Haberler

Deprem gibi afet risklerini azaltmak için artık hukuk uygulanacak mı?

Av. Arb. Mahmut Altınel

Av. Arb. Mahmut Altınel

Avukat-Arabulucu / Altınel Hukuk ve Arabuluculuk Bürosu
17.02.2023 12:15

Bugünlerde bir şeyler yazmak o kadar zor ki, sözlerin yetersiz kaldığı bir zamandayız. On binlerce iyi insanı yaşanan deprem nedeniyle kaybettik. Öncelikle mekanları cennet olsun, yakınları başta olmak üzere milletimizin başı sağ olsun.

Depremle ilgili herkes o kadar çok şey söyledi ki, artık sözlerin eyleme geçtiğini görmek istiyoruz. Bu zor günlerde acılarımızı bir nebze olsun hafifletecek güzel haberler görmek istiyoruz. Ülkemizde Anadolu'nun en küçük köyünden en büyük şehirlerine kadar bir şeylerin değişmesi gerektiğini umut ediyoruz.

Buradan birilerini suçlayarak içimi rahatlatmak gibi bir amacım yok, zaten buna gücüm de kalmadı artık. Kimle konuşsam yaşanan depremle ilgili suçlu arıyor zaten. Bilimin, aklın, liyakatin, hukukun öncelikli olmadığı ülkelerde aslında hep sonuçları konuşuyoruz. Nedenler üzerinde çok az insan konuşuyor ama bu insanları dinleyenler ya sadece dinlemek için dinliyor ya da çok azı harekete geçiyor.

Ne yazık ki, Japonların doğduğu yer dünyanın en deprem riski olan coğrafyası. Bizde onlarla aynı kaderi paylaşıyoruz. Fakat, onlar bu duruma teslim olmamışlar, riski azaltmak için tüm önlemleri almaya çalışmışlar. Tabi ki doğanın gücü karşısında risk olmama durumu asla olmaz. Fakat, riski azaltmak için bilime, liyakate ve hukuka değer vermek gerekir.

Kanunlar, riski en aza indiren kanunlar olsa da bu kanunları uygulamak gerekir, uygulama sadece basit bir denetimle değil bilim ve tekniğin içinde olduğu liyakatli, hukuksal güvenceye sahip denetmenler tarafından olmalıdır. Sadece denetimde yetmez, tespitleri yaptıktan sonra hukuka aykırı davrananları cezalandırmak gerekir. Cezalandırmak caydırıcılık ve ıslah için olmazsa olmazdır. Cezaları affetmek toplumda cezasızlık algısı yaratır ki, bu da suçların artması için bir dayanak olmaktadır.

İmar barışı ile ilgili çok şey konuşuldu, fakat bu durumu kanunlara boğulmadan anlatan çok az kişi izledim. İmar barışının ne olduğunu toplumun anlatacağı dilden anlatan çok az uzman var. Önce bunu anlatabilmek ve bu tür barış, af gibi uygulamaların nelere yol açacağını görmek gerekir. Tabi toplumun sosyo-ekonomik durumunu bilerek yorumlama çok daha değerlidir.

İmar planları vardır, siz bir konut yapmak istediğinizde bu imar planlarına uygun ruhsat alarak inşaat yapabilirsiniz. Aksi halde ruhsatsız bir inşaat yapmak hukuken mümkün olmaması gerekir. Ne yazık ki, ülkemizde bırakın ruhsatı uygun yapmamayı ruhsat bile alınmadan yapılan yüz binlerce konut, iş yeri, tesis, fabrika olmak üzere vardı.

İmar kirliliğine neden olma suçu şikayeti ile birlikte idari yaptırımlar Belediyeler tarafından şikayetler ya denetimler sonucu yapıldı. Ama bu ne kadar sonuç alındı görmek gerekir. Belediyelerin ya da kamu kurumlarının bu ruhsatsız ya da ruhsata uygun olmayan yerleri para cezası ile birlikte eski haline getirmeyenlere yıkımı oldu mu? Zaten bu olmadığı ya da olamadığı için bir evleri bari yıkamıyorsak bunları hukuken meşru hale getirelim durumu oluştu. Hukuken meşru hale getirmek bu yapıları imara uygun olduğu sonucu doğurmaz, imara uygun demek deprem yönetmeliği dahil binanın yapı denetimleri yapılarak bilim ve tekniğe uygun olarak yapılması demekti. Fakat bu binaların çoğu ne deprem yönetmeliğine uygundu ne de bilim ve tekniğe.

Bir tarafta toplumsal bir talep var, milyonlarca vatandaş ruhsatsız ya da ruhsata uygun yapmadığı yapılar var, diğer tarafta bu evlerde oturmanın deprem gibi afetler için büyük riski var. Tabi burada da şöyle bir haksızlıkta var, komşu 4 kat ruhsata uygun yapısı var, kendisinin kaçak ama 7 katlı yapısı var. Bu zaten ayrı bir hakkaniyet oluşturmayan bir zenginleşme.

