Son dakika güncel: DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ - TEKRAR

Son dakika güncel: DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ - TEKRAR

12.08.2020 13:29 | Son Güncelleme: 12.08.2020 22:27
Son dakika güncel: DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ - TEKRAR

Son dakika güncel haberi... Trafik kazası geçiren oğlunun 6 yıllık hukuk mücadelesini kazanan anne hukuk fakültesinde okuyacakKONYA'da yaşayan evli ve 3 çocuk annesi Gülistan Sarkurt (35), 2014 yılında geçirdiği trafik kazası sonucu ağır yaralanan oğlu Canberk'in 6 yıl süren hukuk mücadelesini kazandı.

Trafik kazası geçiren oğlunun 6 yıllık hukuk mücadelesini kazanan anne hukuk fakültesinde okuyacak

KONYA'da yaşayan evli ve 3 çocuk annesi Gülistan Sarkurt (35), 2014 yılında geçirdiği trafik kazası sonucu ağır yaralanan oğlu Canberk'in 6 yıl süren hukuk mücadelesini kazandı. Hukuki süreçte birçok zorlukla karşılaşan Sarkurt, başka insanlarında bu tür zorluklarla karşılaşmaması için üniversite sınavına girerek aldığı puanla hukuk fakültesini kazandı. Birilerinin hayatına dokunmak istediğini belirten Gülistan Sarkurt, "Belki birinin hayatına dokunabilirim, belki birkaç kişiyi kurtarabilirim. Bizim çektiğimiz sıkıntıları belki başkası çekmeyecek. İnsanların hayatına dokunabilirim" dedi.

Ev kadını Gülistan Sarkurt 15 yıl önce hayatını Gökhan Sarkurt (37) ile birleştirdi. Çiftin evlliliklerinden Canberk (14), Berat Kaan (12) ve Yiğit İbrahim (3) adını verdikleri 3 çocukları dünyaya geldi. 17 yaşındayken kanser nedeniyle annesini kaybeden ve babasının yurt dışında olması nedeniyle 10 yaşındaki erkek kardeşi ile yalnız başına kalan Gülistan Sarkurt, akrabalarının kardeşini yurda verelim demesine karşı çıkarak, kardeşine sahip çıktı.Tıp Fakültesi okuma hayalini erteleyen Gülistan Sarkurt, evlendikten sonrada kardeşini yanına alarak okuması için çabaladı. Sarkurt, kardeşinin üniversite okuyup, araştırma görevlisi olmasına ön ayak oldu. 2010 yılında KPSS'den iyi puan alarak atanan Sarkurt, atanmasından hemen sonra o dönem 2 yaşında olan oğlu Berat Kaan'ın otizm olduğu öğrenince çocuğuna vakit ayırabilmek için çalışmadı. Daha sonra tekrar üniversite sınavlarına hazırlanan Sarkurt, 2014 yıılnda da büyük oğluna araba çarpması nedeniyle zor günler geçirdi. Bu süreçte yaşadıklarını anlatan Sarkut, "17 yaşımdayken annemi kaybettim. Kardeşimle yalnız kaldık. O da 10 yaşındaydı. Evlenene kadar beraber yedik, beraber kaldık. Evlendiğimiz zamanda ben eşimden kardeşimi de kabul etmesini rica ettim. Çünkü akrabalarım çok baskı yapmıştı. Kardeşini kimse kabul etmez, yurda yazdıralım dediler. Ben kabul etmedim. Eşimde sağ olsun kardeşimi kabul etti. Anadolu lisesini kazandı. Orayı bitirdi. Daha sonra benim desteğimle okul öncesi öğretmenlik bölümünü kazanarak üniversiteye gitti. 2'nci sınıfta valizina alıp geri geldi. 'Ben okumayacağım, vazgeçtim' dedi. Bunu kabul etmedim. 'Ben okumadım ama sen okuyacaksın, okumadan bu eve gelmeyeceksin' dedim. Zorla okula geri gönderdim. Üniversiteyi bitirerek araştırma görevlisi oldu. Onun başarıları beni sevindiriyordu. Benimde Tıp Fakültesi okuma isteğim vardı. Ondan vazgeçmemiştim. O bir kenarda duruyordu" dedi. 

