DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ

'NUH'UN GEMİSİ' HEYELAN TEHDİDİ ALTINDAKUTSAL kitaplarda da yer alan Hz. Nuh'un gemisinin Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde olduğu öne sürülen kalıntılar kurtarılmayı bekliyor.

DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ
15.08.2020 08:35 | Son Güncelleme: 15.08.2020 10:46

'NUH'UN GEMİSİ' HEYELAN TEHDİDİ ALTINDA

KUTSAL kitaplarda da yer alan Hz. Nuh'un gemisinin Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde olduğu öne sürülen kalıntılar kurtarılmayı bekliyor. Heyelan sebebiyle dev yarıkların oluştuğu yapının ciddi tahribata uğradığını belirten Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Faruk Kaya, "Ciddi önlemler alınmazsa buranın kısa bir süre içinde doğal yapının kaybolacağını ifade edebiliriz. Burada araştırma yapılacak alan kalmaz" dedi. 

    Ağrı'nın Doğubayazıt İlçesine bağlı Telçeken köyü arazisindeki Nuh'un Gemisi'ne ait olduğu iddia edilen yapı, şiddetli heyelan ve toprak kayması tehdidi altında. Harita Mühendisi Yüzbaşı İlhan Durupınar'ın 1959 yılında bölgenin haritasını çıkarmak üzere fotoğraf çekerken bulduğu yapının Nuh'un gemisine ait olduğunun ileri sürülmesinin ardından başta Amerikalı olmak üzere çok sayıda yabancı bilim adamı bölgeye gelmeye başladı. Amerika'daki Kiliseler Birliği, İncil ve Tevrat'ta yer alan Nuh'un gemisinin Doğubayazıt ilçesine bağlı Telçeker Köyü arazisindeki yapı olup olmadığını belirlemek için bilim adamlarına destek verdi. 1960'lı yıllardan sonra bölgeye gelen bilim adamlarının bir kısmı Telçeker'deki yapının Nuh'un gemisine ait olabileceğini belirtirken, bir kısmı yapının heyelan sonrası oluşmuş olabileceğini ileri sürdü. 

    Yaklaşık 150 metre uzunluğunda, 55 metre genişliği ve 13 metre derinliğindeki yapıyla ilgili araştırmalarını sürdüren Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Faruk Kaya, ünlü jeologların bölgede Nuh'un gemisine ait kalıntıları araştırdıklarını söyledi. Bilim adamlarının her birinin yaptıkları araştırmalarla ilgili sonuç raporu açıkladığını ifade eden Kaya, bazılarının bilgi belge bulduklarını söylediğini bazılarının ise yanının gemiye ait olmadığını ifade ettiklerini kaydetti.     Bölgede yapılan araştırmaların bilimsel, siyasi ve dinsel amaçlı olduğuna dikkat çeken Kaya, "Doğal yapının Nuh'un gemisine ait olduğuna dair ciddi çalışmalar yapılıyor. Tevrat'ın ve İncil'deki ifadelere göre Hristiyan dünyasında büyük bir kitle Nuh'un gemisinin bu bölgede olduğuna inanmaktadırlar. Gelenlerin birçoğunun Kiliseler Birliği tarafından organize edildiğini biliyoruz. Bu araştırmalarda Kiliseler Birliği büyük bir rol oynamaktadır. Nuh'un gemisi ve meydana gelen sel felaketi hem Kur'an-ı Kerim hem Tevrat'ta anlatılıyor. Kur'an'da ve Tevrat'taki bilgiler örtüşüyor. Azgın bir kavme verilen ceza olarak nitelendiriliyor. Hazreti Nuh ve ailesi beraberindeki çok az kişi ile her hayvan türünden birer çift alınıyor gemiye. Diğerleri tufanda yok oluyor. Geminin bu bölgede dağa oturduğu ifade ediliyor. Tevrat İncil'de geminin bulunduğu yerin Ağrı dağı olduğu ifade edildiği anlaşılıyor" dedi.    Gemi kalıntısının İlhan Durupınar tarafından keşfedilmesiyle bölgede araştırmaların başladığını ifade eden Kaya, "1960 yılında Amerika Kiliseler Birliği'nden bir grup bilim adamı Türkiye'ye gelerek İlhan Durupınar'la birlikte buraya ulaşıyor. İlk olarak gözlem ve araştırma yapıyorlar bunu da "Hayatö isimli dergide bir rapor halinde yayınlıyorlar. Burayla ilgili derinlemesine araştırmaların yapılması arkeolojik bulguların ortaya konulmasına dair verileri paylaşıyorlar. Burası bir heyelan bölgesidir. Ciddi heyelanların meydana geldiği bölgedir. Bazı araştırmacılar buranın heyelan sonucu oluşmuş olan doğal bir yapı olduğunu, bu bölgede benzer çok sayıda yapı olduğunu ifade etmektedirler.  Ama fotoların ve bilgilerin dergilerde yayınlanmasından sonra Amerika'da Ron Wyatt diye bir jeolog ve arkeolojik araştırmalara başlıyor. 1980'li yıllarda burada araştırmalar yapıyor, derinlemesine radar görüntülerini çekiyor. Diğer teknolojik malzemelerle yapılan araştırma sonucunda burasının iddia edilen aksine doğal bir yapı olmadığı, insanların müdahalesi sonucu oluşmuş gemiye benzeyen bir yapı olduğu iddiasını ortaya koyuyor. İddiasını kitapta topluyor. Kitabını da 1989'da yayınlıyor" diye konuştu.

