 1800 TL ceza

 

RİZE'nin İkizdere ilçesinde otomobilin tünelde çarptığı başı boş inek öldü. Hayvanın sahibi Münevver Biber'e 1800 TL idari para cezası kesildi. Biber, 15 bin TL değerindeki ineğini kaybettiğini belirterek "Burası köy ve burada bu olayların yaşanmaması için önlem alınmalı" dedi.

Kaza, 6 Haziran'da İkizdere'nin Sivrikaya köyündeki 14.3 kilometre ile Türkiye'nin en uzunu olan Ovit Tüneli'nde meydana geldi. Başı boş dolaşan ineğe girdiği tünelde otomobil çarptı. Kazada inek ölürken, otomobilde hasar oluştu. İneğin sahibi Münevver Biber'e Karayolları Trafik Kanunu'na göre 'Başıboş hayvan bırakma yasağına riayet etmeyerek kazaya sebebiyet verme' suçundan 1800 TL idari para cezası kesildi. 

İneğinin kaçtığını anlatan Biber, "Bu yol güzergahı her yer mera, ineklerimizin başında duruyoruz ama benim 20 tane ineğim var. Başını kollasam dibindeki inek gidecek, hangi birine bakayım? Sıcak çıkınca, sinek basınca hayvan başını kaldırıyor, başlıyor koşmaya. Ben nasıl önüne geçeyim? Yola atlamasını nasıl önleyeyim? İneğim kaçtı öldü, bana 1800 TL para cezası verdiler. 15 bin TL'lik ineğimi kaybettim. İneğe çarpan sürücü de benden para istiyor. Burada bir önlem alınmamış ve inek kaçmış girmiş tünele. Burada benim ne suçum var? Bu yol bizim yerleşimin ortasından geçiyor, ineklerimiz ahırdan çıkarıyoruz yola düşüyorlar. Meralarda hayvanları otlatırken korumak çok zor, bir önlem alınmasını bekliyoruz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------------------------Kazanın yaşandığı Ovit tünelinden detaylar-Güvenlik kamerasında kaza anı-Tünelin üstünde ve etrafındaki meralarda otlayan inekler-Münevver Biber'in açıklaması-Yollardaki inek sürüleri-Sürücülerin ineklerle karşılaşması-Muhabir anonsu (Arzu ERBAŞ )

HABER: Arzu ERBAŞ KAMERA: Mehmet Can PEÇE/RİZE-DHA

===========================

Iğdır'da çiftliklerden kaçan su maymunları doğal yaşama uyum sağladı AĞRI Dağı Milli Parkı'nda yaşayan Latin Amerika kökenli halk arasında 'koypu' ve 'esrarengiz fare' olarak bilinen su maymunları, yerleştikleri Iğdır'da doğal hayata uyum sağladı.

Anavatanları Güney Amerika kıtası olan su maymunları, kürk üretimi için getirildikleri çiftliklerden kaçıp sazlıklara yerleşerek yaşamlarını sürdürüyor. İstilacı olarak bilinen ve halk arasında 'esrarengiz fare' diye adlandırılan su maymunları, Iğdır'da doğal yaşama uyum sağladı. Hızlı üremesiyle bilinen su maymunları, Iğdır'ın iklim şartlarında, diğer bölgelerin aksine daha yavaş üreyerek varlığını koruyor. Iğdır Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Ormancılık Bölümü Avcılık ve Yaban Hayatı Programcılığı Öğretim Üyesi Dr. Bahadır Akman, su maymunlarının sulak alanlardaki bölge şartlarına uyum sağladığını söyledi. Akman, "Ülkemizde normal biyoçeşitliliğin içerisinde yer almayıp daha sonra istilacı tür olarak Güney Amerika'da, Şili'de yaşayan miko castro coypus, yani su maymunu diğer bir ismiyle de koypu, ülkemizde de dağılım gösterdi. Normalde Şili bölgesinde yaşıyor. Kürkü kıymetli olduğu için dünyanın dört bir yanında çiftliklerde üretilmekte. Bu çiftliklerden kaçan tür, artık ülkemizde de Aras Karasu taşkın ovasında, Bulakbaşı sazlıklarında ve Arpaçay'da doğal bir dağılım göstermekte. Halk arasında 'koypu' ve 'esrarengiz fare' olarak da adlandırılan su maymunları, yaşadıkları Iğdır'daki sulak alanlarda bölge şartlarına ayak uydurdu. Normalde istilacı tür olarak geçmekte. Günden güne ortama adaptasyon göstererek kendi türlerimiz arasına girmekte. Büyüyen bir popülasyona sahip. Bitkisel beslenen bir tür su maymunu denmesine nazaran bir kemirgen türü. Üreme açısından baktığımızda gebelik süresi 125 ile 140 gün olduğu için yılda 1 ya da 2 kere üreme şansları var. Kışın doğum yaptıklarında etrafta beslenmek için zorluk çekecekleri için yavruları doğduktan sonra beslenememeye bağlı olarak ölme şansları yüksek olmaktadır" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-Su maymunu suda yüzerken görüntü-Ağrı dağı detayı-Dr. Bahadır Akman ile röp.