ATANDIĞI HAFTA OĞLUNUN OTİZMLİ OLDUĞUNU ÖĞRENMİŞ2010 yılında KPSS'den iyi puan alarak atandığını ancak hemen sonra oğluna otizm teşhisi konulması nedeniyle oğluna vakit ayırabilmek için çalışmadığını söyleyen Sarkurt, şöyle devam etti: "2010 yılında eşim KPSS sınavına girmemi istedi. KPSS'den iyi bir puan alıp atandım. Ancak atandığım hafta oğlumun otizmli olduğunu öğrendim. Eşim bana ister çalış ister evde durup çocuğumuzla ilgilen dedi. Seçimi bana bırakmıştı. Ben çalışırsam oğlumla fazla vakit geçerimeyeceğim için vazgeçtim. Önceliğim benim çocuğumdur dedim. Çocuğuma destek vereyim, onu normal hayata adapte edeyim istedim. Baya bir yol katettik. Artık rahatım, eski korkularımı da yendim, yeniden sınava girebilirim demiştim. Eşiminde desteğiyle sınava hazırlanmak için hazırlık yaptım. 2014 senesinde oğlumun doğum gününü kutlamak için babaannesine gidiyorduk. Oğlum Canberk trafik kazası geçirdi. 40 gün yoğun bakımda 15 gün serviste kaldı. Hastaneden çıktığında tamamen yeni doğan bir bebek gibi başını kontrol edemiyor, gözlerini kontrol edemiyor ve burnundan hortumla besleniyordu. Doktorlar, 'Alın size ömür boyu bakacağınız yatağa bağımlı bir çoçuk' dedi. Ama ben pes etmedim. Bu oğlum için de mücadele ettim. Ben inanıyorum çocuğum hastaneden çıkacak ve normale yaklaşacak dedim. Çok mücadele ettik. Fizik tedavisiydi, eğitimiydi. Günde bir saat fizyoterapist getiriyorsak 4 saatte ben fizyoterapi yaptırıyordum. Yemeden, içmeden sürekli egzersiz yapıyorduk. Çok zor egzersizlerdi. Canı yanardı. Ağlasa da ben onun ileride güleceğine inanıyordum. Sonra Canberk'te diğer oğlum gibi toparladı." 'OĞLUMUN DAVASINI KAZANINCA HUKUK OKUMAK İSTEDİM'Oğlu Canberk'ın kazasının ardından açılan davada 6 yıllık hukuk mücadelesini kazandıklarını ve bununda hukuk okuma yolunda kendisini etkilediğini belirten Sarkurt, "Canberk'in kazasıyla ilgili dava sürecimiz başlarda çok kötü gitti. Birçok avukat bizi oyaladı. Olmaz diyen oldu, çok para isteyen oldu. Boşuna çaba sarf ediyorsunuz dendi. Kazada yüzde 100 oğlum hatalı bulunmuştu. Bir tanıdık aracılığıyla bir avukat tuttuk. ve onun sayesinde sonunda davayı kazandık. Demekki başarılı bir avukat bir çocuğun hayatını değiştiriyor. Doktor olamadım ama belki bir avukat belki bir hakim olarak bende başka bir çocuğun hayatını, başka bir ihtiyaç sahibinin hayatına dokunabilirim dedim. Eşim de, 'Ben sana güveniyorum, yaparsın' dedi. Ondan sonra üniversite sınavına hazırlandım. Herhangi bir kursa filanda gitmedim. Özel ders almadım. Sınav sonucunda eşit ağırlıkta 44 bininci, sözelde ise 3 bininci oldum. KTO Karatay Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okumaya kara verdim.Burayı tercih ettim. Allah nasip ederse savcı ya da hakim olmak istiyorum. Bu ünversitenin de bu konudaki başarısı ortada. İnşallah başarımı devam ettirebilirim. Birilerine yardımcı olabilirim" şeklinde konuştu.'YAPABİLECEĞİME İNANIYORUM'Hukuk fakültesinde başarılı olabileceğine inandığını ve önümüzdeki eğitim-öğretim yılında okuyacağına sınıfa girince mutluluk yaşadığını söyleyen Sarkut, "Çok mutluyum. Daha iki sene öncesine kadar oğlum yaşasın diye dua ediyordum. 8 ameliyat süreci geçirdik. Okulu filan geçmiştim. Sadece benim oğlum nefes alsın, yanımda kalsın istiyordum. Ama şimdi okuldayız. Ben okuyacağım, oğluma güzel bir gelecek hazırlayacağım. Yapabileceğime de inanıyorum. Çocuklarım çok istediler, çok uğraştılar. Onlarda benimle birlikte çabaladılar. Yeri geldi, yemek istemediler. Temizliklerini kendileri yapmak zorunda kaldılar. Kardeşlerine baktılar. Bu süreçte onlar bana çok destek oldular" dedi.'BİRİLERİNİN HAYATINA DOKUNMAK İSTİYORUM'Okul bittikten sonra birilerinin hayatına dokunmak istediğini belirten Gülistan Sarkurt, "İnsanlar için toplum için adalet istiyorum. Görüyorum ki insanlar artık vicdanlarını kaybetmişler. Üç kuruş daha fazla kazanabilmek için başkalarını hayatını hiçe saymalar çok fazla. Belki hepsine dur diyemem ama belki birinin hayatına dokunabilirim, belki birkaç kişiyi kurtarabilirim. Bizim çektiğimiz sıkıntıları belki başkası çekmeyecek. Eğer biz davayı en başında kazanmış olsaydık belki oğluma çok çok daha iyi imkanlar sunabilecektim. Biz bu süre zarfında evimizi sattık. Mağdur insanlar için okuyacağım. Doktorluğu da çok isterdim. Nedeni de annem kanser hastasıydı. Annem çok çekmişti. O zamanda bende doktor olup ihtiyaç sahibi insanlara yardım edeceğim derdim. Tıp Fakültesi olmadı. Dedim hukuk okuyup hukuk mücadelesi vereyim. Her şey insanlar için. Sağlık da hukuk mücadelesi de insanlar için. İnsanların hayatına dokunmak istiyorum" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------------------------Gülistan Sarkut'un ailesiyle birlikte üniversiteye gelmesi-Gülistan Sarkut'un üniversiteye kayıt olması-Çocukları ve Gülistan Sarkut'dan detaylar-Gülistan Sarkut röp