Toplumsal taleple toplum için oluşturacak riski bir tartıya koyduğunda toplumsal riskin öncelikli olması gerekir. Devlet zaten vatandaşın her istediğini yapması için değil vatandaşa hukuki sınırlar çizmek ve bu sınırlara uyması için vardır. Hukukun var olma sebebi, toplumsal huzur adaletli bir şekilde sağlamaktır. Bir tarafta 4 kat yapan hukuka uyanla, diğer tarafta 7 kat yapan hukuka uymayan arasında adaletsizliği ortadan kaldırmaktır. Bu yapılmazsa eğer yarın 4 kat yapanda gelecekte bir af ya da barış adında bir düzenleme geleceği beklentisi içinde 4 katın üzerine kaçak kat yapmayı kendine hak olarak görecektir. Bu da toplumda can ve mal güvenliğine yönelik afet riskini daha çok artıracak bir durumdur. Bunun önüne geçilmezse sağlıklı şehirler kurmak, yaşanabilir şehirler kurmak, afete hazırlıklı şehirler kurmak mümkün olmaz. Bir süre sonra iş kontrolden çıkar, herkes hakkı olmayı kendine hak olarak görür.

Yıllardır hakkı olmayanı kendine hak olarak görülmesine neden olan süreç çok uzun zamanın bir birikimidir. Anadolu da en ufak şehirlere gittiğinizde bir tarafta eski yapılaşmalar diğer tarafta çok yüksek katlı şehir estetiği ile uyumsuz, çirkin yapılar görürsünüz. Bu durumun oluşmasında sadece müteahhitlere suçlamak ta yeterli değil, müteahhitler o evlerin çoğunu imar planlarına göre ruhsat alarak yaptılar. Bu imar planlarını şehirlerin afet riskine, kent estetiğine,sürdürülebilir çevre oluşturmaya, sağlıklı şehirler oluşturmak için ne yazık ki yapılmadı. Yapılmadığını zaten gittiğiniz her şehirde görebilirsiniz.

Batının bir şehrinde sokaklarda yürürken huzurlu hissetmeniz sebebi yaşanabilir şehirler için imarların yapılmasıdır. İmar planları, şehirde daha çok yüksek binalar yapmak için yapılmaz, daha çok emsal vermek için yapılmaz, yeşil ve sosyal donatı alanlarını inşaata açmak için yapılmaz, şehirlerin gıdası için önemli olan yakın köylerde tarım arazilerine imara açmak için yapılmaz. Yaşanabilir, sağlıklı, afete hazır, çevreye duyarlı şehirler için yapılması gerekir.

Sadece müteahhitler değil görünün gerçeklere aykırı imar planları hazırlayanlar, bu imar planlarını belediye meclislerinde evet oyu verenler, bunları öncülük eden başkanlar, imara aykırı yapılarda yeterli denetimi yapmayan denetmenler, afete hazır olmayan binaları hukuken aflarla, barışla uygun hale getirenler, hakkı olmayan hukuka aykırı şeklide kaçak yapı yapanlar dahil bir çoğumuzun artık başını öne koyup düşünmesi gerekir. Çocuklarımıza bırakın yaşanabilir şehirler bırakmayı afetlerde ölümüne sebep oluyoruz, o kadar çok çocuğumuz vefat etti ki inanın yazmak bile çok zor.

Çok uzatmadan şunu söylemem gerekir, imar barışı ile 31.12.2017 tarihi öncesi imara aykırı yapılan ruhsatsız ya da ruhsatı olup imara aykırı yapılan yapıları yapı kayıt belgesi verilerek imara aykırılık nedeniyle uygulanacak para cezası, yıkım, hapis cezası gibi yaptırımların uygulanmamasını sağlıyor. Bir hukuksuzluk var, bu hukuksuzluk para ile affedilmiş oluyor. Ama bu hukuksuzluğun yarattığı risk bilinmiyor mu? Tabi ki bunun için uzman olmaya bile gerek yok. Şehirlerde gezdiğinizde bu bina nasıl ayakta kalıyor diyeceğiniz o kadar yapı var ki, fakat bu yapıların çoğu ruhsatı yok ya da ruhsata uygun yapılmamış. Ama bu belge alana yaptırım uygulayamıyorsun, böyle bir saçmalık olabilir mi? Toplumsal beklenti var, buradan birkaç milyon vatandaş yararlanacak diye hukuka uygun davranan milyonlarca diğer vatandaşın suçu nedir? O evlerin çoğunda kiracılar olacak, iş yeri ve konut olarak kullanılacak. O ev hukuka aykırı yapılması nedeniyle yıkılmadığı için bu insanlar da ne yazık ki bunun bedelini ödüyorlar.