Haber-Kamera: Suat DENİZ/ IĞDIR,

==========================

Kars'ta Trabzon ekmeği üretimi yaygınlaşıyor KARS'ta, 30 yıllık fırın ustası Mustafa Kemal Demir'in hazırladığı Trabzon ekmekleri ilgi görüyor. Katkısız oluşu, rengi, şekli, özel maya ve hamurdan üretilen Trabzon ekmeği, uzun süre bayatlamıyor. Trabzonlu usta Mustafa Demir, "Amacımız insanların yediği ekmekten bir tat alması, zevk alması damak tadının oluşmasıdır" dedi.

Fırıncılık mesleğine memleketi Trabzon'un Beşikdüzü ilçesinde çırak olarak başlayan Mustafa Demir, hamurkarlığı öğrendikten sonra ekmek üretiminde ustalığa yükseldi. 21 yıldan beri usta olarak ekmek üretimi yapan Demir, yaklaşık 15 gün önce Atatürk Caddesi'ndeki Karadeniz Taşfırın'da Trabzon ekmeği yapmaya başladı. Tamamen katkısız olan özel maya ve hamurdan yapılan rengi şekliyle göze de hitap eden Trabzon ekmeği kısa sürede Karslıların da beğenisini kazandı. Fırında sadece Trabzon ekmeği üreten Demir, vatandaşları sahte Trabzon ekmeğine karşı da uyardı. Gerçek Trabzon ekmeğinin hafif, sahtesinin çok ağır olduğunu ifade eden Demir, "Elimizde onun hafifliğini hissedeceğiz. Trabzon ekmeğini farklı kılan ekşi mayadır. Ekşi maya dayanıklılığını artırıyor ve uzun süre taze kalmasını sağlıyor. Kars'ta 15 günlük süre içinde gösterilen ilgiden memnunuz. Ekşi mayalı olması ve taş tabanlı kara fırında odun ateşinde pişmesi bir başka özelliğidir. Bizim amacımız yapıp satmak değil, amacımız insanların midesine hitap edebilmektir. Çünkü insan aldanır, mide aldanmaz diyoruz. Amacımız insanların yediği ekmekten bir tat alması, zevk alması damak tadının oluşmasıdır. Her zaman için alın teri nimet diyoruz. Bizim için öncelikli olan konu budur" diye konuştu.

'HEPSİ VÜCUDA FAYDALI VE KATKI MADDESİZ'Trabzon ekmeğinin zayıflatıcı özelliğinin olduğunu belirten Demir, ayrıca mide ve şeker hastalarına faydalı olduğunu belirtti. Kars halkının ekmeği severek tükettiğini anlatan Mustafa Demir, şunları söyledi: "Kars halkının bu ekmeği sevdiğini biliyoruz. Gerçekten halk bu ekmeği severek yiyor. Biz de daha ileriye götürmek için şu andaki doğal ekmeklerimizi imal etmeye çalışıyoruz. Trabzon ekmeğinin yanı sıra 2 kiloluk balina ekmeğimiz, tam buğday ve tava ekmeğimizi de üretiyoruz. Özellikle sağlık açısından hepsi vücuda faydalı olup hiçbir zararı olmadığı gibi hiçbir katkı maddesi de içinde bulunmamaktadır. Tam buğday ekmeğimizde kullandığımız unlar Kars'ın yöresel buğdaylarından karabuğdaydır. Özellikle su değirmende çekiliyor. Onları da ekmeğimize katarak daha güzel bir hal almasını sağlıyoruz."

'UZUN SÜRE BAYATLAMIYOR'Fırın sahibi Mustafa Kaya da "Ekmeğimizin en önemli özelliği içinde bulunan kendi doğal mayası sebebiyle uzun süre bayatlamaması. Buğday ekşi maya ile mayalandığı için uzun süre bayatlamıyor. Müşterilerimizin yoğun istek ve talebi üzerine Trabzon ekmeği üretimine başladık. Karslı hemşehrilerimiz bu ekmeği çok sevdi. Şu anda ilgi son derece güzel" dedi. Trabzon ekmeğini severek tükettiklerini Fevzi Eminoğlu, üreticilere teşekkür etti. İbrahim Süleymanoğlu da, "Ekmeği Trabzon'dan biliyoruz. Uzun bir süre tazeliğini muhafaza ettiği için tercih edildiğini daha önceden duymuştuk. Bu fırında da üretildiğini duyduk ve ekmeği almaya karar verdik" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------------------------Ekmeklerin fırından çıkarılışı-Genel ve detaylar-Fevzi Eminoğlu'nun konuşması-İbrahim Süleymanoğlu'nun konuşması-Fırıncı ustasının konuşması