Haber-Kamera: Tolga YANIK-Hasan DÖNMEZ/KONYA,

Haber Kodu : 200812023

====================================

Tehlikeye rağmen kanalda serinliyorlar

ADANA'da, hava sıcaklığının 40 dereceye ulaşmasıyla birlikte sulama kanallarına akın eden ve kendilerini tehlikeli sulara bırakan gençler, "Bu su akıntılı olduğu için temiz ve eğlenceli, boğulmaktan korkmuyoruz" ifadelerini kullandı. Gençlerin tehlikeli oyunu, kameralara yansıdı. Kentte hava sıcaklığının artmasıyla birlikte aşırı sıcaktan bunalanlar, sulama kanallarında yüzüyor. Akıntılı sulara köprü ve demir korkulukların üzerinden atlayıp kendilerini bırakarak serinlediklerini söyleyen gençler, her yıl onlarca kişinin boğulduğu kanallarda yüzmekten korkmadıklarını belirtiyor. Sırayla bariyerlerin üzerinden kanala atlayanlardan Ramazan Ateş (18), "Bu kanallarda akıntı olduğunu için yüzmek daha zevkli. Ücretli havuzlar var ama onlar burası kadar keyifli değil durgun su" dedi.KIYAFETLERİYLE GİRİYORLARÜzerlerindeki kıyfetlerle serinlemeye çalışan Hüseyin Pınar (29), "Bu kanalda yüzmek daha güzel, arkadaşlarımızda akıntılı suda yüzüyoruz. Akan su her zaman aktığı için 'pislik tutmaz' derler. Bizim için tehlikeli ancak şuanda koronavirüs var. Havuz da var ancak onlar da hijyenik değil. Bu su daha temiz. Bu kanalda en iyi yüzenler bile boğulabiliyor. Buradaki mutluluğu deniz ve havuzda bulamıyoruz. Korkuyoruz, tehlikeli ancak burda yüzmekten vazgeçemiyoruz" ifadelerini kullandı.Gençlerin sulama kanalındaki tehlikeli oyunu, gün boyu sürüyor.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: -------------------------------Sulama kanalına girenlerSuda yüzenlerde Röp.Kanala köprü üzerinden atlamalarıGenel ve detaylar