YABANCILAR RAPORLARIN TAMAMINI PAYLAŞMIYOR    Başta Amerika olmak üzere yabancı bilim adamlarının bölgeye ilgisinin aksine Türkiye'nin bu konudaki çalışmaları geriden takip ettiğini belirten Kaya, şunları söyledi:     "Biz maalesef bu konudaki çalışmaları geriden takip ediyoruz. Nuh'un gemisiyle ilgili ciddi bilimsel araştırmaların yapılması lazım. Buna Türkiye'nin de dahil olması lazım. Yabancı bilim insanları yaptığı çalışmaların detaylı raporlarını paylaşmıyorlar. Bizim bu konuda mutlaka Türkiye olarak üniversiteler ciddi şekilde el atılması lazım, arkeolojik kazılar yapılması lazım. 1989 yılında Salih Bayraktutan hocanın girişimleri sonucu Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından burası korunan bölge olarak ilan edildi. Bütün bu korumaya rağmen buranın ciddi tahribata uğradığını görüyoruz. Ciddi önlemler alınmazsa buranın kısa bir süre içinde doğal yapının kaybolacağını ifade edebiliriz. Burada araştırma yapılacak alan kalmaz. Bu doğal yapının sağında solunda çevresinde oluşan suları selleri zarar vermeden aşağı aktaracak kanaletlerin yapılması lazım."

1985 YILINDA GÖRÜNTÜLEME YAPTIK    Telçeker Köyü'ndeki gemi şeklindeki kalıntıyı incelemek üzere 1985 yılında Kaliforniya Üniversitesi'nden gelen bilim adamlarıyla bölgede incelemeler yaptığını belirten Iğdır Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Geoteknik Anabilim Dalı'nda Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Salih Bayraktutan, yeraltı radarlarıyla görüntüleme yaptıklarını ancak gemiye ait bir veriye ulaşamadıklarını kaydetti. 1985 yılında başladıkları çalışmanın 1987'de tamamlandığını söyleyen Bayraktutan, girişimleri sonucu Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bölgenin korumaya alındığını anlattı. 

KORUMA PROJESİ HAZIRLADIM    Nuh'un gemisiyle ilgili iddiaların dini kaynaklara dayandırıldığını vurgulayan Bayraktutan, "Bu kütle tabii olarak oluşmamış onu insanlar yapmadı. Müthiş bir heyelan var çamur akıntısı var. Aşındırıcı etkenlere maruz kaldığı için yapı giderek küçülüyor. Ben bu yapı için koruma projesi yaptım daha önce ama destek bulamadım. Bu kütleyi muhafaza etmeliyiz. Hatta doğu ve kuzeydeki kenarlarından yıkılan pa8rçalar orda duruyor. O parçaların oraya monte edilmesi lazım. Bunun günümüzde teknik yöntemleri var mümkündür. 1960 yıllarındaki fotoğraflara bakarak o zamanki konumuna getirilebilir. Bunu yağmurdan kardan erozyondan taşkından korumanın da yolları var, ben hazırladığım projeyi güncelleyerek Kültür ve Turizm Bakanlığı'na sunmak istiyorum. Buranın korunması geoteknik bir konu. Korumanın yaparken ilk olarak kuzeyden gelen akarsuyu İran'a doğru saptırmak olabilir. Benim projemde çizmişim. Kütleye hiç bir su gelmeyecek, kuru tutacağız, suyu uzaklaştıracağız" diye konuştu. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------------------------Drone görüntüleri-Nuh'un gemisinin olduğu alandan detaylar-Salih Tekin anonsu-Prof. Dr. Faruk Kaya'nın alanı gezmesi-Prof. Dr. Faruk Kaya ile röp-Dr. Öğretim Üyesi Salih Bayraktutan ile röp

Haber: Salih TEKİN -Kamera: ERZURUM,====================================

AĞRI DAĞI'NA 155 KEZ ZİRVE TIRMANIŞI YAPTI

ERZURUM Alpin Doğa Sporları Kulübü Başkanı ve aynı zamanda dağ kayağı ile tur rehberliği yapan 41 yaşındaki Mustafa Tekin, Türkiye'nin çatısı olarak adlandırılan Ağrı Dağı'na 155'inci kez zirve tırmanışını gerçekleştirdi. Hayatının büyük bir bölümünü evinden çok dağlarda geçiren Tekin, "Zirveye her ulaştığımda ayrı bir zevk yaşıyorum"    Deniz seviyesinden 5 bin 176 rakımlı Ağrı Dağı'nın zirvesine 23 yıllık dağcılık  hayatında 155 kez çıkan Mustafa Tekin, "Evimden çok dağlarda yattım" diyor. 29 yaşında Atatürk Üniversitesi Erzurum Meslek Yüksekokulu, Turizm ve Otelcilik Bölümü son sınıf öğrencisi iken Ağrı Dağı'nın doruğuna 'kader arkadaşım' dediği Yıldırım Beyazıt Öztürk ile birlikte 50'inci kez tırmanışını o yıllarda 50'inci yılını kutlayan Atatürk Üniversitesi'ne hediye ettiğini ifade eden Tekin, geçen hafta yaptıkları tırmanışla bunu 155'e çıkardığını söyledi. Ağrı Dağına ilk olarak 1998 yılında 8 yıllık terör yasağının ardından Türkiye Dağcılık Federasyonu ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin ortak tırmanışındaki ekipteki en genç dağcı olarak katıldı. Ağrı dağı zirvesine ilk ulaşması ise 2000 yılında oldu. Ağrı Dağı'na terör nedeniyle 5 yıl aradan sonra 155'inci tırmanışını geçen hafta gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşayan Tekin şunları söyledi:     "Kutsal kitaplarda yer alan ve Türkiye'n en yüksek dağı Ağrı Dağına yurt içi ve dışındaki dağcılar büyük önem vermekte. Son 5 yıldır güvenlik nedeniyle dağcılara yasaklanan Ağrı Dağı tırmanışa yeniden açıldı. Resmi açılış 1 Eylül'de düzenlenecek olan piknikle birlikte açılacak. Çok mutluyuz. 41 yaşındayım. Bu zorlu dağa geçtiğimiz haftaki tırmanışımla birlite 155'inci kez zirve yaptım. Yaklaşık 200'e yakın tımandım ama hava şartları nedeniyle zirve yapamadığımız oldu. Zirvesi her zaman karla kaplı olan Ağrı Dağı çoğu zaman geçit vermiyor. Resmi olarak açılacak olan Ağrı Dağı'na yetkililerin gerekli önlemi vereceğine inanıyorum çünkü birkaç eksiği bulunuyor. Beş yıl aradan sonra Ağrı Dağı'nın zirvesine çıkmış olmam ben ve arkadaşlarımı çok mutlu etti. Büyük bir özlemi gidermiş olduk."    Alpin Tur adı altında oluşturdukları, Türkiye'nin "en deneyimli" dağcı ve sporcularından oluşan ekiple sadece Ağrı'ya değil, gerek yurtiçi, gerekse yurtdışı olmak üzere birçok tur ve organizasyonlara imza attıklarını belirten Mustafa Tekin, şimdiye kadar defalarca Rusya'nın 5642 metre yüksekliğe sahip Elbruz ile İran'ın 5610 metre yüksekliğindeki Demavent ve Gürcistan'ın 5054 metre yüksekliğindeki Kazbek Dağı'na tırmanış yaptıklarını kaydetti.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------------------------Ağrı Dağı'na gidiş-Dağcıların eşyalarını katırlara yüklemesi-Ağrı Dağı'na tırmanış-Ağrı Dağı zirvesinde Mustafa Tekin (kızmızı montlu mavi bereli) ve beraberindekilerin zirvede istiklal marşını okuması-Mustafa Tekin'in zirvede çekilen fotoğrafı-Mustafa Tekin ile röp

