"Üniversitelerde Başörtüsü Yasağını Savunmak İnsan Hakları İhlalidir"

"Üniversitelerde Başörtüsü Yasağını Savunmak İnsan Hakları İhlalidir"

Türk Eğitim-sen İstanbul Bölge Başkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan, Başörtüsünün Üniversitelerde Serbest Bırakılması Çalışmalarını Desteklediklerini Dile Getirerek, "Başörtüsünün Aslında Gizli Bir Siyasi Simge Olduğunu, Sadece Yasakçılar Söylüyor, Suçlananlar Değil" Dedi.

Türk Eğitim-Sen İstanbul Bölge Başkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılması çalışmalarını desteklediklerini dile getirerek, "Başörtüsünün aslında gizli bir siyasi simge olduğunu, sadece yasakçılar söylüyor, suçlananlar değil" dedi.

Türk Eğitim-Sen İstanbul Bölge Başkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılması çalışmaları ile ilgili açıklama yaptı. Bostan, üniversitelerdeki başörtüsü yasağının, maalesef ülkede bir toplumsal kutuplaşma evresine girmeye başladığını belirterek, "İçinde bulunduğumuz durumun en üzücü ve en vahim yanı ise 'yasakçıların', yasağı her savunuşlarında daha da katılaşmaları ve kutuplaşmayı iyice tahrik ederek, toplumsal kutuplaşmayı bir toplumsal gerginliğe dönüştürme

gayreti içerisinde bulunmalarıdır. Toplumsal gerginlik gibi ülkeyi kaosa itebilecek vahim bir gelişmede en büyük rol, yasakçıların, tezlerini savunurken gösterdikleri aşırı katılık yanında kullandıkları dilin de zaman-zaman aşağılayıcı bir nitelik taşımasında yatmaktadır ki mesele bu durumda artık, yasakçıların, bu ülkenin kendilerinden sorulduğunu ve sorulması gerektiğine kesin olarak inandıklarını, kendilerini Türkiye'mizin 'asli sahibi' ve 'birinci sınıf yurttaş' ve 'ötekileri ise 'sığıntı' ve 'ikinci

sınıf yurttaş' gibi gördüklerini alenen ilan eder duruma gelmeleri demektir ve bu da bir yandan yurttaşlar arasındaki eşitlik prensibini çiğnemek suretiyle apaçık bir 'bölücülük' doğururken diğer yandan da bir 'insanlık suçu' oluşturmaktadır" dedi.

Bostan, yasakçıların, kendi şahsi tercihleri olan belirli bir kıyafetle yüksek tahsil yapmak üzere gerekli sınavları geçerek üniversiteye girme hakkını hukuken kazanmış olan genç kızların bu tercihlerini bir özgürlük sorunu olarak kabul edip saygı göstermek yerine, sırf onların bu şahsi tercihleri kendi tercihlerine uymadığı için hukuki, haklarını 'gasp' etmeyi savunmalarının ayrıca 'hukukun evrensel kurallarının ihlali' sonucunu doğurduğunu savundu.

Yasakçıların bu davranışlarında ileri sürdükleri argümanların felsefi temelden yoksun olduğunu ifade eden Bostan, bunun aynı zamanda kişisel haklara kaba bir saldırı ve bir hakaret niteliği de taşıdığını söyledi. Bu genç kızlar ilk ve ortaöğretimde başları açık olarak okumayı kabul ettikleri halde, niçin üniversiteye gelince örtmek istedikleri yönündeki görüşe katılmadığını belirten Bostan, "Bu argüman geçersizdir; çünkü bir kere, bu genç kızlar, ilk ve ortaöğretimde iken hukuken reşit değillerdir,

onların velileri vardır ve haklarındaki kararları da velileri vermektedir. Şimdi üniversiteye reşit ve velisiz olarak gelmektedirler; kendileri hakkındaki kararları kendileri vermektedirler. Ayrıca, ilk ve orta öğretimde belirli bir üniforma mecburiyeti olduğu halde üniversite yoktur ve herkes dilediği kıyafetle gelir, kimseye de hesap sorulmaz; usul budur ve böyle olmalıdır. Sonra mesela lise kantininde sigara içmek yasaktır ama üniversite kantininde değildir; 'neden lisede sigara içmiyordunuz da

üniversitede sigara içiyorsunuz' diye hesap sorulabilir mi? Sorulamadığına göre, şimdi benzer soru başörtüsü için neden sorulabiliyormuş?" diye konuştu.