Haber-Kamera: Bedir ALTUNOK/ KARS,

=============================

Ecrin bebek iddianamesinde babaannenin 25 yıl hapsi isteniyor SAMSUN'un Vezirköprü ilçesinde, geçen yıl evinin önünden kaybolan ve bulunan kafatası ile kemik parçalarına yapılan DNA testi ile yaşamını yitirdiği kesinleşen 1,5 yaşındaki Ecrin Kurnaz olayı ile ilgili savcılık iddianamesi hazırlandı. Üvey babaanne Hacer Kurnaz'ın küçük çocuğun kaybolduğunu bilmesine rağmen ısrarlı ve kasıtlı bir biçimde kimseye haber vermeyip, kolluk kuvvetlerini de gerçek dışı beyanla yanlış yönlendirdiğine yer verilen iddianamede, Kurnaz hakkında 'ihmali davranışla olası kastla insan öldürme' suçundan 25 yıla kadar hapis cezası talep edildi. 13 ayrı bilirkişi raporunun da yer aldığı iddianamede, küçük kızın herhangi bir hayvan ve insan müdahalesi olmadan doğal şekilde öldüğü, cesedinin ise yabani hayvanlar tarafından parçalandığına yer verildi.

Vezirköprü ilçe merkezine yaklaşık 32 kilometre uzaklıktaki Alancık Mahallesi'nde 7 Mayıs 2019'da evinin önünden kaybolan ve 20 gün sonra da evine yaklaşık 4 kilometre uzaklıkta bulunan kafatası ve kemik parçalarına yapılan DNA incelemesi ile öldüğü belirlenen 1,5 yaşındaki Ecrin Kurnaz ile ilgili savcılık soruşturması tamamlandı. 22 Haziran'da gözaltına alınan üvey babaanne Hacer Kurnaz 'ihmali davranışla kasten adam öldürme' suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi. Üvey baba Deniz Kurnaz ile Hasan Solcan ve Mesut Yiğit ise 'fuhşa teşvik etmek, yaptırmak, aracılık etmek veya yer temin etmek' suçundan tutuklandı. Ecrin Kurnaz'ın üvey amcası Ö.K. ile H.Ö. ise serbest bırakıldı. Ecrin Kurnaz'ın ölümü ile ile soruşturma sırasında şüphelilerle ilgili delillerine ulaşılan 'fuhşa teşvik' suçu kapsamındaki dosyalar ayrıldı.

ÜVEY BABAANNE YARGILANACAKEcrin Kurnaz'ın ölümü olayı ile ilgili 'ihmali davranışla olası kastla insan öldürme' suçundan tutuklu bulunan üvey babaanne Hacer Kurnaz ile ilgili hazırlanan iddianame, Vezirköprü Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edildi. Hacer Kurnaz ifadesinde evin önünde bulunan küçük çocuğu son olarak saat 15.00'te gördüğünü, içeri yemek yapmak için mutfağa gittiğinde yarım saat sonra Ecrin'e seslendiğini, ancak cevap alamaması üzerine evin dışında küçük çocuğu bir süre aradığını, telefonu olmaması nedeniyle de kimseye haber veremediğini söyledi.

18.00'E KADAR KİMSEYE HABER VERMEDİHazırlanan iddianamede Hacer Kurnaz'ın Ecrin'in orada olmadığını 15.30'da fark etmesine rağmen telefonu bulunmadığı için oğlu Özkan Kurnaz'ı arayamadığı halde bu konuda komşularından yardım istemediği, üvey dede Nuri Kurnaz'ın eve geldiği saat 18.00'e kadar kimseye haber vermediği, hatta Nuri Kurnaz'a yemek hazırladıktan sonra küçük çocuğu soran eşine, oğlu Özkan Kurnaz'ın yanında olabileceğini söylemesi nedeniyle etraflı aramaya saat 18.30'a kadar başlamadıkları ve 19.20'ye kadar da jandarmaya ihbarda bulunmadıkları belirtildi.

ARAMALARIN ERKEN BAŞLAMASINA ENGEL OLDUNuri Kurnaz'ın 19.23'te jandarmayı aradığı belirtilirken, Hacer Kurnaz'ın saat 15.00'ten itibaren yaklaşık 4 saat kendi başına hareket eden Ecrin Kurnaz'ın arama çalışmalarına başlanmasına engel olduğu ifade edildi. Ayrıca Hacer Kurnaz'ın kolluk kuvvetlerine aile bireylerinin tepkisinden çekindiği için çocuğun nerede olabileceğine dair yanıltıcı ve çelişkili beyanlarda bulunduğu belirtildi. Bu nedenle arama- kurtarma çalışmalarının ilk aşamada sınırlı alanda kaldığı küçük çocuğa hızlı bir şekilde ulaşılmasının mümkün olmadığına dikkat çekildi.