Habber-Kamera: Turgay İPEK/ERZURUM,======================================

GELİN-KAYNANA YAPTIKLARI TANDIRLARI TÜRKİYE'NİN DÖRT BİR YANINA SATIYOR

ERZURUM'un Uzundere ilçesine bağlı Gölbaşı köyünde yaşayan kaynana Behiye Geçer (61) ile gelini Ayşegül Geçer (33) çamur ve keçi kılından yaptıkları tandırları Türkiye'nin dört bir yanına satıyor.    Uzundere ilçesine 13 kilometre uzaklıktaki Gölbaşı köyünde yaşayan Behiye Geçer, 40 yıl önce büyüklerinden öğrendiği tandır yapımını Ayşegül Geçer'e de öğretti. İlçenin girişinde Erzurum Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan kamelyaları da atölye olarak kullanan gelin-kaynana, sabah mesaiye tandır yapımı için belirledikleri alandan toprak çıkararak başlıyor. Tandır için toprağın önemli olduğunu belirten Behiye Geçer, geliniyle birlikte kürekle topladıkları toprağı atölyelerine götürerek çamur yapmaya başlıyor. Yapılan tandırın sağlam olması ve dağılmasını önlemek için keçi kılı da kullanan gelin- kaynana, çamuru saatlerce ayaklarıyla yoğuruyorlar. Çamurun istedikleri kıvama ulaşmasıyla birlikte tandır yapımına başlıyorlar. Kalıp haline getirdikleri çamuru sıra sıra dizen kadınlar, tandırın yapımını tamamladıktan sonra tokuçlama dedikleri taşlama işlemine başlıyorlar. Günlerce devam eden tokuçlama işlemi sonrası hazırlanan küçük, orta ve büyük boy tandırlar kurumaya bırakılıyor.    Kuruyan tandırlar daha sonra satışa hazır hale getiriliyor. 500 ila 800 TL arasında değişen fiyatlarda pazara sunulan tandırlar başta İstanbul, Ankara gibi büyükşehirler olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanına gönderiliyor. Tandır yapımını 40 yıl önce büyüklerinden öğrendiğini ve ailesinin geçimini sağlamak için yıllardır yaptığını belirten 2 çocuk annesi Behiye Geçer, "Büyüklerimizden öğrendik tandır yapmayı, 40 yıldır uğraşıyorum. Dağdan getirdiğimiz toprağı eleyerek çamur haline getirip yoğuruyoruz. Yıllardır çalışmaya devam ediyoruz" dedi.    Dağdan toprağın getirilmesi, çamurun yoğurulması, hazırlanması her anının sıkıntı olduğunu söyleyen Behiye Geçer, "Bu kadar zahmetle yaptığımız tandırları almaya gelenler bazen fiyatı yüksek buluyor. Topraktan yapılan tandırın fiyatının 500-600 lira olamayacağını belirtiyor. Sizlerde gördünüz ne kadar sıkıntılı bir iş olduğunu. Ne kadar bir emek sarfettiğimizi. Çok büyük el ve iş emeği var. Alnımızın teriyle helal ekmek yiyoruz. Tandır üretimi bizim çalışmamıza bağlı bir dönemde 35-40 tane yapabiliriz. Burada sadece tandır yapmıyoruz ki bağ bahçe işleriyle de uğraşıyoruz. Tandır yapmak bizim için ayrı bir ekmek teknesi. Sadece yaz aylarında değil kışın bile tandır var mı diye soruyorlar" diye konuştu.    Tandır yapımını kayınvalidesinden öğrendiğini 6 yıl çıraklık yaptıktan sonra kendisinin de usta olduğunu söyleyen 2 çocuk annesi Ayşegül Geçer, sipariş üzerine değişik ölçülerde imalat yaptıklarını kaydetti. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------------------------Toprağı kazmalarından detay -Toprağı çamur yapmaları ve keçi kılı karıştırmaları-Hazırlanan çamurun tandır yapımında kullanması -Tandır yapımından detay-Çamuru çiğnemelerinden detay-Tamamlanmış tandırlardan detay -Behiye Geçer ile röp-Ayşegül Geçer ile röp

Haber: Hüemyra PARDELİ -Kamera: Zafer KUMRU/ERZURUM,========================================

BİLİM KURULU ÜYESİNDEN ÖĞRENCİ VE VELİLERE ÖNEMLİ 'KORONAVİRÜS' UYARISI

SAĞLIK Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yeşim Taşova, pandemi sürecinde 31 Ağustos tarihinde uzaktan eğitimle açılmasına karar verilen okul sürecindeki 18 milyon öğrenci için her yaş grubuna yönelik 'Covid-19 eğitimi' verilmesi gerektiğini belirtti. Vaka artış hızına bağlı olarak başlayacak olan yüz yüze eğitim sürecinde okulların rutin olarak velilere ulaşarak, çocukta ya da çevresinde koronavirüs bulgusu olup olmadığının sorgulanabileceğine işaret etti. Türkiye'de 18 milyon öğrenci için Bilim Kurulu toplantısı sonrası 2020–2021 Eğitim Öğretim yılının başlamasına ilişkin 31 Ağustos tarihinde uzaktan eğitimle açılmasına, 21 Eylül'de ise yüz yüze eğitimin başlamasına karar verilmişti. Özel okullar ise 17 Ağustos itibarıyla uzaktan eğitim araçlarıyla eğitim faaliyetlerine başlayabilecek. Yüz yüze eğitimin başlaması durumunda öğrencilere, Milli Eğitim Bakanlığı'nca maske temin edilecek. Üniversiteleri içinse eğitim-öğretim takvimlerinin 1 Ekim sonrasında başlayacak şekilde planlaması istendi. 