Haber-Kamera: Çağlar ÖZTÜRK/ADANA,

Haber Kodu : 200812035

=====================================

Liseli Ezgi, farklı ülkelerden insanlarla 'pandemi' sürecini görüştü

MERSİN'de lise öğrencisi Ezgi Çiçek (17), dünyanın farklı ülkelerinden vatandaşlarla koronavirüs salgınını konuştu. İnsanların ülkelerindeki sağlık alt yapısının yetersiz kaldığı yönünde görüş belirttiğini kaydeden Çiçek, Türkiye'nin diğer ülkelere oranla süreci çok daha iyi yönettiğini kaydetti.Lise öğrencisi Ezgi Çiçek, koronavirüs salgını hakkında konuşmak için Amerika, Hong Kong, Avusturya, Rusya, İtalya, İngiltere ve Kanada'nın da aralarında bulunduğu farklı ülkelerinden insanlara sosyal medyadan ulaştı. Çiçek, 2 ayda elde ettiği bilgileri kişisel bloğunda paylaştı. Türkiye salgınla mücadele ederken, diğer ülkelerde yaşayan insanların yaşamlarını ve ülkelerinde alınan önlemleri merak eden Çiçek, sosyal medya üzerinden iletişime geçtiği kişilere çeşitli sorular sordu. Çalışması hakkında bilgi veren Çiçek, "Tüm dünyayı etkileyen koronavirüs salgını salgın hastalık hakim. Bu salgından ülkemiz de etkilendi. Biz su salgınla mücadele ederken diğer ülkeler de yaşayan insanları da merak ettim. Bu süreçle nasıl başa çıktıklarını, en az hasarla atlatmak için neler yaptıklarını ve yaşam tarzlarında ne gibi değişiklik olduğunu merak ettiğim için sosyal medya aracılığıyla onlarla iletişime geçtim. Onlar da yaptığım projenin bir parçası olmak istediklerini söyledi. Amerika, Hong Kong, Avusturya, Rusya, İtalya, İngiltere ve Kanada'da yaşayan insanlarla iletişime geçtim. Onlara koronavirüsü ilk duyduklarında akıllarında neyin çağrışım yaptığından tutun, eski dünya düzeni ve yeni dünya düzeni hakkındaki görüşlerine kadar sorular sordum" dedi.'KİMSE SALGININ DÜNYAYI ETKİSİ ALTINA ALACAĞINA İNANMAMIŞ'Çin'de yaşayanların teknolojik ve sağlık açısından ileride olduğunu düşündüğü için salgını kontrol altına alacağını sandıklarını belirten Çiçek, "Salgının kendi ülkelerini hatta tüm dünyayı etkisi alacağına inanmıyorlardı. Bundan dolayı çoğu rahatmış. Azınlık bir kesim ise bunun ciddi bir problem olduğunu düşünerek, önlem almaya başlamışlar. Yurt dışı seyahatlerine çıkmamaya çalışıyorlarmış. Hijyen ve temizlik malzemelerini ne olur ne olmaz diye marketlerden temin etmişler. Salgın sürecinde marketlerin yağmalanmasını doğru bulmadıklarını belirttiler" ifadesini kullandı.'YAŞLILAR VE ENGELLİLER İHMAL EDİLDİ'İletişime geçtiği ülkelerdeki insanların devletlerinin özellikle yaşlıları ve engellileri ihmal ettiği şikayetini alan Çiçek, şunları söyledi: "Bazı ülkelerin bu sürecin altından çok daha çabuk kalkabileceğini düşünmüştüm ancak hiç de öyle olmadı. Örneğin, İtalya, İspanya, Amerika gibi ülkeler bundan çok zararlı çıktı. Sağlık alanında ileride olduğunu düşündüğüm Amerika'da en fazla ölüm oranına ulaştı. Diğer ülkelerle karşılaştırdığımda bizim bu süreci iyi yönettiğimizi düşünüyorum. Bundan dolayı endişem yok. Diğer ülkelerdeki insanlar yaşlı bakım evlerinde kalan ve zihin engelli vatandaşlara daha fazla yardım edilmesi gerektiğini söylediler. Onların çok yalnız kaldığını söylüyorlardı. Havalimanlarının daha erken kapatılması gerektiğini söylediler."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------------------------Ezgi Çiçek bilgisayar başında otururken-Ezgi Çiçek ders çalışırken-Ezgi Çiçek ile röp

