Kılıçdaroğlu, fon soruşturmasında Şimşek'e istifa çağrısı yaptı, SPK'yı eleştirdi
Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM Grup Toplantısı'nda fon soruşturmasına ilişkin Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e istifa çağrısı yaptı. Kılıçdaroğlu, SPK'nın bakanın üzerinde egemen güç olduğunu savunarak 400 bini aşkın vatandaşın mağdur olduğunu söyledi.
(TBMM) - CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Bakan ne olduğunu biliyor, neler yapılması gerektiğini biliyor, ilgili kuruma yazıyor. İlgili kurum bakanı bile dinlemiyor, 'Sen kimsin de bana böyle bir yazı gönderiyorsun?' diyebilecek cesareti gösteriyor. Bir bürokrat bir bakana bu kadar cesur davranamaz. Mehmet Şimşek'in yapması gereken tek bir görev var: Görevini bırakmak ve istifa etmek. Eğer Sermaye Piyasası Kurulu senin üzerinde bir egemen güç olarak duruyorsa, o makamı derhal bırakacaksın kardeşim" dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Fon soruşturmasına ilişkin, "4 Kasım 2025 Türkiye Sermaye Piyasaları Genel Kurulu'nda Bakan Mehmet Şimşek bir açıklama yapıyor. 'Özellikle bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz', diyor. Biliyoruz diyor, tahmin ediyoruz, düşünüyoruz, duyum alıyoruz değil, biliyoruz. 'O alanda da bir düzenleme eksikliği olduğunu da biliyoruz bu eksikliği gidereceğiz' diyor. Söyleyen kim? sıradan bir bakan değil bu işlerden sorumlu olan bir bakan" ifadelerini kullanan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Sayın Bakan'a sormuştum: Madem biliyordun, neden önlem almadın? Hangi siyasi otorite, hangi güç senin görev yapmanı engellediyse, neden o makamda duruyorsun sen? Görevini yapamadıysan neden o makamda oturuyorsun sen? Bu soruyu sorduk ve gereği yapılmadı. Daha acı bir olay daha var. Bu konuşmadan bir ay sonra Sayın Mehmet Şimşek, 2 Aralık'ta Finansal İstikrar Komitesi'ni topluyor. Yani gidişi görüyor, manzarayı biliyor, Finansal İstikrar Komitesi'ni topluyor. Komitenin aldığı kararları gereğini yapması için Sermaye Piyasası Kurulu'na gönderiyor ama Sermaye Piyasası Kurulu 10 ay bunu tutuyor ve 10 ay borsada soygun artarak devam ediyor. Ta ki uluslararası endeks sağlayıcıların uyarısı geldikten sonra olay ortaya çıkıyor ve artık kaçınılmaz olarak buna müdahale etmemiz lazım, diyorlar. Bu sıradan bir kriz değildir. Bu, devlet yönetimindeki bir krizdir. Devlet krizidir bu. Bakan ne olduğunu biliyor, neler yapılması gerektiğini biliyor, ilgili kuruma yazıyor. İlgili kurum bakanı bile dinlemiyor, 10 ay. 'Sen kimsin de bana böyle bir yazı gönderiyorsun?' diyebilecek cesareti gösteriyor. Bir bürokrat bir bakana bu kadar cesur davranamaz. Çünkü bakanın istediği doğru şey ama yapmıyor bunu. O zaman Mehmet Şimşek'in yapması gereken tek bir görev var: Görevini bırakmak ve istifa etmek. Eğer makamına saygı duyuyorsan, Hazine ve Maliye Bakanı'ysan, senin yaptığını Sermaye Piyasası Kurulu yapmamışsa, Sermaye Piyasası Kurulu senin üzerinde bir egemen güç olarak duruyorsa, o makamı derhal bırakacaksın kardeşim. Derhal, derhal, derhal bırakacaksın.
"AK PARTİ'NİN İÇİNDE, 'ERDOĞAN GİDERSE YERİNE KİM GELECEK?' BUNUN HESABI VAR"
Düşünün, Hazine ve Maliye Bakanı, 'Bu fonda bir şeyler var, ben biliyorum' diyor. Kimlerin yaptığını da biliyor, ne olduğunu da biliyor. Bir ay sonra topluyor Finansal İstikrar Kurulu'nu onlar karar alıyor, Sermaye Piyasası Kurulu'na göndereceksin, gereğini yapın diye. Kurul başkanı alacak senin yazını, bir köşeye atacak. Sonra ne olacak? 'Ben seni dinlemiyorum, istediğim zaman istediğim kararı alırım' diyor. Sen bakansın kardeşim, sen niye orada duruyorsun? Bakın, Sayın Mehmet Şimşek'in dürüstlüğüne bir şey demiyorum ama yönetim sıfır. Orada kimin gücüyle oturuyorsun sen? Hangi güç seni oraya oturtuyor? Bir an önce o koltuğu terk etmek zorundasın.