DAHA AZ ÖĞRENCİ MODELİ OLABİLİR Pandemi sürecinde zorlu bir süreç olan okulların açılması konusu ile ilgili büyük yaş grubundaki öğrencilerin maske, mesafe ve hijyen kurallarına uyum sağlayabileceklerini dile getiren Prof. Dr. Yeşim Taşova, özellikle kreşe giden küçük çocuklar için bu durumun sıkıntı oluşturabilceğini kaydetti. Hastalığın riskinin bu çocuklarda daha düşük olmasıyla birlikte özellikle evde, riskli gruba ve büyüklerine taşımaları açısından risk olacağına dikkati çeken Taşova, daha az öğrenci modelinin faydalı olacağını belirterek, şöyle konuştu:  "Herşey vaka artış hızımıza bağlı. Okulla ilgili karar, vaka artış hızı olduğu zaman zaten olayın rengi değişecek. Sadece okullar değil birçok alanda kısıtlamalara gitme söz konusu olabilir. Ek önlem olarak daha az çocuğun okullarda olması, sosyal mesafenin korunmasının yanı sıra aynı zamanda daha iyi yönetilebilir olmaları açısından önemli. Çünkü böyle de bir zorunluluk var, çalışma hayatı devam ediyor. Özellikle büyükşehirlerde aile büyükleri çalıştığı çocukların kreşlere verilmesi gerekiyor. Dolayısıyla daha az sayıda, kontrol edilebilir düzeyde alınması gerektiğini söyleyebilirim." 

HER YAŞ GRUBUNA UYGUN COVİD EĞİTİMİ Bütün okullar için özellikle Covid-19'dan nasıl korunabileceği yöntemiyle ilgili her yaş grubuna özel eğitim verilmesinin son derece önemli olacağının altını çizen Prof. Dr. Taşova, "Özellikle kreş ve ilkokul grubu için gerçekten öğrenmeye açıklar. 3 yaş altında maskenin sürekli takılması gibi uyum sıkıntısı olabiliyor. Ama ağaç yaş iken eğilir. Eğitim için de en uygun zaman. Daha başka sağlık durumları için de geçerli, mutlaka yaş grubuna özel eğitimler verilebilir. Görseller kullanılabilir. Bilgisayardan ya da ekrandan seyrettirilebilir. Bu dönem içerisinde çevremizde baktığımızda 3-4 yaşlarındaki çocuklara dışara çıkalım denildiğinde 'yok, virüs var' şeklinde algılarının son derece açık olduğunu görüyoruz." diye konuştu. 

VELİLER NELERE DİKKAT ETMELİ ?Yüz yüze eğitim süreci başladığı takdirde velilerin de dikkat etmesi gereken kurallar olduğunu söyleyen Taşova, "Velilere tavsiyemiz; kendi ailelerinde veya kendileri ile ilgili Covid-19'a ait kuru öksürük, ateş, halsizlik koku ve tat almada sıkıntı gibi bulgular varsa o çocuğu okula getirmemeleri ve kendilerinin de bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekiyor. Kendisinde ya da çevresinde bu bulgulara sahip çocuk varsa bunu da mutlaka okula bildirmeleri gerekiyor. Okullarında hergün bu sorgulamayı velilerden istemeleri gerekiyor. Bunu hatırlatmalarında yarar var. Çocuklar okuldan eve döndüklerinde ise mümkün olduğunca ruskli grup ve yaşlılarla bir araya gelmemesini, geliyor ise riskli kişi ya da yaşlının maske ile torunu ya da çocuğu ile bir arada olması, el hijyenine dikkat etmesi, odayı havalandırma en temel önlemler" dedi. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: -------------------------------Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yeşim Taşova ile röp.

Haber-Kamera: Gülşah ÖZGEN/ADANA,====================================

HAYVANSEVERLER, HATAY'DA 20 HAYVANIN ÖLDÜĞÜ BARINAĞA VERİLEN CEZAYI YETERSİZ BULDU

HATAY'da hayvanseverler, Doğa Koruma ve Milli Parklar İl Şube Müdürlüğü tarafından Hatay Büyükşehir Belediyesi Sahipsiz Hayvan Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'ne 20 hayvanın ihmal nedeniyle ölmesi üzerine kesilen 18 bin 940 liralık cezayı az buldu. Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Hatay gönüllüsü Gökhan Çam, yaşanan sorunun eğitim eksikliği ve alan yetersizliğinden kaynaklandığını, belediyenin 4 yıldır barınak sorununu çözemediğini kaydetti.Hatay Valiliği, sosyal medya platformlarında 11-12 Ağustos tarihlerinde paylaşılan görüntüler ile gelen şikayetler üzerine Hatay Doğa Koruma ve Milli Parklar İl Şube Müdürlüğü tarafından başlatılan inceleme sonucunda görüntülerdeki olayların Sahipsiz Hayvan Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde gerçekleştiğinin tespit edildiğini açıkladı. Yaklaşık 40 görüntünün incelenmesi sonucunda 20 adet farklı hayvanın bakımının ihmal edildiği ve öldüğü kanaatine varıldığı, inceleme ve tespit tutanakları ile kayıt altına alındığı kaydedilen açıklamada, "5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu hükümlere muhalefet etmekten, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na 18 bin 940 lira idari para cezası uygulanmıştır. Mevcut hayvan barınaklarının mevzuatlarda belirtilen şartları taşıyıp taşımadığı hususlarında gerekli denetimlerin yapılması ile görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen yetkililer hakkında, ilgili kurum yetkililerinden gerekli idari ve adli işlemlerin başlatılması talep edilmiştir. Hayvanlar dünyayı birlikte paylaştığımız varlıklardır. Yaşayan tüm canlılar gibi onlar da, doğanın, eşit haklı bireyidir. Rahat yaşamalarını sağlamak, onlara iyi,  uygun muamele edilmesini temin etmek ve en iyi şekilde korunmaları kamunun görev ve sorumlulukları arasında yer almaktadır" ifadelerine yer verildi.