Haber-Kamera: Soner AYDIN/MERSİN,

Haber Kodu : 200812018

========================

Ani'de tarihi yapıtların duvarları aşk ilan alanı oldu UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde 16'ncı sırada yerini alan Ani Ören Yeri'ndeki tarihi yapıtların duvarlarına bazı ziyaretçiler tebeşirlerle yazı yazıp, şekiller çizdi. Bazılarının da taşları kesici aletlerle kazıyarak, kendisinin veya sevdiklerinin isimlerini yazdıkları görüldü.Kars'a 42 kilometre uzaklıkta, Türkiye-Ermenistan sınırı üzerindeki yüzyıllar boyunca farklı kültür ve medeniyetlere beşiklik etmiş, tarihin en büyük hazinelerinden biri olan Ani Ören Yeri, Temmuz 2016'da Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yerini aldı. Merkeze bağlı Ocaklı köyü sınırları içinde yer alan Anı Ören Yeri, Türkiye- Ermenistan sınırını ayıran Arpaçay nehrinin batı yakasında Türkiye sınırları içinde volkanik bir tüf tabakası üzerine kurulmuş ortaçağ şehridir. Ören yeri Anadolu'ya İpek Yolu'ndan girişte ilk konaklama merkezi olduğundan aynı zamanda bir ticaret merkezi, bölgenin zenginliği de buradan gelmektedir. Ani'nin en eski tarihinin M.Ö. 5000 yıllarına kadar uzandığı düşünülmektedir. Bugünkü ören yerini oluşturan iç kale M.S. 4'üncü yüzyılda Kars şehrine ismini veren Karsaklılar tarafından yaptırılmıştır. Ören yerinin dış cephe surları Bagratlı Kralı Aşot tarafından M.S. 964 yılında yaptırılmaya başlanmış, daha sonra Kral 3'üncü Sembat 978 yılında 2'inci takviye sur sistemini yaptırmış, 1064 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan'ın Ani'yi fethetmesinden sonra Ani Beyi olan Ebu'l Menuçehr 1064-1072 arasında 3'üncü sur sistemini yaptırmıştır. Günümüzde 78 hektar büyüklüğündeki bir alan üzerine kurulmuş olan Ani Ören Yeri 4,5 kilometre uzunluğundaki dış cephe surları, sur içindeki antik kentte bulunan cami, kilise, hamam, saray, kervansaray, köprü ve bunun gibi yapılardan oluşmuş 21 tescilli taşınmaz ile birlikte, arkeolojik sit alanı olarak ilan edilmiş bölgemizdeki en önemli ören yeridir.TARİHE SAYGISIZLIKDünyanın her yerinden ziyaretçilerin geldiği Ani Ören yerindeki tarihi yapıtlar, bazı ziyaretçiler tarafından duvarlarına yazılan ve kazılan yazılarla çirkin görüntülere sahne oluyor. Terhis olanların, evlenenlerin, nişanlananların ziyaret ettikleri tarihlerin yazıldığı duvarlarda kalp resimlerinin bolluğu da dikkat çekiyor. Boya ve tebeşirlerle yazılan yazıların yanında bazılarının ise taşları kesici aletlerle oyarak isimlerini yazdığı görülüyor.Duyarlı ziyaretçiler, tepkilere neden olan bu çirkin yazıların temizlenmesi ve bir daha bu tür yazıların yazılmasına izin verilmemesini istedi. Ani'yi ziyaret edenlerden Sebahat Güneş, insanların ziyaretleri sırasında duvarları böylesine yazılarla kirletmesinin akıl alır gibi olmadığını belirterek, "Duvarların her yanına yazılar yazmışlar. Bu tür girişimler çok yanlış. Gerçekten de yapmamaları gerekiyor. Yazı yazarak duvarları mahvetmişler. Kaç gündür bu bölgeyi geziyoruz tüm binalarda bu yazılardan var. Hem kendimiz böyle şeyler yapmayalım hem de çocuklarımızı uyaralım. Tarihimizi böyle zedelemeyelim. Çünkü burayı ziyarete gelen turistlere kötü örnek oluyor" diye konuştu.SAHİP ÇIKALIMKafkas Üniversitesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Muhammet Aslan da, "Maalesef ülkemizin her yerinde olduğu gibi Ani'deki anıtsal eserlerde de ziyaretçiler tarafından duvarlara yazılan yazılar mevcut. Buna vandalist bir anlayış diyemiyoruz. Bu tamamen bilinçsizliktir. Yani insanlarımız bu eserlerin tarihi kültür varlığı olduğu bilincinde olmuş olsalar böyle bir şeyle karşılaşmayız. Ama maalesef yan yana iki duvar düşünün biri yeni diğeri eski olsun, tarihi olsun. Yeni olan duvara kimse bir şey yazmaya kıyamaz ama diğeri eski diye buna tuttuğu takımı, aşkını veya ideolojisini bu taşlara yazar. Halbuki eski olan kıymetlidir. O yüzden biz buradan bütün vatandaşlarımızı bilinçlenmeye, tarihi ve kültür varlıklarımıza nasıl yaklaşmamız gerektiği konusunda bilinçlenmeye davet ediyoruz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: -----------------Ani ören yeri yapıtlarıZiyaretçilerSebahat Güneş'in konuşmasıDuvarlardaki yazılardan genel ve detaylarKafkas Üniversitesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Muhammet Aslan'ın konuşması