KASITLI OLARAK GERÇEĞE AYKIRI BEYANKurnaz'ın, çocuğun 15.30'dan itibaren kaybolduğunu bilmesine rağmen kolluk birimlerine ilk aşamada Ecrin'in sabah annesi Sevcan ve üvey babası Deniz Kurnaz ile gittiğini ya da Özkan Kurnaz hayvanları aramaya gittiğinde peşinden gittiğini söylediği, öyle olmadığı halde kasıtlı olarak gerçeğe aykırı beyanlarda bulunduğu, eylemsiz kaldığı, kendini sorumluluktan kurtarmak amacıyla yanlış bilgi verip yönlendirdiği belirtildi.

25 YIL HAPSİ İSTENİYORİddianamede Hacer Kurnaz'ın yaban hayatının bulunduğu ve küçük bir köy olan olay yerinde Ecrin kaybolduktan sonra ısrarlı ve kasıtlı bir biçimde kimseye haber vermemesi ve kolluk kuvvetlerini yanlış yönlendirmesi nedeniyle 'ihmali davranışla olası kastla insan öldürme' suçundan 25 yıla kadar hapis cezası ile yargılanması talep edildi.

İNSAN VE HAYVAN MÜDAHALESİ OLMADAN ÖLDÜKüçük çocuğun ölümüyle ilgili hazırlanan iddianamede Ecrin Kurnaz'ın nasıl ve neden öldüğünün belirlenmesi için yapılan titiz çalışma da detaylı şekilde yer aldı. Her türlü ihtimalin düşünüldüğü soruşturmada 13 ayrı bilirkişi raporu hazırlandı. Yapılan incelemelerin ardından Ecrin Kurnaz'ın herhangi bir hayvan ve insan müdahalesi olmadan doğal şekilde öldüğü belirlendi.

TRAVMATİK BİR LEZYON BULUNMADIİncelemede çocuğun ayakkabısının toprak yolun kenarında bulunduğu ve elbiseleri ile kafatası ve kemik parçalarının dere yatağına kadar yaklaşık 100 metrelik mesafeye dağıldığı belirlendi. Kemikler üzerinde yapılan incelemede kafatasında herhangi bir travmatik lezyon bulunmadı.

OLAY YERİNE KOYUN CESETLERİ BIRAKILDIKemiklerin mevcut haline belirlenen süre içinde gelmesinin olağandışı olup olmadığının belirlenmesi için İstanbul Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi'nde görevli bir uzman antropolog inceleme yaptı. Küçük çocuğun kemik parçalarının bulunduğu noktaya çürüme hızının tespit edilmesi amacıyla koyun cesetleri bırakıldı. 3 gün arayla numuneler alındı, bir de fotokapan yerleştirildi. Numuneler ve fotoğraflara yapılan incelemede Ecrin'e ait cesedin küçük çocuğun yaşı, iklim ve arazi şartları, hayvan müdahalesi ve çevresel şartlar nedeniyle bulunduğu sürede mevcut çürüme seviyesine gelmesinin bilimsel olarak mümkün olduğu belirlendi.

3'ÜNCÜ BİR KİŞİYE AİT DNA ÖRNEĞİ ÇIKMADIİstanbul Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi'nce hazırlanan raporda da Ecrin'e ait kemikler ve elbiselerde yapılan incelemede 3'üncü bir kişiye ait bir DNA örneği, sperm ve benzeri bir numune bulunmadı. Elbiseler üzerinde bölgesel bir kanama bulunmadığı, genel olarak çürümeye bağlı beden sıvısının bulunduğu, harici bir müdahale ile bölgesel bir kanamanın bulunmadığı, elbiselerde ise hayvan müdahalesi ile uyumlu yırtıklar bulunduğu tespit edildi. Yine uzmanlarca yapılan incelemede kemiklerde ilaç etken maddesine de rastlanmadı.

FOTOKAPANDA ÇAKAL GÖRÜNTÜSÜ YAKALANDIYapılan incelemede küçük çocuğun kemiklerinde diş izleri bulunduğu, iki kemik parçasında ise kurt, çakal ya da köpek türüne ait hayvan DNA'sına rastlandığı belirlendi. Olay yerine yerleştirilen fotokapanlarda ise çakal görüntülerinin yakalandığı ifade edildi.

GİYSİSİNDEKİ POLENLER İNCELENDİKüçük çocuğun cesedinin başka bir yerden, bulunduğu yere taşınıp taşınmadığının belirlenmesi amacıyla ise elbiselerinden polen ve toprak numuneleri alındı. Yapılan ilk değerlendirmede çocuğun giysilerinde bulunan bazı polenlerin olay yerindeki bitki türlerine ait olmadığı ortaya çıktı. Yine olay yerinde bulunan bitki türlerine ait polenlerde giysilerde bulunamadı. Bu durumun cesedin taşındığını gösterip göstermediğinin belirlenmesi için Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü'nden bilirkişi inceleme yaptı. Yapılan araştırmada polenlerin olgunlaşma sürelerindeki farklılık, polenlerin rüzgar, sular, kuşlar ve diğer hayvanlarla taşınması ve polenlerinin dağılımının böcekler vasıtasıyla gerçekleşmesi gibi faktörlerin neden olabileceği belirtilerek bu durumun cesedin olay yerinden taşındığı anlamına gelmeyeceği belirtildi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-------------------------------Babaanne detayları -Köyden detaylar -Ecrin bebek detayları -Detaylar 