'VERİLEN CEZAYI YETERSİZ BULUYORUZ'Görüntüleri sosyal medyada paylaşan Hayvan Hakları Federasyonu Hatay gönüllüsü Gökhan Çam, "Yetkililerle bugüne kadar yaptığımız görüşmelerde hiçbir netice alamayınca biz üzülerek görüntüleri sosyal medyaya taşımak zorunda kaldık. Bugüne kadar burada o kadar hayvan öldü. Bunun yükü, vebali ağır. Çünkü gün geçtikçe başka canlar da kaybediyoruz. Verilen cezayı bizler yetersiz buluyoruz. Biz belirlenen diğer yaptırımların da uygulamaya geçirmesini istiyoruz. Buranın hayvanlar açısından yaşanabilir bir alan olmasını istiyoruz. Bizim sesimizi duyan Hatay Valisi Rahmi Doğan'a teşekkür ediyoruz. Burada hayvanların sağlıklı bir şekilde bulaşıcı hastalıklardan kurtularak, mamasını, suyunu temiz bir şekilde yiyip, içip burada konaklamalarını istiyoruz" dedi.

'4 YILDIR BARINAK KURULAMADI'Barınakta personel eksikliği olmadığını, sorunun eğitim eksikliği ve alan yetersizliğinden kaynaklandığını kaydeden Çam, şunları söyledi: "Hatay Büyükşehir Belediyesi yaklaşık olarak 4 yıldır burada Hatay il sınırları içerisinde büyük bir barınak kurmak için araştırmalar yapıyor. Bu 4 yıldır bitmeyen bir süreç. Hatay genelinde 15 ilçe var Bu 15 ilçenin 3'ünde gerekli şartları taşıyan barınak var. Bunlardan biri bulunduğumuz barınak. İskenderun'da ve Samandağ'da bulunan bir barınak var. Samandağ'daki barınağımız Hatay geneline takviye yapacak, yardımcı olacak bir pozisyonda değil. İskenderun'daki barınağımız kendi ilçe sınırları haricinde hiçbir yere yetemiyor. Bu da İskenderun'un kendi içerisinden çıkıp Büyükşehir'e yardımcı olması da beklenmiyor. 15 ilçenin tamamında kendi bünyelerinde bulunan bir rehabilitasyon merkezinin olması gerekiyor."Hayvanların ölümüne neden olanların hala görevinde olduğunu kaydeden Çam, tek istediklerinin bilinçli bir hayvansever, veteriner ve tekniker ekibin göreve getirilmesi olduğunu sözlerine ekledi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------------------------Hayvan Barınağından genel ve detay görüntü-Barınaktaki hayvanlardan genel ve detay görüntüler-Hayvan Hakları Konfederasyonu Hatay Gönüllüsü Gökhan Çam röp.-Barınaktaki hayvanlardan genel ve detay görüntüler-Hayvan Hakları Konfederasyonu Hatay Gönüllüsü Gökhan Çam röp.-Barınaktaki hayvanlardan genel ve detay görüntüler-Hayvan Hakları Konfederasyonu Hatay Gönüllüsü Gökhan Çam röp -Barınaktaki hayvanlardan genel ve detay görüntüler

Haber-Kamera: Hüseyin BOZOK/HATAY,=====================================

DOĞADA BULDUĞU YAVRU SİNCAPLARI KEÇİ SÜTÜYLE BÜYÜTTÜ

MERSİN'in Silifke ilçesinde Songül Sarıkaya, dağda kurumuş zeytin dallarından odun topladığı sırada bulduğu yavru sincaplara sahip çıkıp, keçi sütü içirerek büyüttü. Sarıkaya, 'Badem' ve 'Fıstık' ismini verdiği sincapları, doğaya bırakmaya hazırlanıyor.Keben Mahallesi Değirmendere mevkiinde yaşayan çiftçi Songül Sarıkaya, dağda kurumuş zeytin dallarından odun topladığı sırada 2 sincap buldu. Henüz birkaç günlükken bulduğu sincapları evine götüren Sarıkaya, evde oluşturduğu kafeste keçi sütüyle besleyip büyüttü. Sarıkaya, sincapları ceviz ve fıstıkla beslemeye devam ediyor. Sincapların kendilerini koruyabilme ve besleyebilme aşamasına gelene kadar bakmaya devam edeceğini belirten Sarıkaya, "Biri erkek, biri dişi olan sincaplara 'Badem' ve 'Fıstık' koydum. Benimle çok güzel bir iletişimleri var. İsimleri ile seslendiğim zaman hemen bana ses çıkartarak cevap veriyorlar. Acıktıklarında ve susadıklarında ses çıkartarak kendilerini ifade ediyorlar. Yanında bir de muhabbet kuşum var. Birbirlerine yoldaş oluyorlar. Sadece bana karşı uysallar benden başkası yanlarına gittiği zaman çok hırçınlaşıyorlar. Bu nedenle çocuklarım bile yaklaşmıyorlar ki hayvanlar huzursuz olmasınö dedi.