Bir şey daha var. AK Parti içindeki hesaplaşmalara da bakmamız lazım. Bu iş böyle birdenbire ortaya çıkmadı. AK Parti içinde de Erdoğan sonrası iktidar mücadelesi var. Erdoğan giderse kim gelecek? Acaba bu fon olayının arkasında bu hesaplaşma mı var? Bunu sadece ben söylemiyorum, aşağı yukarı herkes söylüyor. AK Parti İstanbul Milletvekili, Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Başkanvekili bu kişi. Sayın Serkan Bayram, o da rezaleti, fonları söylüyor, 'Erdoğan sonrası hesaplaşma var' diyor ve bütün bunların hepsini sayıyor. Fakat bunları söyledi diye uyarı geliyor. X hesabından yaptığı açıklamada biraz özür diler gibi bir atmosfere geliyor. Bu, insana yakışmaz, söylediğin sözün arkasında duracaksın arkadaş. Burada ortada sadece bir fon meselesi değil, Türkiye'yi derinden ilgilendiren belli bir sorun var. Belli bir sorun var, AK Parti'nin içinde ciddi bir hesaplaşması var, bakanların kutuplaşması var. 'Erdoğan giderse yerine kim gelecek?' Bunun hesabı var.
"BU DÜZEN KİMİN DÜZENİ? HORTUMCULARIN DÜZENİ"
Neden bu olaylar aylarca bekledi? Neden el atılmadı? Bunun sorgulanması lazım. Sorumluluğu yalnız Sermaye Piyasası Kurulu'nun üstüne atıp kaçmak mümkün değil. Bütün bu ayrıntıların bilinmesi lazım. AK Parti içindeki hesaplaşmanın da ayrıntıların ortaya çıkması lazım. Siz kendi aranızda hesaplaşabilirsiniz ama vatandaşı soyarak hesaplaşamazsınız. Borsa üzerinden manipülasyon yaptırarak hesaplaşamazsınız. Fatura kime çıkıyor? Tepi?iyorlar, fatura vatandaşa çıkıyor, ezilen vatandaş oluyor. 400 bini aşkın vatandaş mağdur oluyor. Bu bir devlet krizidir. Devlet krizi olarak ilk dillendiren parti de Cumhuriyet Halk Partisi'dir çünkü Cumhuriyet Halk Partisi olayları sağlıklı irdeler ve tanıyı, teşhisi de koyar. Evet, bu bir devlet krizidir. Arınma sadece CHP'de değil, büyük ölçüde arındık zaten ama hala var. Arındık, arınacağız, arınacağız. Kör kuruşun hesabını soracağız. Bunu bu millet için yapacağız. Çalışan, alın teri döken insan için, kadınlar için yapacağız biz bunu. Kimseye, yolsuzluk yaptı diye özel bir makam tahsis etmeyeceğiz.
Sorumuz vardı değil mi? Onu her yerde sorun Mehmet Şimşek'e, 'madem bu olay ortaya çıktı, sen aylarca niye bekledin kardeşim? Kim, hangi güç seni durdurdu? Milyarlarca lira, binlerce insan neden mağdur oldu? Bunun faturasını ödeyecek bir kişi yok mu? Nasıl oluyor bu düzen? Bu düzen kimin düzeni?' Hortumcuların düzeni.
"BÜROKRASİNİN POLİTİZE EDİLMEMESİ LAZIM"
Karşı çıkacağız kör kuruşun hesabını soracağız. Parlamentoda, sokakta, caddede, tarlada, fabrikada, her yerde hesabını soracağız. Biz hiç kimsenin önünde eğilmeyiz. Bizim verilmeyecek hesabımız yoktur. ve her zaman şunu söyleriz de: Hesap sormazsanız namertsiniz. Bu, yönetilemeyen bir devlet krizidir. Biliniyor, dokunulamıyor, ses çıkarılamıyor. Bir şeyler yapılmak isteniyor, bakan kendi kurumuna sözünü geçiremiyor. Devlette liyakati her zaman vurgularız. İnançlı kardeşlerime de söylüyorum, sevgili Peygamberimizindir, 'İşi ehline vereceksiniz' diyen. Siz işi ehline vermiyorsunuz, politize olmuş bir bürokrata veriyorsunuz. O, o kadar ciddi bir güç alıyor ki birilerinden, kendi bakanının sözünü bile dinlemiyor. 'Sen kimsin? Sen bana talimat vereceksin, ben kararımı kendim alırım. İstediğim zaman uygularım' diyor. Borsa soygunun temel felsefesi budur. Bürokrat siyasallaşırsa, devlette liyakat biterse, o zaman sorun var demektir. Bürokraside siyasallaşma olmaz, bürokrat devleti temsil eder, devletin memurudur o. Devlet Memurları Kanunu, adı öyle. Siyasi parti memurları kanunu değil, iktidar partisinin memurları kanunu değil. Adı Devlet Memurları Kanunu. Devlet memuruysa o zaman devletin çıkarlarını savunacaksın her yerde. Bürokratik kadrolar politize edilirse devlet kurumsal olarak işlevini yerine getiremez. O nedenle bürokrasinin politize edilmemesi lazım.
