Dervişoğlu, emeğin milli gelirden aldığı payın yüzde 38'e gerilediğini söyledi.
Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle
Dervişoğlu, İYİ Gelecek İçin Emek Çalıştayı'nda emeğin milli gelirden aldığı payın yüzde 38'e gerilediğini belirterek, 'Bunun adı büyüme değil, bölüşüm şokudur' dedi. Çalıştayda sendikaların aynı masada buluştuğunu belirten Dervişoğlu, düzenin alın terine haksız olduğunu söyledi.
(ANKARA) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, İYİ Gelecek İçin Emek Çalıştayı'nın kapanış konuşmasında, Türkiye'de emeğin milli gelirden aldığı payın gerilediğini belirterek, "Bunun adı büyüme değil, bölüşüm şokudur" dedi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, "Barış sürecinde siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı'da bulunan kişinin de hakkıdır" sözlerine ilişkin ise Dervişoğlu, "Benim için sadece bir tek hak var. O da 'hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal'" ifadesini kullandı.
Dervişoğlu, İYİ Gelecek İçin Emek Çalıştayı'nın kapanışında yaptığı konuşmada, çalıştayda emeğin sorunlarını farklı konfederasyon, sendika ve akademik çevrelerden temsilcilerle ele aldıklarını söyledi.
"Türkiye'de bir ilki gerçekleştirdik" diyen Dervişoğlu, "Emeğin tüm bileşenlerini bir araya getirerek, 'Bu ülkede alın teri, hakkını ne zaman alacak?' sorusunun cevabını, çalışma hayatımız, emek dünyamız ve akademik birikimimizi yeterliliği asla tartışılmayan en yetkin isimlerle birlikte aradık" ifadelerini kullandı.
TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, MEMUR-SEN, KESK, HÜR-İŞ ve TİSK'in farklı görüş ve geleneklerden gelen temsilcilerinin aynı masada buluştuğunu belirten Dervişoğlu, "Şu hususta mutabık kaldık; bu düzen alın terine karşı haksızdır ve bu haksızlık sürdürülemez" dedi.
"BUNUN ADI BÜYÜME DEĞİL, BÖLÜŞÜM ŞOKUDUR"
Çalıştayda konfederasyon başkanlarının Türkiye'de emeğin sorunlarını masaya yatırdığını belirten Dervişoğlu, ekonomideki büyümenin çalışanların gelirlerine aynı ölçüde yansımadığını söyledi. Dervişoğlu, şunları kaydetti:
"Türkiye ekonomisi kağıt üzerinde büyüyor, kişi başına milli gelir rekor diye ilan ediliyor ama büyümenin meyvesi çalışanın sofrasına değil, doğrudan doğruya malum çevrelerin kasasına akıyor. Bu iktidardan önce emeğin milli gelirden aldığı pay yaklaşık yüzde 52 ile tarihi zirvesini görmüştü. TÜİK'in açıkladığı son büyüme verisinde emeğin payı yüzde 38'e geriledi. Bunun adı büyüme değil, bölüşüm şokudur. Kaynakları yoksuldan alıp zengine aktaran bu düzen, rakamlara sığınarak bize sanal bir zenginlik masalı anlatıyor. Ama hakikatte olan ise orta direğin çöküşü, nitelikli istihdam yaratma kabiliyetimizin ağır yara almasıdır" diye konuştu.
Dervişoğlu, Türkiye'de "sömürü kurumlarının" inşa edildiğini savunarak, "Bu yıkımdan çıkışın yolu tahribatı kabul edip rotayı vakit kaybetmeden nitelikli üretime çevirmekten geçiyor. Biz buna 'bolluk ve bereket ekonomisi' diyoruz" dedi.
"İŞÇİSİNİ EZEN BİR DÜZEN MİLLİ BİRLİĞİ DE EZER"
İşçi sendikacılığı oturumunda sendikal hakların kullanımında sorunlar yaşandığını, toplu iş sözleşmesi ve grev hakkının çeşitli gerekçelerle fiilen kullanılamaz hale getirildiğini belirten Dervişoğlu, "Anayasada yazılı olan haklar pratikte kullanılmıyor. Sendikal örgütlenme, toplu iş sözleşmesi ve grev hakkı yasal barajlarla, işveren baskılarıyla ve idari kararlarla fiilen kullanılmaz hale getirildi" dedi.