Haber-Kamera: Bedir ALTUNOK/ KARS,

Haber Kodu : 200812029

=======================

Dağların kahraman kızı Sıla'ya fair play ödülü

ÇİN'de düzenlenmesi planlanan olimpiyatlara katılabilmek için gittiği Slovenya'daki kayak merkezinde bindiği teleferikten düşmek üzere olan 12 yaşındaki bir çocuğu tutarak hayatını kurtaran Sıla Kara (20), ulusal bir televizyon tarafından düzenlenen, "Sporun Devleri" programında fair play ödülüne layık görüldü15 DAKİKA HAVADA TUTTUTürkiye Kayak Milli Takımı sporcusu Sıla Kara, Çin'de düzenlenecek 2022 Kış Olimpiyatlarında yer alabilmek için Slovenya'da 12-13 Şubat tarihleri arasında düzenlenen 'Krvavec Giant Slalom' yarışmasına katıldı. Alp disiplininde yarışan Kara, final ayağı öncesi ısınmak için teleferikle piste çıkarken, yanında oturan 12 yaşında Sloven erkek çocuk dengesini kaybetti. Çocuk, teleferikten düşerken o sırada ayağını uzatan Kara'nın kayak takımlarına tutundu. Kara, daha sonra da elleriyle çocuğu havada yaklaşık 15 dakika tuttu. Sloven çocuk, kısa süre sonra gelen ekipler tarafından kurtarıldı. Krvavec halkı tarafından 'kahraman' ilan edilen milli sporcu Kara'ya, kentin emniyet müdürü tarafından madalya da verildi. Yaşanan olayın Demirören Haber Ajansı tarafından dünyaya duyurulması üzerine Sıla Kara'ya, yurt içi ve yurt dışından yüzlerce tebrik telefonları aldı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Slovenya Türk Büyükelçisi Esen Altuğ'un da kendisini telefonla arayarak tebrik ettiği Sıla Kara, memleketi Erzurum'a gelişinde kulübünde prensesler gibi karşılandı.HEDEF OLİMPİYATMerkez Palandöken İlçesinde oturan Türkan-Mürsel Kara çiftinin 4 çocuğundan tek kızları olan Sıla Kara, henüz 7 yaşındayken mahallede arkadaşları ile birlikte ayakkabılarının altına bağladığı kornişle kayarken, kayak öğretmenleri tarafından keşfedildi. Erzurum Kayak Kulübü'ne götürülen Kara, kendisine güvenenleri mahcup etmedi. Spor hayatında başarı hikayeleri yazan Sıla Kara, 2011 yılında da Kayak Milli Takımı'na girdi. 7 yıllık Milli Takım geçmişinde 100'ün üzerinde madalyaya sahip. Atatürk Üniversite Spor Bilimleri Fakültesi Öğretmenlik Bölümü 2'inci sınıf öğrencisi olan Sıla Kara, yılda ortalama 10 ila 15 madalya kazanarak büyük başarılara imza attı. Arkadaşlarının 'Dağların kızı' dediği Sıla Kara'nın en büyük hayali, Çin'in başkenti Pekin'de yapılacak 2022 Kış Olimpiyat Oyunlarında madalya alarak başarılarını taçlandırmak."ÇOK MUTLUYUM"Ülkesine kahramanlık madalyası getirdiği için gurur duyduğunu söyleyen Sıla Kara, geçtiğimiz günlerde Türkiye'de yayın yapan ulusal bir televizyon tarafından faır play ödülüne layık görüldü. Ödülünü Kayak Federasyonu Başkanı Ali Otto ile birilkte AK Parti Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel'den alan Sıla Kara şunları söyledi: "Atatürk Üniversitesi spor bilimleri öğrencisiyim.13 yıldır kayak sporunu yapıyorum. Erzurum'un en köklü kulüplerinden biri olan Erzurum Kayak Kulübünde spora başladım. Geçtiğimiz Şubat ayında Slovenya'da düzenlenmiş olan yarışma esnasında küçük bir sporcunun hayatını kurtardım. Slovenya tarafından kahraman ilan edildim. Ülkeme kahramanlık madalyası getirdim. Akabinde bir televizyon kanalı tarafından faır play ödülüne layık görüldüm. Çok mutlu ve gururluyum. Bugüne kadar vermiş olduğum sportif mücadelenin yanı sıra insani değerler ve ahlak üzerine ödül almak benim çok gurur verici. Hedefim 2022 kış olimpiyatları. Bu alanda Erzurum'dan kış olimpiyatlarına gitmiş hiç kadın sporcu yok. Hedefim o ilki başarabilmek."ANTRENMANLARINA ARA VERMEDEN DEVAM EDİYORSprocu arkadaşları tarafından 'dağların kızı' adı verilen Sıla Kara, çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Kışın kayakları ile geçtiği pistlerde yazın koşarak enerji depolayan Sıla Kara, deniz seviyesinden 3 bin 176 metre yükseklikteki Palandöken'in 2 bin 800 metresinde koşu ve kültür fizik hareketleri yapıyor.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-----------------Drone ile çekilen detaylar-Sıla Kara Karanın aldığı ödülden detay -Ödül aldığı esnada çekilen fotoğraf-Sıla Kara ile röp