'EVDE KİMSE YOKKEN ÇOCUK GİBİLER'Gözü gibi baktığı sincaplarla aralarında farklı bir bağ oluştuğunu kaydeden Sarıkaya, "Özellikle evde kimse yokken kafesten çıkartıyorum. Benim üzerlerine çıkıp kendilerini sevmem için adeta nazlanıyorlar. Aramızda öyle güzel bir iletişim var ki bu harika bir duygu. Hayvanları çok seviyorum. Bu nedenle hangi hayvan olursa olsun benim için çok değerlilerdir. Çiftçiyim, küçükbaş hayvan besiciliği de yapıyorum. Bu nedenle dağda çok fazla işimiz oluyor. Geçen yıl da yine hayvanlarımı otlatırken bir yılanın ağzından tavşanı kurtarmış ona da yine evimde sütle besleyip büyüttükten sonra doğaya geri bırakmıştım. Yine bunları da kendi hayatlarını daim ettirecek güce eriştikleri zaman bırakacağım. Zamanı geldi diye düşünüyorum, doğaya geri bırakacağımö diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: -------------------------------Songül Sarıkaya sincaplarla ilgilenirkenSongül Sarıkaya sincapları beslerkenSongül Sarıkaya ile röp

Haber-Kamera: Atike Ceylan KAÇAR/SİLİFKE(Mersin), =====================================

ENKAZDA 3 GÜN KALDI, SPORLA YAŞAMA TUTUNDU

KOCAELİ'nin Gölcük ilçesinde, 17 Ağustos depreminde enkaz altında 3 gün kalarak iki bacağını kaybeden Ufuk Koçak, hayatındaki engelleri yok sayarak birçok spor dalıyla ilgilenip yaşama tutundu. Engelli dalış eğitmeni olan Ufuk Koçak, dalışta dünya rekoru kırdı. Merkez üssü Gölcük olan 17 Ağustos depreminde oturduğu Gölcük'te Güven Apartmanı'nda yakalanan Ufuk Koçak, yıkılan binanın enkazından 3 gün sonra kurtarılabildi. Beton altında kalan bacakları kesilen Ufuk Koçak gördüğü tedavilerin ardından hayata spor yaparak tutundu. Su sporlarına ilgi duyan Koçak, Türkiye'nin ilk engelli dalış eğitmeni oldu. 22 metreye dalarak, 'Dünya engelliler serbest dalış rekoru' nu kırdı. Koçak, daha sonra kendisine ait rekoru 30 metreye dalarak ikinci bir kez kırdı. Tekerlekli sandalyeyle basketbol ve tenis oynayan Koçak, Likya yolunu yürüdü. 

"KIYAMET KOPTUĞUNU DÜŞÜNDÜM" Depremi yaşadığında kıyametin kopup dünyanın sonunun geldiğini düşündüğünü söyleyen Ufuk Koçak, "Depreme Gölcük'te yakalandım. Bir binanın çamaşır makinesinde olduğunu düşünün deprem öyle bir his. Depremde kıyamet koptuğunu ve dünyanın sonunun geldiğini düşündüm. Çok sonralar deprem olduğunu anladım. Bizim binamız basketbol topu gibi sekiyordu. Ben 3 gün kaldım enkaz altında. Soğukkanlı ve sakin olduğum için 3 gün bekleyebildim. Sessiz ve soğukkanlı tevekkül içerisinde durup beklediğiniz zaman yaşantınızda karşılaştığınız her türlü zorluğa böyle bakarsanız yarın için size bir yaşam ışığı izi belirtecektir." dedi. 

"YAŞANAN ACIDAN DERS ÇIKARTMAMIZ GEREKMEZ" Yaşanan acıların yok sayılmasının mümkün olmadığını belirten Koçak, "Acıların hepsi yaşayan insanlar için taze ama maalesef biz toplum olarak hep acıdan beslenmeyi her zaman ön plana koyduk. Yaşanan acıların unutulması ya da yok sayılması söz konusu değil. O yaşanan acıdan, trajediden bir ders çıkartmamız gerekiyor. Bilim insanları söylüyor, İstanbul depremi de bizi bekliyor. Çok ciddi anlamda kentsel dönüşümle ilgili planlamalar yapılıyor. Bunlar hayata geçirilmeli ki biz yeniden yeni acıları yıldönümlerinde anmak zorunda kalmayalım." diye konuştu.  

"BEN BİR YAŞAM TARZIYLA HAYATA TUTUNDUM" Koçak yaşam tarzıyla hayata tutunduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:  "Ben bir yaşam tarzıyla hayata tutundum. Dağa tırmandım, yelken yaptım, sörf yaptım. Bunlar bir yaşam tarzı. Düne bakıp üzülmek yerine yarına bakıp yarını öyle inşa etmemiz gerekiyor. Yaşam üçgenini herkesin öğrenmesi gerekir. Bazanın yanında yan yatarak cenin pozisyonun durmak gerekiyor. Deprem çantasını kimse yapmıyor. En azından yatağımızın başına bir pet şişe su koyup üzerine bir düdük koyalım. Ailemizle deprem tatbikatı yapmamız gerekiyor. Acıdan beslenmek değil ders almak gerekir. " 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------------------------Ufuk Koçak ile röp -Spor yaparken yelken, kano ve dağa tırmanırken görüntü 

Haber-Ergün AYAZ-Kamera-Dinçer AKBİR/GÖLCÜK(Kocaeli),==========================================