Maden, metal ve kağıt işçilerinin grevlerinin milli güvenlik gerekçesiyle ertelendiğini belirten Dervişoğlu, "Şimdi soruyorum, bu ülkede neler oldu da can pazarındaki işçinin ekmeği milli güvenlik meselesi haline getirildi? İşçisini ezen bir düzen milli birliği de ezer" dedi.
Dervişoğlu, sendikal barajların ve örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması, grev ertelemelerinin ILO sözleşmelerine uygun olarak yalnızca gerçek zorunlu hizmetlerle sınırlandırılması ve kamu alt işverenliği ile taşeronluk uygulamalarının sona erdirilmesi gerektiğini söyledi.
"MİLYONLARCA EMEKLİNİN BANKADAN ÇEKTİĞİ PARA 1 KURUŞ BİLE ARTMAYABİLİYOR"
Sosyal güvenlik oturumunda emeklilerin sorunlarının ele alındığını belirten Dervişoğlu, düşük aylık bağlama oranları ve güncelleme katsayılarındaki adaletsizliklerin emeklileri zor durumda bıraktığını söyledi. Müsavat Dervişoğlu, "Bugün en düşük emekli aylığı 23 bin 550 lira. Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı, yani sadece mutfak masrafı ise 37 bin 801 lira. İktidar enflasyon zammını emeklinin eline geçen paraya değil, asgari ücretin çok altında kalmış hayali kök aylıklara yapıyor. Kağıt üzerinde zam yapılmış gibi görünüyor ama milyonlarca emeklinin bankadan çektiği para 1 kuruş bile artmıyor. Yani emekliye fiilen sıfır zam yaratılıyor" dedi.
Dervişoğlu, staj ve çıraklık sigortasının başlangıç tarihi sayılması gerektiğini belirterek hiçbir emeklinin açlık sınırının altında bir aylığa mahküm edilmemesi gerektiğini söyledi.
"TÜRKİYE'DE ADIM ADIM BİR PREKARYA EKONOMİSİ İNŞA EDİLİYOR"
Endüstri 4.0 oturumunda yapay zeka, robotik ve dijital platformların çalışma hayatına etkilerinin ele alındığını belirten Dervişoğlu, teknolojinin hangi amaçla kullanılacağının siyasi ve kurumsal tercihlerle belirleneceğini ifade etti.
Dervişoğlu, "Nitelikli istihdamın yolu, nitelikli üretimden geçer. İktidar bugün uzaktan çalışmayı, karma mesaiyi, kısa süreli modelleri bir reform diye sunuyor. Milyonlarca gencimize kendi işinin patronu ol modeli de dayatılıyor. Kendi işinin patronusun denilen bu gençler aslında hiçbir güvencesi olmadan bir uygulamanın insafına terk ediliyor" diye konuştu.
Bu yeni kitleye "prekarya" denildiğini belirten Dervişoğlu, "Güvencesiz, geleceğini planlayamayan, her an işini kaybetme korkusuyla yaşayan yeni bir sınıf oluşuyor. Bu kitle büyüdükçe yalnızca ekonomi değil, demokrasi de hırpalanıyor. Türkiye'de bugün adım adım bir prekarya ekonomisi inşa ediliyor" diye konuştu.
Dervişoğlu, hedeflerinin yüksek katma değerli, Ar-Ge odaklı bir üretim ekonomisine geçmek olduğunu söyledi.
"GENÇLERİMİZ İÇİN İSTİHDAM GARANTİSİNE İHTİYACIMIZ VAR"
Türkiye'de 15-24 yaş arasındaki her beş gençten birinin ne okulda ne de istihdamda olduğunu belirten Dervişoğlu, özellikle turizm gibi sezonluk sektörlerde gençlerin uzun çalışma süreleri, gasbedilen hafta tatilleri ve kayıt dışı çalışma nedeniyle sorun yaşadığını söyledi.