Haber: Turgay İPEK - KAmera: Zafer KUMRU/ ERZURUM,

Haber Kodu : 200812020

==============================

Yolcu otobüsü şoförlerine takograf ve süre denetimi

İSTANBUL'da 5 kişinin öldüğü otobüs kazasının ardından denetimler sıklaştırılırken, büyükşehirlere 24 saate varan yolculukların yapıldığı Diyarbakır'da, otobüsler 3 şoförle yola çıkıyor. Takograf hilesi ve başkasının kartını kullanmanın cezasının ağır olduğunu belirten şoförler ve yetkililer, kazaların en büyük nedeninin uykusuzluk olduğunu söyledi.Şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan otobüslerde denetimler sıklaştırıldı. İstanbul'da 5 kişinin ölümüne neden olan otobüs kazasının ardından Diyarbakır'dan Türkiye'nin birçok iline yolcu taşıyan otobüsler ve sürücüler ilgili denetimlerde artış oldu. Diyarbakır'dan İstanbul gibi uzak mesafeye yolcu taşınan otobüsler 3 şoförle yola çıkıyor. Denetimler kapsamında sürat veya kat edilen mesafe gibi bilgileri kaydetmek üzere başta otobüsler ve kamyonlar olmak üzere bazı taşıtlara monte edilen takograf, inceleniyor. Ayrıca, Diyarbakır Şehirlerarası Otobüs Terminali'nde evrakları eksik ve koronavirüs tedbirlerine uyulmayan otobüslerin çıkış yapmasına izin verilmiyor. Son dönemde üretilen takograf cihazlarında hile yapma oranın mümkün olmadığını belirten firma yetkilileri ve şoförler, başkasının kartını takografa takıp, otobüs kullanmanın da cezasının ağır olması nedeniyle kimsenin o riski göze alamayacağını belirterek, kazaların en büyük nedeninin uykusuzluk olduğunu söyledi.'DENETİM MEKANİZMA OTOBÜSÜN VARACAĞI YERE KADAR DEVAM EDİYOR'Bir seyahat firmasının Otogar Şube Müdürü Necmettin Geyik, en uzun seferlerinin 21 saatle İstanbul'a yapıldığını belirterek, bu otobüslerde 3 şoförün görev aldığını söyledi. Geyik, "Her bir araçta 3 şoförümüz mevcut. Bunlar zaten uluslararası yönetmelikler gereğince her 4,5 saatte bir dinlenerek diğer arkadaşına devrediyor. 2 sefer üst üste yapan arkadaşımız evde dinlenmeye çekiliyor. Sonra dinlenmiş bir şekilde tekrar yola çıkıyor. Yaklaşık 27 otobüsümüz var. Her araca ortalama 3'er şoför, 2'şer de kaptan yardımcısı olarak görevlendirme yapıyoruz. Yorgun bir şekilde yola çıkarmamaya özen gösteriyoruz. Bu şekilde olunca da kaza oranları hemen hemen sıfıra düşüyor. Zaten büyük araçlarda kazaların sebebi yorgunluk ve dikkatsizliktir. En büyük etkenler bunlar. Biz elimizden geldiğince bunların önünü kesmeye çalışıyoruz. Fazla işçi istihdam ederek hem yolcularımızın güvenliğini hem de firmamızın itibarını korumaya çalışıyoruz. Denetim mekanizması, otobüs varacağı yere kadar devam ediyor. Araçlarda bulunan takograf cihazı hangi araç kaptanının kaç saat, kaç dakika, kaç saniye araç kullandığını gösteriyor. Orada kaybolma riski yok. Ona göre bütün otogarlarda çıkışlar yapılıyor. Herhangi bir sıkıntı varsa uyarılar geliyor zaten. Takografta hile yapma mümkün değil. Zaten yılda bir kalibrasyona gidiyor. 2017 yılından bu yana elektronik takograflara geçildi. O yüzden takograflarda oynama şansı yok. Başkasının kartını alıp, kullanma riskini de kimse göze almaz. Bunun kazası var, belası var. Takografla oynamanın 10 bin TL'ye yakın cezası var ve şoför onu da kendi cebinden ödeyeceği için kimse o riski göze almaz" dedi.'ŞOFÖR SAYISI YOLUN KİLOMETRESİNE GÖRE DEĞİŞİYOR'25 yıldır otobüs şoförlüğü yapan Faik Tokur (55), düzenli çalışıldığı takdirde işlerinin yorucu olmadığını ifade ederek, "Dönüşümlü olarak 3 kaptan çalışırsa, ayda 10 gün istirahat ve 20 gün çalışmayla yorucu olmuyor. Sürekli 2 kaptan çalışırsa o sıkıntı oluyor. Şoför sayısı, yolun kilometresine bağlı olarak değişiyor. Şu anda biz İstanbul'a gidiyoruz. İstanbul, 1500 kilometre mesafede ve her 4,5 saatte bir istirahat olduğu için takografa göre ehliyette yetmiyor. O yüzden 3 şoför şart. Denetlemeler de çok sıkı. Hata istemez. Yolcu taşıyoruz neticede. İnsanların hepsi şoför olmuş. Kuralları biliyorlar, hatayı kabul etmezler. Buradan çıkış yaparken bütün evraklar eksiksiz ve onaylandıktan sonra çıkıyoruz. Gaziantep'e giderken orada tekrardan kontrol ediliyor. Ankara'da ve İstanbul'da da aynı şekilde oluyor. Yani her 4 saatte bir trafik bizi denetliyor. Yolcu otobüsleri ayrı bir kategoriye konuluyor. Çünkü otobüs yolcu taşıyor" diye konuştu.'TAKOGRAFLARDA HİLE YAPMA ŞANSI YOK'Takograflarda hile yapma şansının olmadığını vurgulayan Tokur, şunları söyledi: "Eski takograflar düğme takılırdı, geri alınırdı veya durdurulurdu. Bu yeni cihazlarda öyle bir durum yok. Başkasının kartını kullanma imkanı da olmaz. Kullansa bile denetimci arkadaşlar bulur. Özellikle kamyon şoförleri gece uykusuz yola çıkmasınlar. Çünkü bizim gözümüz hep onlarda. Önümüzü kesebilir, yandan gelebilirler. Uykusuz çok hata yaparlar. Çünkü tek kişidirler. Arkasında yolcu da yok ki ikaz etsin." 'OTOBÜSE BİNDİĞİMDE TEDİRGİN OLUYORUM'İstanbul'a yolculuk yapan Veli Aras, ise, "Şoförün kurallara uymadığını gördüğümüzde uyarmak zorundayız. Son yaşanılan hadisede 5 kişi öldü. Bu çok üzücü bir durum. Herkesin biraz daha dikkatli olmasını istiyorum" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ----------------Muhabir Emrah Kızıl anonsTerminalde trafik ekiplerinin yaptığı denetimden detaylarOtogar detayMuhabir Emrah Kızıl anonsRöportajlarTakoğraf cihazından detayYolculardan detayMuhabir Emrah Kızıl anonsOtobüslere binenlerGenel ve detay