GÖBEKLİTEPE'NİN KALINTILARI TÜBİTAK'TA TARİHLENDİRİLİYOR

TÜBİTAK Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsünde, Göbeklitepe ve Çatalhöyük'ten getirilen kalıntılar analiz yapılarak tarihlendiriliyor. TÜBİTAK MAM Karbon 14 Laboratuvar Sorumlusu Dr. Turhan Doğan, mercimek tanesinin yarısındaki kalıntıyı 50 bin yıla kadar tarihlendirebildiklerini, ayrıca kazı yapılan bölgelerde insanların nasıl beslendiklerini de araştırdıklarını söyledi. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Marmara Araştırma Merkezi (TÜBİTAK MAM) bünyesinde yer alan Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsünde 2016 yılında kurulan laboratuvarda, Göbeklitepe ve Çatalhöyük ile birçok kazı alanından getirilen kalıntılar 'Karbon 14' yöntemiyle 50 bin yıl geriye gidilerek tarihlenebiliyor. TÜBİTAK MAM Karbon 14 Laboratuvar Sorumlusu Dr. Turhan Doğan, kalıntıları 50 bin yıla kadar tarihleme çalışması yapabildiklerini belirterek, "2016 yılından itibaren ülkemizdeki tarihlendirme işlemlerini yapıyoruz. Arkeoloji, yer bilimleri, nükleer santrallerden çevreye yayılan radyoaktif maddeleri çevreye etkilerini gözlemleme çalışmalarını laboratuvarımızda yapılabiliyor. 1 yılda ülkemizde 100'den fazla kazı çalışması yapılıyor. Özellikle son yıllarda popüler olan Göbeklitepe ve Çatahhöyük ve onlarca kazı alanından gönderilen kalıntıları radyo karbon yöntemiyle 50 bin yıla kadar tarihlendirme yapabiliyoruz." dedi. Mercimek tanesinin yarısı kadar bir fosil malzemenin incelenmesi için yeterli olduğunu söyleyen Doğan, "Laboratuvarımız son teknolojiyle kuruldu ve dünyadaki son teknoloji kullanıyor. Mercimek tanesinin yarısı kadar bir fosil malzemeyi bile 50 bin yıla kadar laboratuvarımızda tarihlendiriyoruz. Laboratuvarımız Ortadoğu ve Balkanlar bölgesindeki en son teknolojiye sahiptir. Sadece ülkemizden gelen kalıntılar değil yurtdışından ABD, Almanya, İran gibi ülkelerden gelen analiz ihtiyaçlarını karşılayabiliyoruz. Son yıllarda gelişen teknolojiler sayesinde eski insanların besin zincirleri, ne yiyip ne içtiklerini tespit ediyoruz. Bir insan veya hayvana sahip kemikten tarımsal bir besinle mi veya hayvansal beslendiği veya bir yayla yaşantısı mı, yoksa ovada mıydı? bu tür konuları izotop çalışmalarıyla ulaşabiliyoruz." 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------------------------Laboratuvardan görüntüler -Turhan Doğan röp -Anons 

Haber-Kamera-Ergün AYAZ-Dinçer AKBİR/GEBZE(Kocaeli),========================================

DEPREMİN İZLERİ DENİZDE SİLİNEMEDİ

17 Ağustos 1999 yılında meydana gelen deprem Kocaeli'nin Gölcük ilçesinde büyük bir yıkıntıya neden olurken, kent yeniden ayağa kalktı. Kentte depremin yarattığı izler silinirken, depremin izleri ise kentin denize çöken kısımlarında hala duruyor. Dalış eğitmeni Cihan Arslan enkaza daldığında mahşer gecesini yaşadığını söyledi. 

Yüzyılın felaketi olarak nitelendirilen 17 Ağustos depreminin izleri su altında tüm gerçekliğiyle duruyor. Dalgıçlar, depremin 21'nci yıldönümünde Gölcük Değirmendere sahilinde denize çöken vapur iskelesi, dev çınar ağaçları ve otel enkazını görüntüledi. Deprem anında sahilde yaklaşık 4 dönümlük alan denize çökerken, DHA muhabiri Ergün Ayaz dalgıçlarla birlikte enkaza daldı. 

"DEPREMİN İZLERİNİ GÖRÜYORLAR" Dalış eğitmeni Cihan Arslan deprem kalıntılarının denizde çok net bir şekilde görüldüğünü belirterek, "Depremden sonra 21 yılı tamamladık. Bu süreç içerisinde karada kalan deprem kalıntılarının izleri kayboldu. Ama suda ufak tefek şekil değişikliğiyle enkazı çok net olarak görebiliyoruz. Aşağıda dev çınar ağaçlarımız var. İki büyük binamız var. Bu binalarımız içerisinde artık balıklar yaşıyor. İnsanlara ait kara parçasının suda ve böyle bir derinlikte olması büyük bir şans ve şansızlık aslında. Bizler hiç bozulmadan bu parkuru yıllarca saklayabildik. Gelen misafirlerimize de depremin izlerini gösterebiliyoruz." dedi. 

"ENKAZA DALDIĞIMIZDA O MAHŞER GECESİNİ YAŞIYORUZ" Enkaz batığını görmek için yurtdışından çok sayıda dalgıcın bölgeye geldiğini söyleyen Arslan, "Enkazın denize çöktüğü bölgeye yurtiçinin yanı sıra yurt dışından da dalış yapmaya gelen yabancılar yoğun ilgi gösteriyor. Ben depremi burada yaşadım. Enkaza daldığım zaman o mahşer gecesini yaşıyoruz. Ama ilk dalış yaptığım günü hiç unutamam. Maskemin içerisinde gözyaşı nasıl aktığını orada gördüm. Enkazı gördüğüm zaman bütün tüylerim diken diken oldu. Depremi yaşamayan öğrencilerim bana enkazın nasıl oluştuğunu soruyor. Biz de bildiğimiz ve yaşadıklarımızı aktarıyoruz." diye konuştu. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ -------------------------------Enkaza dalış -Sualtından enkaz ve otomobil ile dev çınar ağaçlarının görüntüleri -Dalış eğitmeni Cihan Arslan ile su içerisinde röp -Anons -Dalış anı ve sudan çıkın görüntüleri 

Haber-Ergün AYAZ-Kamera-Dinçer AKBİR/GÖLCÜK (Kocaeli),  

===============================

404 YILLIK ANIT ÇINAR AĞACININ ALTINDA SERİNLİYORLAR

BARTIN'ın Hasankadı Beldesinde bulunan 404 yıllık çınar ağacının gölgesi, yaz aylarında sıcaktan bunalanların adresi oluyor. Vatandaşlar, 'doğal klima' dedikleri çınar ağacının gölgesindeki banklarda zaman geçiriyor.  

Hasankadı Beldesi'ndeki meydanda bulunan, 2015 yılında tescillenerek koruma altına alınan 26 metre uzunluğunda 2 metre 54 santim gövde çapındaki 404 yaşındaki anıt doğu çınar, görenlerin ilgisini çekiyor. Gölgesinin serinliği nedeniyle beldede yaşayanların 'doğal klima' olarak adlandırdığı ağaç, yaz aylarında bölgede en yoğun zaman geçirilen yer oluyor. Gündüz saatlerinde beldede yaşayan vatandaşlar ağacın altına kurulan banklarda oturarak, sohbet edip hoşça vakit geçiriyor. 8 adet tescilli çınar ağacının bulunduğu Bartın genelinde, görselliği ile en çok dikkat çekenler arasında yer alıyor. 