Haber: Yaprak KOÇER - Kamera: Hüseyin KALAY SAMSUN-DHA

=============================

Depremin vurduğu Elazığ'da, yeni konutların yapımı sürüyor ELAZIĞ'da, 5 ay önce meydana gelen, 41 kişinin öldüğü, 6.8'lik depremin ardından hasarlı binaların yıkımı devam ederken, yeni konutların yapımı da sürüyor. Depremzedelerin barınması için kurulan konteyner kentlerde 5 bin 500 kişi kalırken, depremde evi yıkılan veya hasar gören 311 aile, TOKİ tarafından yapılan evlere yerleştirildi. Depremde en çok zarar gören yerlerden Sürsürü Mahallesi'ndeki Dilek Sitesi'nde yeni konutların yüzde 60'ı tamamlandı.

Merkez üssü Sivrice ilçesi olan 24 Ocak'taki depremin ardından Elazığ'da 37, Malatya'da 4 olmak üzere 41 kişi hayatını kaybetti. Depremin üzerinden 5 ay geçerken, TOKİ tarafından yapılan konutların inşası sürüyor. Depremzedelerin barınması için şehir merkezinde 3, Sivrice ilçesinde ise 1 olmak üzere toplam 4 konteyner kent kuruldu. Yaklaşık 5 bin 500 kişinin barındığı konteyner kentteki vatandaşlar, inşaatların tamamlanmasının ardından evlerine geri dönmek istiyor. Depremde evi yıkılan veya hasar gören 311 aile, şubat ayında TOKİ tarafından yapılan evlerine yerleştirildi. Depremin simgelerinden biri olan Sürsürü Mahallesi'ndeki Dilek Sitesi'nde de inşaat tüm hızıyla sürüyor. 14 kişinin hayatını kaybettiği sitenin inşaatının yüzde 60'lık bölümü tamamlandı. 180 daireden oluşan 9 binanın 15 Ağustos'ta teslim edilmesi hedefleniyor.

'DEPREM YÖNETMELİĞİNİN ÜZERİNDE İNŞAAT SİSTEMİ UYGULUYORUZ'Sürsürü Şantiyesi Proje Müdürü Haydar Erol, depremde yıkılan Dilek ve Petek sitelerinin yerine 180 konutun inşasını yaptıklarını belirterek, "100 konutumuz 100 metrekare, 80 konutumuz 120 metrekare olarak inşa ediliyor. Binalarımızın tamamı tünel kalıp sistemi ile yapılmaktadır. Binalarımız 70 santim kalınlığında bir radye temele sahip ve bin 5 adet 11,5 metre uzunluğunda kazık sistemine sahip. Yani deprem yönetmeliğinin de üzerinde bir inşaat sistemi uyguluyoruz. Hak sahipleri gönül rahatlığıyla burada oturabilir. Binalarımızın bodrum katı, ısıtma, su deposu, sığınak ve otopark olarak inşa ediliyor. İnşaatımız şu anda yüzde 60 seviyelerinde. Normal teslim süremiz 10 Eylül olmasına rağmen, vermiş olduğumuz bir taahhüt var. İnşallah 15 Ağustos'a yetiştireceğiz. Hak sahiplerine iletilmek üzere binaları idareye teslim edeceğiz" dedi.

'İNŞALLAH BİR DAHA YAŞAMAYIZ'Depremden önce Abdullahpaşa Mahallesi'nde oturduklarını belirten Leyla Ceylan (37), "Evlerimiz yıkıldı. Camilerde, spor salonlarında kaldık. Sonra Allah razı olsun devlet bize bu imkanı sundu. Buraya geldik. Şu an en azından kafamız rahat bir şekilde oturuyoruz ama tek dilediğim bir an önce evime kavuşmak. Burası güzel ama tabii ki insan her zaman evini istiyor. Deprem anı kötüydü. Arkadaşım gelmişti, oturuyorduk. Bir anda oldu. Geçer zannettik ama daha çok oldu. Duvarlar yarılmaya başlayınca daha çok korktuk. Çoluk çocuk dışarıya çıktık. O an anlatılmaz yaşanır. Gerçekten kötüydü. Dışarıya çıktık güneş enerjileri aşağıya düştü. Hala devam ediyordu. Eve giremedik. Hava soğuktu ve dışarıda kaldık ama bugüne de şükürler olsun. İnşallah bir daha yaşamayız" diye konuştu.Leyla Ceylan'ın kızı Sude (11) de depremde çok korktuğunu ifade ederek, "Gidecek yerimiz olmadığı için camiye yerleştik. Evimize yıkılma kararı geldi ve evimizi boşalttık ama bir umudumuz var. Evimiz yapılacak. Devlet sağ olsun konteyner kente yerleştirdi. Evimize gideceğiz inşallah" dedi.