"BAŞÖRTÜSÜNÜN SİYASİ SİMGE OLDUĞUNU YASAKÇILAR SÖYLÜYOR, SUÇLANANLAR DEĞİL"

Başörtüsünün siyasi bir simge olduğu ve üniversitede siyasi simgelere de yer verilemeyeceği görüşüne karşı çıkan Hanefi Bostan, "Bu argüman da aynıyla geçersizdir. Zira başörtüsünün aslında gizli bir siyasi simge olduğunu, sadece yasakçılar söylüyor; suçlananlar değil. Yani yasakçılar, önce elde hiçbir somut delil olmadan kendi kurgularını delil olarak sunup, sonra da insanları bu hayali delillerle mahkum ettirmek isteyen despotlar olmaktadırlar. Bu gibi mesnetsiz suçlamalar ayrıca başka tehlikeli

gelişmeleri de davet etmektedir. Eğer başörtüsü siyasi bir simge olarak ileri sürülebilirse, yarın bir başkası da kalkıp, herhangi bir sakal türünün veya bütün sakal türlerinin veya mesela kırmızı renkli kravatın da gizli bir siyasi bir simge olduğunu ileri sürerek bu gibi tercihleri olan bütün erkek öğrencileri ve hatta hocaları da kapı dışarı etmeye kalkışabilir; o zaman bu işin sonu nereye varacak peki?" şeklinde konuştu.

Başörtüsünün laikliğe aykırı olduğu tartışmalarına da değinen Bostan, laikliğin sadece din devletine kapalı olmak değildir, aynı zamanda fikir, vicdan, dini ve felsefi kanaat ve ifade özgürlüğü anlamına geldiğinin de altını çizdi. "Eğer başı kapalı olmak laikliği ortadan kaldıracak bir tehdit ise, laiklik sadece üniversite kampusları ile sınırlı olmadığına göre, üniversite kampusları dışındaki yüz binlerce kilometre karelik vatan sathındaki milyonlarca başı örtülü kadınımızın hali ne olacak?" diye soran

Hanefi Bostan, başı örtülü kızların "beyinlerinin yıkandığı" ve "aile baskısı gördüğü" iddialarını da eleştirdi. Bostan, şöyle konuştu:

"Kıyafetini beğenmedikleri bu ülkenin evlatlarını, bu tercihlerinden ötürü 'beyinlerinin yıkanmış' olmakla itham etmek onların 'beyinsiz' olduğunu söylemekten başka bir şey değildir ki, bu, hakaret dolu pervasız bir terbiyesizliktir. Aile baskısına gelince. Bu yersiz mesnetsiz iddia, aynı zamanda bir zavallılık da içermektedir. Aileler kızlarını her gün üniversithu doğurduğunu savundu.

Yasakçıların bu de kapısına kadar takip etmediklerine göre, ailesinin baskısı ile başını örten bir genç kız, üniversite kapısına kadar başörtülü gelip de tam da kapının önünde başını açar mı? Yasakçılar pervasdn Bostan, bunun aynı zamanda kiızlıklarından ötürü olsa gerek, iyice düşünmeye bile lüzum görmeden bu kadar saçma düşünce kırıntılarını fikir diye sunabilmektedirler."

"PROF. ŞENGÖR VE ONUN GİBİ YASAKÇILARIN İŞLEDİĞİ EN BÜYÜK SUÇ 'KABA TEHDİTİR"

Prof. Dr. Celal Şengör Bostan'ın Üniversitelerarası Kurul üyelerine gönderdiği mektuba de değinen Hanefi Bostan, şöyle devam etti:

"Konuyu başörtüsü gibi bir sivil hak talebinden din tartışmasına dönüştürenler arasında bulunanlardan mesela, Prof. Dr. Celal Şengör, kendisini YÖK üyeliğine uygun gören Üniversitelerarası Kurul'un 219 üyesine birden göndermiş olduğu ve basında tam metni yayınlanan mektubunda, üniversite bilim tahsili yaparken başlarını örtmek isteyen genç kızlarımızın bu masum talebini, 'uygarlığa karşı yöneltilmiş bir saldırı' olarak nitelemekte, bundan sonra da doğrudan, üniversitenin din ile hiçbir şekilde

ilgilenmeyeceğini beyan etmekte, 'üniversitede dinin şakırdatılması'nın, bizzat üniversite kavramıyla çeliştiğini ileri sürmekte; daha sonra da, 'Din, belirli dogmalar çevresinde kurulmuştur ve yanılmaz olduğu iddia edilen bir veya birkaç tanrının vahiyleri olan dogmalarından vazgeçemez. Bilim ise sürekli olarak gerçeği arayan ve gerçekle bağdaşmayan hiçbir şeyi kabul etmeyen bir düşünce sistemidir. Bilim, bitmeyen bir deneme-yanılma süreci içerisinde daima yanlışları eleyerek hakikate asimtotik olarak

yaklaşır' diyerek yanlış bir zemine çektiği konuyu iyice saptırmakta ve şunları söylemektedir: "Karşımıza dinin dogmalarını reddeden bilimi öğrenmek için geldiğini iddia ederken, o dogmalara bağlı olma sembolünden inatla vazgeçmeyenlerin bilimsel dürüstlük ve samimiyetine nasıl inanacağız? Akla açık bir ihanet olan bu davranışın temsilcilerini, aklın ve bilimin geliştiricisi olan üniversitelerimize nasıl alacağız? Böyle kişilere, öğrettiğimiz bilimi öğrendiklerine itimat ederek nasıl not veya diploma