Hasankadı Belediye Başkanı Şeref Emiroğlu çınar ağacının beldenin simgesi olduğunu belirterek, "Anıt ağacımız Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız tarafından koruma altına alındı. Burası bizim gerçekten doğal bir klima görevi görüyor. Vatandaşlarımızın serinlediği sohbet ettiği anlamlı bir ağacımızdır. Bu ağacımız geçmişte çok darbeler aldı. Örneğin bilinçsiz insanlar tarafından kurşunlandı. Ama yine de bir şey olmadı, hatta ağacın ortasında oluşan oyuk bile zamanla kendini kapatarak, sanki gövdesini korumaya almış oldu. Dışarıdan gelen insanları ve misafirlerimizin de çok dikkatini çekiyor. Vatandaşımızın da doğal klima olarak kullandığı bir yer haline geldi.ö dedi.  

Beldede yaşayan emekli madenci Satılmış Ayaş, "Benim evde işim olmayınca sürekli buraya geliyorum. Bu sıcak yaz günlerinde çınar ağacımızın gölgesi altını tamamen soğutuyor. Burası soğuk ve serin olmasa ben başka yerlerde otururdum, ama burası çok serin geliyor. Bu ağaç resmen bizi buraya çekiyor.ö diye konuştu. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ -Anıt ağaç genel görüntü -Gölgede oturan vatandaşlar -Çay içen ve sohbet eden vatandaşlar -Vatandaşlarla röp. -Başkan Şeref Emiroğlu ile röp. -Başkan Emiroğlu'nun ağacın oyulan kısmını anlatımı 

Haber-Kamera: Ayhan ACAR/BARTIN,  

===============================

BABASININ KIBRIS'TA KULLANDIĞI CİPİN AYNISI İÇİN 150 BİN LİRA HARCADI

ZONGULDAK'ta avukat Serkay Kuyumcu(40), babası Ayhan Kuyumcu'nun Kıbrıs'ta kullandığı cipin benzerini 17 bin liraya hurda olarak satın aldı. 1952 model cipe 150 bin lira harcayarak orijinal parçalarıyla ilk günkü haline dönüştüren Serkay Kuyumcu, "Çok büyük bir ilgi odağı oldu. Görenler 'askerlik anılarım aklıma geldi' diyor" dedi. 

Avukat Serkay Kuyumcu, 2015 yılında vefat eden Kıbrıs gazisi babası Ayhan Kuyumcu'nun savaş sırasında çektirdiği fotoğrafta bulunan cipin aynısını bulmak için araştırma yapmaya başladı. Klasik otomobil tamiri yapan bir arkadaşı sayesinde aracı hurda olarak bulan Serkay Kuyumcu, 17 bin liraya satın aldı. Kamyonet kasasında tamirhaneye götürülen 1952 model wilys m38 marka askeri cip, baştan sona restore edilmeye başlandı. Cipin yüzde 70 oranında parçası Almanya, Fransa ve Filipinler'den getirtilirken, yüzde 30'u ise Türkiye'de ki klasik otomobil tamircileri ile koleksiyonerlerden temin edildi.  Orijinaline uygun şekilde 150 bin lira harcanarak 16 ayda tamamlanan cipin son hali ise görenleri şaşırttı. Cipin hurda halini bilenler, yeni halini görünce şaşkınlığını gizleyemedi. 

Serkay Kuyumcu, eşi Şükran Kuyumcu'nun da desteğiyle Kıbrıs gazisi babasının fotoğrafında gördüğü cipin birebir aynısını toplayabilmenin mutluluğunu yaşadığını belirterek, "Bu aracı seçmemdeki amaç rahmetli babam 1974 Kıbrıs harekatında muharip gazi olması. O dönemde ben bundan çok etkilenmiştim. Ben bu aracı babamın askerlik fotoğraflarında gördüm. Oradan merak saldım ve böyle bir aracı yeniden yapıp dedelerinden çocuklarına bir miras kalsın istedim. O amaçla başladım ve sonrasında hiçbir şey esirgemedim. Hurda ve oldukça kötü durumdaydı. Kupasını Flipinler'den getirttik. Onun dışında birçok ekipmanı Fransa'dan ve Almanya'dan getirttik. Parçaların yüzde 70'i buralardan geldi. Zonguldak'ta Erkan Çiçek ustamız tarafından toplandı. Çok değerli birçok ustamızla birlikte 1.5 yılda aracı getirdik. Oldukça keyifli ve mutlu bir zaman yaşıyoruz kendisiyle." dedi. 

İLGİ ODAĞI OLDU 

Kentte aracıyla seyir halinde olduğunda birçok kişinin ilgisini çektiğini anlatan Kuyumcu, "Çok büyük ilgi odağı oldu. Görenler askerlik anılarım aklıma geldi diyor. Böyle bir aracı bulmak için oldukça aradım. Ruhsatında 'willys m38' yazan araba bir veya iki tanedir Türkiye'de. ya da ben öyle biliyorum. Bu aracı bana ustam buldu. Bir koleksiyonerden satın aldık. Onun projesiydi ama o başlamadan biz ondan devir alıp bu aracı bu hale getirdik. Şu an için satma düşüncemiz yok. Öncelikli olarak çocukların zevki ve hevesinde uygun hareket etmek istiyorum. İleri ki günlerde onlar satmak isterlerse satarlar ama şu an öyle bir düşüncem yok." diye konuştu. 

Kaynak: Demirören Haber Ajansı

Haber Yorumları
500
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Manşet

Haberler

Haberler.com Ios Uygulaması Haberler.com Android Uygulaması Haberler.com Huawei Uygulaması
Şu an buradasınız: DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ - Ağrı
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

[Kullanım Şartları] - [Hata Bildir] 21.9.2020 20:55:26. #1.15#
title