'YENİ BİR HAYATA BAŞLADIK'Sürsürü Mahallesi Dilek Sitesi'nde depremde annesini kaybeden Faruk Kaplan (51) ise, "Evi 1997'de aldık. Evimiz yıkılana kadar orada ikamet ettik. Depremde annemi kaybettim. Devletimiz sağ olsun Cumhuriyet Mahallesi'ndeki TOKİ'lerde bize yeni bir ev verdi. Şu anda buraya yerleştik. Yeni bir hayata başladık. Alışmaya çalışıyoruz. Oturduğum sitede kapıcı olarak çalışıyorum. Yeni hayatımıza alışmaya çalışıyoruz. Allah bir daha böyle depremler, böyle afetler göstermez inşallah. Mal mülk yerine geldi ama can kaybında giden gelmiyor."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------------------------Şantiyeden detay-Konteynerkentten detay-Depremzede aileden detay-Röportajlar-Genel ve detayHaber- Kamera:  Ahmet ÇÖTELİ/ELAZIĞ,

=============================

Diyarbakır'da, koronavirüs vakalarında son 4 günde yüzde 15 artış DİYARBAKIR'da, maskenin yanlış kullanımı ve sosyal mesafeye dikkat edilmemesi sonucu artış göstermeye başlayan koronavirüs vakaları nedeniyle pandemi hastaneleri doluluğa yakın bir oranda hizmet vermeye başladı. Dicle Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve İl Pandemi Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kemal Çelen, kentte özellikle son 4 gün içerisinde kişisel dikkatsizlik nedeniyle vakalarda artış yaşandığını belirterek, "Bu artış oranı yüzde 15 civarındadır. Bu artışın tek sebebi maalesef yanlış maske kullanımıdır" dedi.

Diyarbakır'da, normalleşme süreciyle birlikte oluşan rehavet ve dikkatsizlikle artış göstermeye başlayan koronavirüslü hasta sayısı nedeniyle, pandemi hastanelerinde klinik sayıları artırıldı. İkinci dalga endişesinin hakim olduğu kentte 10 Haziran'da, sokağa maskesiz çıkmak yasaklandı. Yasağa rağmen, sıcak havanın da etkisiyle ağzı ve burnu kapatacak şekilde kullanılmayan maske, sosyal mesafeye dikkat edilmemesi gibi nedenlerle vaka sayılarındaki artış devam ediyor. Kentte, son 4 gün içerisinde vaka sayısı yüzde 15 artış gösterirken, pandemi hastaneleri doluluğa yakın hizmet vermeye başladı. Durumu ağır olmayan hastalara da evlerinde karantina uygulanmaya başladı.

'YANLIŞ MASKELERİ HALA KULLANMAYA DEVAM EDİYORUZ'Dicle Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve İl Pandemi Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kemal Çelen, yüzde 15 oranındaki artışın nedeninin kişisel dikkatsizlik olduğunu ifade ederek, "Maske kullanımına gerekli özen gösterilmiyor. Yanlış maske kullanımı uyarılara rağmen hala devam ediyor. En önemli nokta, yanlış maskeleri hala kullanmaya devam ediyoruz. Lütfen siyah bez maskeleri ya da renginden bağımsız bez maskeleri kullanmayalım. Bunlar tekrar yıkanabilir ve kullanılabilir diye belki kolay geliyordur ama bunların etkinliği, koruyuculuğu yüzde 10'un altındadır. Bu nedenle bu maskeleri kullanmayalım, cerrahi maskeleri kullanalım ve telli kısmını mutlaka burnumuzun kıvrımlarına denk gelecek şekilde ayarlayalım. Bu maskeleri burnumuzu ve ağzımızı kapatacak şekilde kullanalım. Arkadaşlarımızla sohbet ederken burnumuzun altına ya da çenemize kadar indirmeyelim. O zaman hiçbir etkinliği olmayacaktır. Yani, vaka sayılarındaki artışın tek sebebi maalesef yanlış maske kullanımıdır" dedi.