Haber-Kamera: Emrah KIZIL- Nurettin FİDANCAN/DİYARBAKIR,

Haber Kodu : 200812030

===============================

Buğdayın stoklanması, bulgur üretimini etkiledi

TÜRKİYE'nin önemli tahıl üretim alanlarından olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, satıcıların daha fazla kar etme amacıyla buğdayı depoda stoklaması bulgur üretimini etkiledi. Mardin Bulgur Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Faysal Sun, buğdayda son 30 yılın en iyi verimini elde ettiklerini ifade ederek, bulgurun hammaddesi buğdayın depolarda stoklanmasından dolayı temin edemediklerini söyledi.Şanlıurfa ve Mardin ovalarında Diyarbakır havzasında buğday üretiminde son 30 yılın en yüksek rekoltesi elde edildi. Hasatta verimli yıl olmasına rağmen satıcıların aldıkları buğdayı depolarında stoklamaları, Türkiye'de en çok bulgur üretiminin yapıldığı Mardin'deki üreticileri etkiledi. Mardin Organize Sanayi Bölgesi'ndeki birçok bulgur üretim fabrikası, buğday temin etmekte güçlük çekiyor.Mardin Bulgur Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Faysal Sun, Mardin'in her yıl yüzde 25'lik bulgur ihracatıyla Türkiye rekorunu elinde bulundurduğunu ifade etti, ancak bu yıl bulgur üretmek için buğday bulmakta zorlandıklarını söyledi. Buğday fiyatlarının son bir ay içerisinde yüzde 20- 30 oranında zamlandığına dikkat çeken Sun, fiyatların yeniden normal seviyeye düşürülmesi için Türk Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) stokçulara karşı piyasaya buğday sürmesi gerektiğini söyledi. 'PİYASAYA GELEN BUĞDAYI STOKÇULAR ALIYOR'Buğday satıcıları üreticiyle anlaşıp, satın aldıkları buğdayı daha sonra Orta Doğu ülkelerine sattıklarını anlatan Sun, "Bu yılki hasat, son 30 yılın en iyi rekoltesini verdi. Buğdayın varlığında bir sorun yok. Ama hasadın başlangıcından bu yana stokçuların devreye girmesiyle fiyatlar artınca ve stokçular bunu devamlı olarak almaya başladı. Piyasaya gelen buğdayı da stokçular aldığı için sanayiciler ihtiyacı olan buğdayı tedarik edemiyor. Bu da üretimde büyük bir sıkıntı yaratıyor. Biz Türkiye'deki toplam üretimin yüzde 25'ini, ihracatın ise yüzde 35'ini tek başına karşılıyoruz. Biz sadece Mardin olarak yılda ortalama 100 milyon dolara yakın ihracat gerçekleştirmekteyiz. Bizim bulgurumuz dünyanın en güzel bulguru ve coğrafi işaretli bir ürün olduğu için talebi de çok fazla. Ama bugün bu bulgura yetecek hammaddeyi piyasadan sağlayamıyoruz. Büyük bir sıkıntı yaşıyoruz hammadde tedarikinde" dedi.

Mardin Organize Sanayi Bölgesi'nde bulgur fabrikası bulunan Cemil Duyan ise buğday stokunun önlenmesi için TMO'nun çalışma yürütmesi gerektiğini söyledi.

Kaynak: Demirören Haber Ajansı

Haber Yorumları
500
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Manşet

Haberler

Antoloji.com Hastane.com.tr Intersinema.com Yenikadin.com
Şu an buradasınız: Son dakika güncel: DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ - TEKRAR - Haber
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

[Kullanım Şartları] - [Hata Bildir] 26.9.2020 06:03:08. #1.15#
title