"4,5 YILDA 5 SEFER MERKEZ BANKASI BAŞKANINI DEĞİŞTİRİRSEN ENFLASYONU ÖNLEYEMEZSİN"
Bir ülkede 4,5 yılda 5 kez Merkez Bankası Başkanı değişmez. Trump, Merkez Bankası Başkanı'nı görevden alacağım dediği zaman, 'Sen beni görevden alamazsın' diye karşı çıkış yaptı Merkez Bankası Başkanı. Eskiden Merkez Bankası başkanlarının görev süreleri vardı ve o görev süreleri içinde kimse dokunamazdı onlara. Onlar, yasaların öngördüğü kuralları yaparlardı, fiyat istikrarını sağlamak için. 4,5 yılda 5 sefer Merkez Bankası Başkanını değiştirirsen enflasyonu önleyemezsin kardeşim. Nitekim geldiğimiz nokta da budur. Enflasyonu önleyemediler. Bir devlet yönetiminde bir kurumu denetlemekle görevli olanlar, denetçiler, müfettişler, kurumu denetlemekle görevli kişiler, denetleyeceği kuruma yönetim kurulu üyesi olarak atanırlarsa o kurum denetlenmeyecektir. Ne yaparsanız yapın, 'Ben burada sizin garantinizim' anlamına gelir. Ne demek? Devlet Denetleme Kurulu'nda görev alıyor, Borsa İstanbul'da yönetim kurulunda. Buyurun şimdi, o Devlet Denetleme Kurulu'nda görev alan ne yapacak? Borsa İstanbul'u denetleyecek. İyi ama orada kendisi yönetim kurulunda. Nasıl denetleyecek? Akıl tutulması var. Devleti yönetenlerde bir akıl tutulması var. Borsa İstanbul iyi paralar veriyorsa sen oraya onu gönderemezsin. Ne işi var denetçinin orada? Ben müfettişim. Beni bir şirkete tayin ediyorlar, yönetim kurulu üyesi olarak sonra şirkete ben gideceğim, denetim yapacağım. Olmaz, bu ne demektir? 'Soygun hep birlikte olacak arkadaşlar' demektir, geldiğimiz nokta bu.
"BENİM İLK ÇAĞRIMDA MUTLAKA BU OLAYI DENETLEYİN DEMİŞTİM"
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Borsa İstanbul'da. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu üyesi, Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu üyesi, Varlık Fonu Yönetim Kurulu Başkan Vekili, Cumhurbaşkanı İletişim Başkanı... Ne kadar saysanız, hepsi Cumhurbaşkanlığı. Bunların hepsi ballı börekli yerlerde görev alıyorlar. Bunlar neyi denetleyecek? Yolsuzluk varsa denetlemezler ki. Benim ilk çağrımda mutlaka bu olayı denetleyin demiştim. Şimdi Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu'nu görevlendirmişler. İyi de onların hepsi borsa yönetiminde görev almış, neredeyse tamamı. Nasıl denetleyecekler? Yolsuzluk varsa kendisi hesap verecek. Hesap verecek olan kişi orada denetim yapacak. Bir akıl tutulması var. Dolayısıyla bir devlet yönetiminde bürokratlar ve siyasiler iş birliği yaparlarsa o devlet sağlıklı yönetilemez. Politize olmuş yandaşlar atanırsa o devlet sağlıklı yönetilemez. Devlette liyakati yok edip yandaşları belli makamlara getirirseniz, devlet yönetimi siyasallaşmış bürokratların eline düşer. Bürokratlar siyasileri yönetmeye başlarlar. Çünkü çıkar iş birliği, çıkar iş birliğinde vurgunu paylaşacaklar.
3 Ekim günü başka bir vahamet. 3 Ekim günü Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz başkanlığında Fon Koordinasyon Kurulu toplanıyor. Bu olayları değerlendiriyor. Kurumun üyeleri var, üyelerle beraber gelir, fonu değerlendirebilirler ama Fon Koordinasyon Kurulu'nun görev yaptığı sırada AK Parti Genel Başkan Yardımcısı orada, iki Grup Başkanvekili orada. Sizin orada ne işiniz var? Siz de yolsuzluğun bir parçası mısınız? Hırsızlığın bir parçası mısınız? Neyi kapatmak için oraya gittiniz? Hangi gerekçeyle oraya gittiniz? Devlet yönetimiyle siyaseti nasıl iç içe getirebilirsiniz? Liyakati nasıl yok edebilirsiniz? Peki, diğer partiler var mı? Çağırmışlar mı diğer partileri? Bütün partilerin grup başkanlarını veya grup başkanvekillerini davet etti mi Sayın Cevdet Yılmaz. 'Olay şöyledir' diye bilgilendirdi mi? Hayır. Devlet yönetimiyle iktidar siyaseti birleşirse büyük sorunlar çıkar."
(SÜRECEK)




