Kentte, vaka sayılarındaki artışla birlikte denetimler sürerken, yanlış maske kullanımıyla birlikte, toplu taşıma araçlarına maskesiz binenlerin, maske takmayanların ve maskelerini çenelerine ya da ellerine takanların çoğunlukta olduğu gözlendi. Maskeyi kuralına uygun kullanan vatandaşlar, yanlış maske kullanımını sürdürenlere yönelik denetimlerin artırılmasını istedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------------------------Muhabir Mehmet Mucahit Caylan'ın anonsu-Maske takmayan ve yanlış takan insanlar-Prof  Mustafa Kemal Çelen'in konuşması-Vatandaşların konuşması-Polisin maske denetimini yapıp ceza kesmesi-Toplu taşıma araçlarına maskesiz binen vatandaşlar-Sağlık ekiplerinin Covid-19 hastasanını alması-Pandemi hastanesi havadan detay-Pandemi hastanesi acil servis girişi-Genel ve detay

Haber-Kamera: Mehmet Mucahit CEYLAN- Selim KAYA/DİYARBAKIR,

===============================

Prof. Dr. Dilci: Sosyal medyanın kısıtlanmasında hiçbir mahsur yoktur SİVAS Cumhuriyet Üniversitesi (SCÜ) Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi ve Dijital Bağımlılıkla Mücadele Derneği Başkanı Prof. Dr. Tuncay Dilci, tartışmalara yol alan sosyal medya kullanımıyla ilgili olarak, "Sosyal mecralara, dışarıdaki şirketlerin üzerinden hukuki düzenlemeler Avrupa'daki örneklerde olduğu gibi ivedi yapılmalı. Sosyal medya ehliyetli insanların uğrak yeri olmalı. Kısıtlanmasında hiçbir mahsur yoktur. Sadece Türkiye'de değil, tüm dünya ülkeleri uygulamaktadır" dedi.

SCÜ Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi ve Dijital Bağımlılıkla Mücadele Derneği Başkanı Prof. Dr. Tuncay Dilci, son günlerde gündemde olan sosyal medya düzenlemesi yasa tasarısı ile ilgili Demirören Haber Ajansı'na özel açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Dilci, sosyal medyanın nasıl kullanılması gerektiği ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

'HUKUKİ DÜZENLEMELER YAPILMALI'Dijital bağımlılıkla ilgili birçok kez farkındalık amaçlı açıklamalar yaptıklarını söyleyen Prof. Dr. Tuncay Dilci, "Sosyal medya, dijital mecralardan sadece bir tanesidir. Biz Dijital Bağımlılıkla Mücadele Derneği olarak bununla ilgili farkındalık amaçlı birçok defa demeçte bulunduk. Çünkü sunucuların ülke dışarısında olması ve kontrolünün güç olması, geri dönüşünün veya hukuki anlamda sorgulamaların ve sonuçların gecikmesi veya hiç olmaması ciddi bir sıkıntıydı. Bu anlamda hükümetimizin, Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğindeki uygulamalarını yürekten destekliyorum. Çünkü toplumsal yapı adına, ileride birtakım olumsuzlukların önüne geçmek adına önemli olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda Meclis'teki kanun teklifinin öncesinde de milletvekilleri ile bu konuda görüş alışverişinde bulunduk. Bunun için hukuki alt yapı önemlidir. Hukuki alt yapının daha çok toplumsal değerler silsilesi üzerine inşa edilmesi gerekir. Bu anlamda gerekli tüzük, yönetmelik ve yine buna bağlı kurumsal işleyişler düzenlenmelidir. Buna bağlı hukuki alt yapı ilerde bir etik ahlaki ilkeler setinden, değerler sistemine doğru evrilen bir düzenlemeye ivedi ihtiyaç vardır diyoruz. Dolayısıyla sosyal medya ile şu anda gerçekten fütursuz şekilde ailelere veya kişinin birikimlerine suikastler yapılabilmektedir. Aile varlığı, sağlığı gibi sosyal ilişkileri ve itibar suikastleri bunun en önde geleni diyebiliriz. Bunun için sosyal mecraların dışarıdaki şirketlerin üzerinden, bağlantılarına dönük hukuki düzenlemeler Avrupa'da, Almanya'da, Fransa'da örneklerin de olduğu gibi ivedi yapılmasında fayda var" dedi.

'SOSYAL MEDYA EHLİYETLİ İNSANLARIN UĞRAK YERİ OLMALI'Sosyal medya kullanmak isteyenlerin belirli bir ehliyete tabi tutulmamaları gerektiğini belirten Prof. Dr. Dilci, "Sosyal medya ehliyetli insanların uğrak yeri olmalı. Bu anlamda araba sürücüsü nasıl ehliyet alıyorsa sosyal medyayı da doğru ve sağlıklı kullanamayan kişiler hata yapabilirler. Dolayısıyla ileride buna dönük iletişim kazaları veya diğer sosyal anlamdaki suikastler bu sistem de kasıtlı olarak gerçekleşebilir. Zaten sosyal medya üzerinden yürütülen algı operasyonları, seçim propagandaları tamamen kişilik haklarına saldırıya dönüşebilmekte bunun önünde de maalesef hiçbir engel bulunmamaktadır. Bu anlamda oluşabilecek düzenlemeleri yürekten destekliyoruz. Dolayısıyla bu sosyal medya ile ilgili yine biz Dijital Bağımlılıkla Mücadele Derneği olarak her zaman da ifade ettik, bir komisyon kurulması gerekir. Bu komisyon sosyopsikolojik, pedogojik açıdan içerikleri değerlendirmeli ve bu içeriklerin öne sürdüğü varsayımlardan hareketle bazı tedbirlerin alınmasına hatta sakıncalı söylemlerin, kavramların algoritmik bir sistem üzerinden teşhis edilerek gerekli önlemlerin alınması da önemli diye düşünüyoruz. Dolayısıyla sosyal medya üzerinden meydana gelen zihinsel işgal ve zihinsel işgale bağlı kimlik ve kişilik özelliklerini zedeleyici kültürel dinamikleri yok edici, zararlı ve gerçekten kültürel beka sorunu oluşturabilmesi de söz konusu olduğu için buna dönük bir denetim ve tespit komisyonun oluşturulması elzemdir ve ivedidir. Bu denetim ve tespit komisyonu gelecek adına dijital mecra alanları ile ilgili her türlü gelişmeleri takip edecek ve buna yönelik vizyon sunacak" dedi.