Bu arada sadece bir parti değil, verilen imar affı tekliflerine bakarsanız ya da seçim öncesi taahhütlere "imar barışı" sanki öyle bir anlatılıyor ki bunları görmek bile acımızı bir kat daha artırıyor. İmar affına karşı olan bir siyasetçi afet öncesi çok az gördüm ama imar affı isteyen o kadar çok var ki! Şimdi bakmayın neden oldu falan dediklerine, bunları millete vaat diye sunduklarını biraz araştırın görürsünüz. İşte bu zihniyetin değişmesi gerekir, bu vurdumduymazlığın, bu hukuka uymamayı nimet olarak gösterenlerin değişmesi lazım. Bu değişim olmadıkça vatandaşın can ve mal güvenliği için riski oluşturan böyle bir saçmalığı millete vaat etmezler. Kısacası, milletimizin hepimizin değişmesi gerekiyor. Hakkı olmayan bir şeyi talep etmek, hakkı olmayanı hak görmekten vazgeçmeliyiz. Aslında o inşaatı yaparken komşunun hakkına giriyorsun, yarın afette yıkıldığında ölen insanların hakkına giriyorsun, malı giden iş yerinin hakkına giriyorsun, bu yükle nasıl yaşayabilir insan? Bu riski göze almaya değer mi bu talepler.

Şöyle bir durum da var, yapı kayıt belgesi almış vatandaş evini yıkıp yeniden yaptığında mevcut imar planına göre yapmak zorunda. Yani 7 katlı evi var, bölgede imar izni ile ancak 4 kat yapabiliyor, bu nedenle çoğu vatandaş evini riskli olsa da yıkıp 3 kattan mahrum kalmak istemiyor, ya da hiç imar izni yok. Zemin iyi değil imar açılmamış fakat buraya ev yapmış, bu evi yıkıp hiç ev yapamıyor. Bu durum nasıl giderilecek? Hem idari olarak evini artık yıkmayacağım diye para alıyorsun hem de evini yıkarsan yenisini yapamazsın imar izni yok ya da imar bu kadar yapı izni vermem diyorsun. Bu durumun önüne geçmek için "imar barışı" ile yapı kayıt belgesi verilen yapılar için yeniden bilimsel bir heyet kurulmalı, bu heyet toplum için oluşturan riski dikkate alıp yeni bir hukuki düzenlemeye gitmesi gerekir. Bir belge toplum için riski büyük bir durum varsa kazanılmış hak vermez, önce bu riski önlemek gerekir.

Riski önlemek için önce yapı kayıt belgesi verilen tüm yapılar için "depreme uygunluk ve riski raporu" alınmalıdır. Eğer deprem riski çok olan ya da bu belgeleri verilen süre içinde almayanlar olursa bu binalar için yıkım kararı çıkartılmalıdır. Tabi vatandaş ne yapacak diyeceksiniz, önce candır. Devlet vatandaşın canını vatandaşa rağmen korumak zorundadır. Kimse kendi canı için risk oluşturacak eylemlerde bulunamaz, buna zaten hukuk izin vermez. Devletimiz bunun için bir fon oluşturup bu vatandaşlarla ile hakkaniyetle bir noktada buluşması lazım. Ya onay alarak ya da hukukun yaptırım gücünü kullanarak.

Şimdi ortada çözülmesi gereken o kadar çok şey var ki, ben hukukçu olduğum için hukukla ilgili yazacağım elbette.

1-İmar planları şehirlerde artık fen, sağlık, sürdürülebilir çevre ve afete uygun mu yapılacak?

2-Buna uygun olmayan imar planları yeniden gözden geçirilecek mi?

3-İmar barışı ile yapı kayıt belgesi verilen yapılar için depreme uygunluk ve riski raporu alınma zorunluluğu gelecek mi? Yoksa bu yapıları bu hali ile vatandaşı karşı karşıya mı bırakacağız?

4-Afetlere uygun olmayan yapılar için belediyeler vatandaştan tepki olmasın seçimler olacak ya da ahbap çavuştan, sümenaltından vazgeçip yeterli denetim ekipleri oluşturacak mı?

5-Yapılan denetimlerde afete uygun olmayan çok riskli yapıları, ruhsatsız ve ruhsata uygun olmayan yapıları yıkacaklar mı?

6-Şehirlerde afet için yeterli hazırlıklar yapılacak mı?

7-İmara suçlarında yeniden af, barış olacak mı?

8-Müteahhitler dahil bilim ve tekniğe uygun yapı yapmayan ve vatandaşımızın ölümüne ve yaralanmasına sebep olan kamu görevlileri dahil hak ettikleri cezaları alacak mı? Bu cezalar bu tür hukuksuzlukları yapacak olanlara karşı caydırıcı olacak mı?

Kısacası hukuk artık uygulanacak mı?

title