ILO'nun "insana yakışır iş" kavramına atıfta bulunan Dervişoğlu, gençler için okuldan işe geçişi destekleyen bir gençlik istihdam garantisine, kadınlar için ise yaygın, erişilebilir ve kamu destekli kreş ve bakım hizmetlerine ihtiyaç olduğunu belirterek, "Gençlerini ve kadınlarını eve kapatan bir toplum, kendi geleceğini de karanlığa hapsolmuş olur" dedi.
"MAÇIN HAKEMİ KARŞI TAKIMIN FORMASIYLA SAHAYA ÇIKAMAZ"
Kamu sendikacılığı oturumunda kamu çalışanlarının sorunlarının ele alındığını belirten Dervişoğlu, "Toplu sözleşme masası, hakkın arandığı bir müzakere zemini olmaktan çıkmış, iktidarın kendi kararını dikte ettiği bir dayatma masasına dönüşmüştür. Anlaşmazlık çıktığında devreye giren Kamu Görevlileri Hakem Kurulu'nun bağımsızlığı ve tarafsızlığı güvence altına alınmadıkça sonuca adalet çıkmaz. Maçın hakemi karşı takımın formasıyla sahaya çıkamaz" diye konuştu.
Kamu Görevlileri Hakem Kurulu'nun tarafsız ve bağımsız bir yapıya kavuşturulması gerektiğini belirten Dervişoğlu, sendikaya üyelik kadar sendikadan ayrılma özgürlüğünün de güvence altına alınmasını istedi. "Liyakat" konusunun da ele alındığını belirten Dervişoğlu, "Bugünse bu ülkede liyakatin yerini mülakatla gelen kayırmacılık almıştır. Bu adaletsizlik kamu hizmetinin niteliğini ve kamu kurumlarının itibarını içten içe çürütmektedir" ifadelerini kullandı.
Dervişoğlu, kamuya girişte temel yöntemin objektif ve denetlenebilir sınav olması gerektiğini belirterek, "Devletin ölçütü siyasi sadakat değil, liyakat ve ehliyet olarak belirlenmelidir" dedi.
"SÖZLEŞMELİ VE ÜCRETLİ ÖĞRETMENLİK AYRIMINA SON VERİLMELİ"
Eğitim çalışanlarının sorunlarının da çalıştayda ele alındığını belirten Dervişoğlu, "Aynı okula giden, aynı sınıfa girip aynı müfredatı anlatan ama öğretmenler odasında yanında oturan meslektaşıyla aynı haklara sahip olmayan sözleşmeli ve ücretli öğretmenlerimiz, bizzat devlet eliyle yaratılan bir adaletsizliğin kurbanıdır" dedi.
Özel okul öğretmenlerinin taban maaş güvencesinin kaldırılması nedeniyle asgari ücrete mahküm edildiğini savunan Dervişoğlu, şöyle konuştu:
"Yasanın arkasından dolanılarak yaz aylarında işten çıkarılıyor ve maaşsız bırakılıyorlar. Yıllarını eğitime vermiş öğretmenlerimize adeta mevsimlik işçi muamelesi yapılıyor. Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik ayrımına son verilmeli, tüm öğretmenlerimiz eşit haklarla kadroya kavuşturulmalıdır. Özel okul öğretmenleri için kamu öğretmen maaşına bağlı bir taban ücret güvencesi yeniden getirilmelidir. Vakıf üniversitelerindeki akademisyenlere iş güvencesi sağlanmalıdır."
"ASGARİ ÜCRET ÇALIŞANLARIN YARIDAN FAZLASININ HAPSOLDUĞU BİR TAVANA DÖNÜŞÜYOR"
Dervişoğlu, adil ücret ve adil vergilendirme oturumunda emeğin gelir vergisiyle ilişkisiyle ilgili, "Enflasyon durdurulamazsa asgari ücretliyi yılda tek artışa mahküm eden sistem alım gücünü bütünüyle eritiyor. Asgari ücret artık koruyucu bir taban değil, çalışanların yarıdan fazlasının hapsedildiği bir tavana dönüşüyor. Ocakta alınan maaş aylar ilerledikçe buharlaşıyor. Kaşıkla verilen zam, kepçeyle geri alınıyor. Bunun üstüne KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergiler eklendiğinde krizlerin faturası doğrudan dar gelirlinin sırtına yıkılıyor" ifadelerini kullandı.