'YASAKLAMA YERİNE YÖNLENDİRİCİ, DÜZENLEYİCİ TEDBİRLER ALINMALI'Bilgi paylaşımının günümüzde bir ihtiyaç olduğunu aktaran Prof. Dr. Dilci, "Dolayısıyla sosyal medyayı yasaklama yerine yönlendirici, düzenleyici bir takım kurumsal tedbirlerle beraber hukuki anlamda da devlet olarak da devlet kurumlarına Meclis'te kanun, yönetmelik temelli fakat alt tabanda kurumların alabileceği önlemler olabilir. Fakat yasaklamadan ziyade biçimlendirme ve düzenleme amaçlı yine devlet önderliğinde bir takım bilinçlendirme yani etkili ve nitelikli sağlıklı sosyal medya kullanım becerilerine bilinçlendirme, seminerler, bilinçlendirme konferansları verilebilir. Bizim bununla ilgili çalışmalarımız var. Dolayısıyla sosyal medya hesapları açarken de biz bunu daha önce de dile getirdik. Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ile beraber nüfus cüzdan örneğini ve güncel olacak şekilde onaylı, sisteme kaydedilerek hesap açılmasında fayda var. Aksi halde sistemin fason diyebileceğimiz farklı veya olmayan sanal kişilikler üzerinden gerçekleşmesi mümkündür. Bu anlamda şirketler gerekli tedbirleri almalı ancak orada bir sakınca var. Kimlik bilgilerinin farklı, yabancı ülkelerdeki sunucuların eline geçmesi yerine yerel yazılımcılar ve bu yönde güvenlik önlemleri, yerel olmak şartıyla bence bu durumu olumlu hale getirebilir. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; sosyal medya bir ihtiyaçtan doğar fakat kişinin sosyalleşmesi için değildir. Bizim yaptığımız araştırmalarda dijital mecralarda bulunmak insanı daha çok yalnızlaştırıyor. Fakat sosyal medya bir ihtiyaç gibi görünse de bilgi paylaşma, alma ihtiyacı, evet insana özgü bir gereksinimdir. Fakat bunun sağlıklı, güvenlikli ve başkalarının haklarını koruyacak düzenlemelere de ivedi ihtiyaç var. Bu yönde uygulamaları Dijital Bağımlılıkla Mücadele Derneği olarak destekliyoruz" diye konuştu.

'KISITLANMASINDA HİÇBİR MAHSUR YOKTUR'

Sosyal medya ile ilgili devletin alacağı kararları desteklediğini belirten Prof. Dr. Dilci, "Çünkü aşırı fütursuzluk, hatta devletin varlığına, güncelliğine bile saldırısı söz konusudur. Onun için bizim yapmamız gereken bu uygulamalara karşı esnek davranmak, yapıcı davranmaktır. Yani birilerinin özgürlüğünün başladığı yerde başkasının özgürlüğü kısıtlanıyorsa o uygulama sağlıklı bir uygulama değildir. Dolayısıyla hayatta hiçbir şey sınırsız özgürlüğe sahip değildir. Belli bir düzen içinde yaşıyoruz. Sosyal ihtiyaçlarımızı elbette karşılayacağız ama kişilik hak ve özgürlüklerine dikkat ederek yapmamız gerekiyor. Bu anlamda yeni sosyal mecralara ilişkin etik ilkeler setinin gelişmesi gerekiyor. Bu etik ilkeler seti ileride değere dönüşerek toplumsal kabule ihtiyaç var ve toplumun çoğunluğu tarafından kabul edilince de zaten o tür anormal dışı saldırılar veya bir toplumsal dışlanmaya maruz kalacağı, hukuki zeminde mevcut olacağı için cezai müeyyide şeklinde karşılığını bulacaktır. Dolayısıyla kısıtlanmasında hiçbir mahsur yoktur. Sadece Türkiye'de değil, tüm dünya ülkeleri uygulamaktadır" ifadelerini kullandı.

Kaynak: DHA

title