Çalışanların Sigorta Pirim Ödemelerini Güvenceye Alan Yasa
18 Kasım 2008 tarih 27058 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Ücret, Prim, İkramiye Ve Bu Nitelikteki Her Türlü İstihkakın Bankalar Aracılığıyla Ödenmesine Dair Yönetmelikle ve İş kanunumuzun 32. maddesinde 5754 sayılı yasa ile yapılan değişiklik ile 01.01.2009 tarihinden itibaren ülke genelinde 10 ve daha fazla çalışan olması halinde “Ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkak kural olarak, Türk parası ile iş yerinde veya özel olarak açılan bir banka hesabına ödenir.” hükmü getirilmiştir.
Bu hüküm çerçevesinde, belli ölçekte çalışan şirketlerin ve işçilerin kayıt altına alınması amaçlanmıştır. Yayınlama tarihi itibariyle günümüze kadar da büyük ölçüde başarıya ulaşmıştır. Şuan itibariyle halen 10 kişi ve üstü çalışanı bulunan işyerleri personel ücretlerini banka yoluyla ödemektedir. Bu da uygulamaya dahil işyerlerinin hem vergi hem de sosyal güvenlik primi açısından kaynakta denetim sürecini kolaylaştırmaktadır.
Aynı zamanda işçi-işveren anlaşmazlıklarındaki mahkeme süreçlerinde de delil mahiyetinde önemlilik rol arz etmektedir. Mahkemelerin ispatlayıcı delil yetersizliklerinden ötürü uzaması, sonuçlanmaması gibi sıkıntıları ortadan kaldırmaktadır.
Kayıt dışıyla mücadele kapsamında bir çok etkin adımın atıldığını ve atılmaya devam edeceğini önceki yazılarımda da belirtmiştim. Bu bağlamda ücretlerin banka yoluyla ödenmesindeki 10 çalışan sınırının kademeli olarak bütün işçileri kapsayacak şekilde genişletilmesi en etkin unsurlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Sayının ilk aşamada 5 işçiye kadar indirilmesi öngörülmekteyse de kulislerde dolaşan 3 kişiye kadar ineceğinin de sürpriz olmayacağının altını çizmem gerekiyor.
Maalesef ki, yanında bir çok işçi çalışan mikro ve küçük ölçekli işletmeler dahi bu gibi toplumun bütün kesimlerini etkileyecek önemli gelişmelere hazır değildir. Gelimiş ülkelerde en ufak işletmeler dahi kurumsal bir kimlik kazanmış ve ticari hayatın gerekliliklerini yerine getirecek alt yapıya sahiptir. Ülkemizde de kayıt dışı ekonomi kapsamında atılacak bu gibi radikal adımlarla ticaret kültürünün gelişeceği, verginin kaynakta denetimle birlikte bir amaç olmayıp bir ödev olarak algılanıp, uygulanabilirliği artırılacaktır.
Uygulama kapsamının daraltılmasını kayıtdışıyla mücadelede önemli olduğunun düşünmekle beraber, işçi sayısının kademeli olarak düşürülmesini ve ticari hayatın genelini, bilinlendirilmesi hususu önemlilik arz etmektedir. Uygulamaların cezalar yöntemiyle zorlayıcı şekilde değil, toplumun bilingilendirip bilinçlendirilerek gönüllülük esasına dayandırılması başarıya ulaştıracaktır. Vergi kayıplarının en aza indiği, kayıtdışının minimum olduğu ülkelerde de bu yaklaşım temelinde hareket edilmektedir.