Haberler.comUygulamayı yükle! YÜKLE

TİP Sözcüsü Kadıgil, fon krizinde 500 bin kişinin parasının çalındığını söyledi

Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle
TİP Sözcüsü Kadıgil, fon krizinde 500 bin kişinin parasının çalındığını söyledi
Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

TİP Sözcüsü Sera Kadıgil, Borsa İstanbul önünde açıklama yapmak isterken Sarıyer Kaymakamlığı'nın eylem yasağı nedeniyle İstanbul İl Başkanlığı'nda konuştu. Kadıgil, '500 bin insanın parasını çaldılar' diyerek 'O listeyi açıklayacaksınız' çağrısı yaptı.

(İSTANBUL) - TİP Sözcüsü Sera Kadıgil, fon krizine ilişkin, "500 bin insanın parasını çaldılar ve şimdi biz konuşunca suçlu oluyoruz. Gazeteciler tutuklu, Fatma Betül Sayan Kaya evinde oturuyor. Hesabını soracaklarmış, buradan açık açık soruyorum: Siz Zehra'lardan hesap sordunuz da mı Fatma'dan hesap sormanıza inanacağımızı bekliyorsunuz? Açık açık söylüyorum: O listeyi açıklayacaksınız" dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü Sera Kadıgil ile Parti Meclisi üyesi Nazır Kapusuz, fon krizine ilişkin yapmak istedikleri açıklamayı Borsa İstanbul önünde yapmak istediklerini ancak Sarıyer Kaymakamlığı'nın kararıyla Sarıyer ilçesinde eylem yasağı geldiğini, Borsa İstanbul önünde yoğun güvenlik önlemleri alındığını, bu nedenle açıklamayı partilerinin İstanbul İl Başkanlığı'nda yaptıklarını ifade etti.

Kadıgil, şunları kaydetti:

"Konu, bir kişinin, iki kişinin 'onun haberi vardı, bunun haberi yoktu' demesinden ibaret değil. Şunun da altını tekrar çizmek istiyorum: Diyelim ki gerçekten bu ülkenin Cumhurbaşkanı'nın olan bitenden gerçekten haberi yoktu. Sizce bu normal bir durum mu? Sizce bir ülke böyle yönetilebilir mi? Ne demek haberi yoktu? Haberi olması gereken kişinin haberi olmaması daha da vahim. 1,5 sene önce Mehmet Şimşek çıkıyor ve 'Burada bir şey var' diyor. Bakanın bunu söylemesinden sadece dört ay sonra genel başkan yardımcısı, eski bir bakan, bu fona 160 milyar yatıracak cesareti kendinde buluyor."

Kadıgil, eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak'ın konuyu defalarca dile getirdiğini, Cumhurbaşkanlığına mektup gönderdiğini, CİMER'e şikayette bulunduğunu söyleyerek, "CİMER şikayetlerinden işine gelenlerden herkesin haberi oluyor değil mi? Bir CİMER şikayeti oldu diye Mabel Matiz'i onlarca kez ifadeye alabiliyorlar. 80 CİMER şikayeti oldu diye Deniz Göktaş'ı 90 gün cezaevinde tutabiliyorlar. İşlerine gelince CİMER şikayetlerini takip ediyorlar. Bu niye edilmedi" diye sordu.

"BU SORULARI SORMAYALIM DİYE BASINA BU KADAR BÜYÜK EZİYET EDİLİYOR"

Kadıgil, söz konusu duruma itiraz eden iki SPK üyesinin geçen yıl görevden alındığının öne sürüldüğünü belirterek, iddianın yalanlanmadığını ve konunun açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade etti.

"Bu soruları yönelten biri var mı şu anda? Devletin içinde yok. Devletin dışında olmasın diye de elinden geleni yapanlar var. O yüzden bütün gazetecileri gözaltına alıyorlar" diyen Kadıgil, şunları kaydetti:

"O yüzden ev hapsinde olmasına rağmen Murat Ağırel hapiste. Zeynel Emre, Ömer Çelik'in bir bürokratla Bodrum tatil yaptığını iddia etti. Daha sonra Ömer Çelik'le bu zatın fotoğrafı çıktı. Bu fotoğrafı yayımladı ve haberleştirdi diye Mustafa Balcı'nın, Şaban Sevinç'in, bu konuda yazan çizen gazetecilerin hapiste olduğunu biliyoruz. O yüzden bu soruları sormayalım diye basına bu kadar büyük eziyet ediliyor. 500 bin insanın parasını çaldılar ve şimdi biz konuşunca suçlu oluyoruz. Açıklama yapmaya çalışınca engellenen biz oluyoruz. Sosyal medya hesapları engellenen biz oluyoruz. Hesabını soran nasıl siz oluyorsunuz? Hala elini kolunu sallayarak dışarıda geziyorlar. Gazeteciler tutuklu, Fatma Betül Sayan Kaya evinde oturuyor. Hesabını soracaklarmış, buradan açık açık soruyorum: Siz Zehra'lardan hesap sordunuz da mı Fatma'dan hesap sormanıza inanacağımızı bekliyorsunuz? Yazıcı'nın oğluna 'Sen bu kadar parayı nereden buldun?' diye dönüp soracak birinin çıkacağına inanmamızı bekliyorsunuz."