Dervişoğlu, asgari ücretin refah payı gözetilerek düzenlenmesi, gelir vergisi dilimlerinin gerçek enflasyon oranında belirlenmesi ve temel ihtiyaçlardaki dolaylı vergi yükünün azaltılması gerektiğini söyledi.
"İŞ KAZALARINDAKİ ÖLÜMLERİN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU KADER DEĞİL, İHMALDİR"
İş sağlığı ve güvenliği perspektifinden çalışma hayatının denetimini de değerlendiren Dervişoğlu, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre 2025 yılında en az 2 bin 105 işçinin yaşamını yitirdiğini, bunların 94'ünün çocuk olduğunu söyledı. Dervişoğlu, şunları kaydetti:
"Her seferinde bunların kayıplarına kader dendi. Açıkça ilan ediyorum: Bu ülkede iş kazası diye anılan ölümlerin büyük çoğunluğu kader değil, ihmaldir ve tamamen önlenebilir cinayetlerdir. Maaşını doğrudan patrondan alan bir iş güvenliği uzmanının o iş yerinde kusur bulabilmesi ya da risk anında üretimi durdurabilmesi mümkün müdür? Bu çarpık sistem bağımsız denetimi zaten en başından imkansız kılıyor."
Dervişoğlu, iş güvenliği uzmanlarının kamu güvencesinde bağımsız bir yapı içinde istihdam edilmesi, sendikalar ve meslek birliklerine denetimde gerçek bir söz hakkı tanınması ve habersiz, etkin denetimin kural haline getirilmesi gerektiğini söyledi.
"EMEĞİN KURTULUŞU PARLAMENTER SİSTEMİN İNŞASINDAN AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ"
Çalıştayın genel değerlendirmesini yapan Dervişoğlu, Türkiye'de büyümenin hakça bölüşülmediğini, orta direğin zayıflatıldığını ve milyonlarca insanın güvencesiz çalışmaya mahküm edildiğini belirterek, şöyle devam etti:
"Konuştuğumuz sorunların hiçbiri tesadüf değildir. Toplu sözleşme masasında hakemin iktidarın formasını giymesi, grevlerin bir gecede ertelenmesi, TÜİK'in, SGK'nın, çalışma hayatını denetleyen kurumların tek bir iradenin güdümünde kalması, bütün bunlar adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen ucube yapının doğal sonuçlarıdır. Çünkü yetkiyi gasbeden siyasi kurumlar, alın terini de gasbeder. Bu yüzden emeğin kurtuluşu, rasyonelleştirilmiş parlamenter sistemin inşasından, bağımsız kurumlardan ve hukukun üstünlüğünden ayrı düşünülemez. Adalet olmadan refah olmaz, hesap sorulmadan bereket gelmez."
Çalıştaydan çıkan önerilerin İYİ Parti'nin siyasi programında yer alacağını söyleyen Dervişoğlu, "Dün söylediğimi bugün de tekrarlıyorum ve sizlerin huzurunda milletimize ve emek dünyamıza taahhüt ediyorum: Bu çalıştaydan çıkan her öneri Meclis'te kanun teklifimiz, bütçede değişiklik önerimiz, yurt çapında mücadele başlığımız olacaktır. Bu öneriler iktidarımızda hükümet programımızın emek başlığını oluşturacaktır. Hedefimiz emeği esnekleştirerek sömürenlerin değil, alın teri döken milyonların insanca yaşayacağı gerçek bir üretim ekonomisi kurmaktır" dedi.
DERVİŞOĞLU'NDAN BAHÇELİ'YE YANIT...
Konuşmasının ardından bir gazetecinin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Barış sürecinde siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı'da bulunan kişinin de hakkıdır" sözlerini sorması üzerine Dervişoğlu, "Benim için sadece bir tek hak var. O da 'hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal'" diye yanıt konuştu.
