vereceğiz? Günün birinde öğrendiklerini, aklı ve bilimi ve dolayısıyla insan uygarlığını boğmak için kullanmayacaklarına nasıl güvenebileceğiz?' Bundan sonra sırayı tehdit faslına getiren Şengör da şu tehdide başvurmaktadır: İcab ederse, ülke yöneticileri akıllarını başlarına alana kadar o kapıları kapatırız. Bu bizim tarihsel geleneklerimizden gelen hakkımız ve hem insanlığa hem de öğrencilerimize karşı görevimizdir. Bu bir faciadır; çünkü bu mantık konuyu yanlış bir zemine çekerek saptırmakta, yanlış

mecralara sürüklemektedir. Konumuz din tartışması değil, özgürlük tartışmasıdır halbuki. Yine bu bir faciadır; çünkü bu fikirde olanların adeta temsilcisi gibi konuşan Şengör, kendi uzmanlık alanı olan jeolojinin dışına taşmakta, bilim felsefesi irdelemelerine girişmekte ve üstelik yanlış şeyler söylemektedir. Mesela dinin dogmatik olduğunu söylerken dogma kelimesini yanlış kullanmakta ve mesela İslam dinindeki nas ile dogmayı aynı şey zannetmekte; din ile bilimin çatışması için de sadece Batı'dan alınmış

olduthu doğurduğunu savundu.

Yasakçıların bu dğu belli olan örneklere yaslanmaktadır. Yine, Şengör, din ile bilimin çatıştığını söylerken sarf etmiş olduğu 'dinin dogmalarını reddeden bilimi öğrenmek' ibaresi ile, iyice haddini aşmakta ve bilimin ancak dinsiz mümkün olduğunu ima edecek kadar ileri gitmektedir. Beri yandan, dini dogmatik olduğu için üniversiteye okumak maksadıyla gelenlerin bu inançlarını dışarıda bırakması lazım geldiğini söylerken, üniversitede okuyan herkesin ve bilim adamlarının din karşıtı olduğunu da ima ederek

iyice kontrolden çıkmakta; ayrıca, bir yandan 'Bilim sürekli olarak gerçeği arayan ve gerçekle bağdaşmayan hiçbir şeyi kabul etmeyen bir düşünce sistemidir' derken gerçeğe yaklaşmakta, fakat bilime yüklemiş olduğu mistik görevle de bu defa bilimi bir tür din gibi algıladığını göstermektedir ki bu da hepten çürük ve sakat bir görüştür. Ancak, Şengör ve onun gibi yasakçıların bu konuda işlemiş oldukları en büyük suç, yukarıda alıntıladığımız cümlesindeki kaba tehdittir: 'İcab ederse, ülke yöneticileri

akıllarını başlarına alana kadar o kapıları kapatırız. Bu bizim tarihsel geleneklerimizden gelen hakkımız ve hem insanlığa hem de öğrencilerimize karşı görevimizdir.' Bu noktada Türk Eğitim-Sen olarak açıkça soruyoruz: Siz, Şengör ve onun gibi düşünenler; sizler, kim oluyor ve kendinizi ne sanıyorsunuz da, üniversite kapılarını bu ülkenin evlâtlarına kapatmaktan dem vurabiliyorsunuz? Sizlere bu hakkı ve bu gücü kim verdi? Kendinizi, hangi hakla sizin gibi düşünmeyenler, sizin inandığınız gibi

inanmayanlar veya sizin inanamadığınıza inananlar ve sizin gibi tercihlerde bulunmayanlar üzerinde hangi hakla, hangi yetkiyle böyle kaba güç gösterisinde bulunmaya cüret edebiliyorsunuz? Ayrıca, böyle bir güç gerçekten de sizde var mı? Genç kızları üniversiteden kovmakla veya derslerine almamakla tehdit eden akademisyenler veya üniversite rektörleri veya benzeri olumsuzluklar sergileyen YÖK üyeleri bu konuda gösterdikleri ateşli tavırlarını biraz da üniversitenin gerçek meselelerine gösterseler ya."

"MİLLETİN SİZE VERDİĞİ YETKİYİ TAM KULLANINIZ, GERİ ADIM ATMAYINIZ"

Türk Eğitim-Sen İstanbul Bölge Başkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan, akademik personelin maaş sıkıntısı çekerken yaşanan tartışmalara değinerek, "Bilimsel çalışma ortamları son derece yetersizken ve özlük haklarında dağlar gibi sıkıntılar yaşanırken bunlarla ilgilenmeyen bu gibi kişilerin, insanların insanlık haklarını gasp etmek için koşuşturmaları Türkiye'mizin itibarını zedelemekte ve onu zora sokmaktadır. Son olarak, Türk Eğitim-Sen adına bildiririz ki: Bu konuda doğru bir karar vererek Meclis'te

sağlam bir ittifak kurmuş olan AK Parti ve MHP'yi sonuna kadar destekliyor ve şunu teklif ediyoruz: Milletin size verdiği yetkiyi tam kullanınız, geri adım atmayınız! Daha fazla gürültü çıkaran olursa, konuyu, son ve kesin karar mercii olan Yüce Türk Milleti'nin oyuna sunarak şom ağızları kapatınız" dedi.

(İST-ED-RA-Y)