Kadıgil, söz konusu mali yükün halka ve kamu bütçesine yüklenmemesi gerektiği konusunda yetkilileri uyararak, "Adalet Bakanı'nın deyimiyle sadece 214 kişi 200 milyara yakın para götürmüş. ya çok daha fazla aslında zarar. Neredeyse yurttaş başına 10 bin lira para vereceğiz. Çocuklar okulda bir öğün yemek yiyebilsin diye para vermiyoruz. Hastaneler için para vermiyoruz. Ücretsiz eğitim için para vermiyoruz. Ne için vereceğiz? Bu organize vurgunda vurgun yapıp kaçanlar iyi birer şirin olup gönüllü olarak bu parayı iade etmezlerse, geri kalan dolandırdıkları küçük yatırımcıyı korumak için. Böyle bir şey olabilir mi? Hayır efendim. Açık açık söylüyorum: O listeyi açıklayacaksınız" diye konuştu.

"BU PİSLİK ORTAYA DÖKÜLMEDEN ZERRE KADAR HAREKETE GEÇMEYEN BİR KURUMLA KARŞI KARŞIYAYIZ"

TİP Parti Meclisi üyesi Nazır Kapusuz da Borsa İstanbul'a gitme nedenlerinden birinin, söz konusu yolsuzluk iddialarının fonlarda değil, borsada gerçekleştiğini söyleyerek, "düşük fiyatlı ve sığ" bir hissenin ucuz seviyelerden alınıp zirve noktasında satılmasıyla gerçekleştirildiğini kaydetti ve bu nedenle sorgulanması gereken yerin Borsa İstanbul olduğunu ifade etti.

Kapusuz, şunları kaydetti:

"Borsa İstanbul öyle bir yer ki tüm işlemler saliseler içinde gerçekleşiyor, tüm bilgiler anlık olarak elde ediliyor hatta oradaki takas bilgilerini, ciro bilgilerini almak için ücret ödüyorsunuz haliyle bunları anında sağlayabilen bir kurum algoritmalar inanılmaz derecede yüksek. Hangi takasın nerede yapıldığını hemen tespit edebilecek, aşırı fiyat hareketlerini gösterebilecek bir mekanizması var.

Bu mekanizmanın sahipleri, bu saliselik verileri ölçen kurum, bilgileri kime vermesi gerekiyorsa, aslında en tepedeki Erdoğan da dahil olmak üzere, hiçbirine vermiyor. Vermediği gibi şu anda da görüyoruz ki SPK sürekli açıklamalar yapıyor, 'Şu hisse senedinde spekülatif hareketlerden dolayı 40 kişi cezalandırılsın diye suç duyurusunda bulunduk' diyor. Her gün birkaç tane firma açıklıyorlar bu firmaların çoğu bu işlemleri 18 ay önce yapmış. Saliselerle verileri ölçen bir kurum, 18 ay sonra bunları açıklıyor. Bazıları 12 ay. Acele neydi? Biraz daha bekleseydiniz torunlarınız görseydi keşke bu firmalarda neler olduğunu. Bu pislik ortaya dökülmeden zerre kadar harekete geçmeyen bir kurumla karşı karşıyayız. Bu kurum öyle bir kurum ki artık kurum da diyemiyoruz şirket, anonim şirket. Gittiğimiz yerin yüzde 10'u Katarlı bir firmaya ait yüzde 2,3'ü de Bosnalılara ait. Şimdi bu şirket sıradan bir şirket mi?"

"ERDOĞAN'IN HABERİ YOK DEMEK, BURADA OLUŞAN SİSTEMİ ANLAMAMAK, SAKLAMAK DEMEKTİR"

Kapusuz, Borsa İstanbul'un başkanı ve Türkiye Varlık Fonu'nun da başkanı olan Erişah Arıcan'ın, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçilmesinden bu yana sekiz yıldır görevini sürdürdüğüne dikkati çekti.

Kapusuz, şunları kaydetti:

"Hakkı Susmaz, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri. Tüm idari mevzuata hakim bir insan. Bu insan, kendi gözünün önünde olan hiçbir fiyat hareketini ve spekülasyonu kesinlikle görmemiş. İkinci sıradaki, yani bu işleri en iyi bilecek kurum ya da insan kimdir derseniz, Devlet Denetleme Kurulunun başına atadığınız insan olur, değil mi? Çünkü kurumları denetleyecek, yasaları, mevzuatları ve yönetmelikleri bilmesi gereken kişi odur. O insan da başkan vekili.

Ben iddia ediyorum, bu arkadaşlar eşlerinden ve ailelerinden çok Erdoğan'ı görüyorlar ve Erdoğan'ın haberi yok... Biz bunu yemeyiz, yutmayız. Erdoğan'ın haberi yok demek, burada oluşan sistemi anlamamak, saklamak demektir. Borsa İstanbul'da oluşan hareketleri sarayın bu kadar kritik konumdaki insanları algılayamadıysa kendilerine tavsiyem, sadece benim gibi değil, bu işlerden anlayan 500-600 bin insanın sosyal medya hesapları var. Lütfen sabahları kahve içerken en azından açıp baksınlar. Bunları zaten insanlar söylediler, yazdılar. Ama şu anda öyle bir ortam yaratıldı ki bunları yazmak, çizmek artık 'Silivri'ye gitmek' esprisiyle karşılanıyor."

Kaynak: ANKA
Haberler.com
2000

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.