Almanya'da Bir İlke İmza Atıldı

Almanya'da Bir İlke İmza Atıldı

Almanya'da Göçmenlerin Hangi Sosyal Çevreye Ait Olduklarına Dair Yapılan Bir Araştırmanın Sonucu, Şimdiye Dek Var Olan Tüm Yargıları Yıkacak Gibi Görünüyor. Araştırma Sonuçları, Din ve Kültürün Sosyal Çevreyi Belirlediği Anlayışını Çürütüyor.

Almanya'da Bir İlke İmza Atıldı

Almanya'da göçmenlerin hangi sosyal çevreye ait olduklarına dair yapılan bir araştırmanın sonucu, şimdiye dek var olan tüm yargıları yıkacak gibi görünüyor. Araştırma sonuçları, din ve kültürün sosyal çevreyi belirlediği anlayışını çürütüyor.

Almanya Federal Aile, Kadın ve Gençlik Bakanlığı, Südwestrundfunk (SWR), Malteser Werke, Staatskanzlei NRW, Landeshauptstadt München gibi birkaç kurumun talebi üzerine gerçekleştirilen araştırma sonuçları, uyum tartışmalarının eksik olmadığı Almanya'da yeni bir tartışma başlattı. Göçmenlerin içinde yaşadıkları toplumda, hangi sosyal çevreye ait olduklarının irdelendiği araştırmayı, 30 yıldan bu yana değişik ülkelerde sosyal çevre araştırmaları yapan SİNUS adlı deneyimli bir kuruluş gerçekleştirdi.

Almanya genelinde yapılan araştırmada, Türkler'in yanı sıra Rus, İspanyol, İtalyan ve eski Yugoslavya'dan gelenlere sorular yöneltildi. 100 saatlik bir süreyi kapsayan araştırma, iki lisan üzerine gerçekleştirildi. Ancak araştırmaya katılanların üçte ikisi ile sadece ana dillerinde anket yapıldı. Yöneltilen sorularda, göçmenlerin homojen değil, heterojen bir topluluk olduklarından yola çıkıldı. Din ve kültürün sosyal çevreyi belirlediği anlayışı ise bu araştırmada çürütüldü. Araştırmada, aralarında dini

kökenine bağlı olanlar, çok kültürlü yaşamı tercih edenler, misafir işçiler, sığınmacılar, aydın ve kozmopolit olanlar olmak üzere 8 ayrı sosyal çevrenin saptandığı ifade edildi. Bir diğer önemli sonuç ise, tüm bu sosyal çevrelerde bir İspanyol ile Türk arasında farkın gözlemlenmediği sonucu. Örneğin her iki ülke göçmeninin aynı filmi izleyip, aynı salonda bilardo oynayarak karşılıklı diyalog kurduğu aktarıldı. Araştırmada, göçmenlerin hemen hemen aynı değer yargılarına sahip oldukları saptandı. Ayrıca,

yaşam biçimleri ve damak zevklerinin de birbiriyle örtüştüğü aktarıldı. Buna göre, göçmenleri geldikleri toplumun değil, aksine yaşadıkları sosyal çevrenin belirlediği ifade edildi.

SİNUS'un Genel Müdürü Berthold Bodo Flaig, toplumun büyük bir kesimini oluşturan Almanlar'la göçmenler arasında çok büyük bir fark olmadığını saptadıklarını ifade etti. Türkler'le ilgili özel bulgular olduğundan söz eden Flaig, "Türkler'e hemen tüm sosyal çevrelerde rastlanıyor ve Türkler tek başına bir çevreye dahil değiller. Türkler diğer göçmenlerden sosyal çevre açısından çok da büyük bir fark göstermiyor. Farklı bir dine ait olmak, sosyal çevreyi etkilemiyor" diye konuştu. Federal Aile Kadın ve

Gençlik Bakanlığı Müsteşarı Gerd Hoofe ise, araştırma sonucunun, göçmenlerin uyum yanlısı olduğuna somut bir işaret olduğu belirtti. Hoofe, "Göçmenler kökenlerini unutmak istemiyor. Sonucu çok olumlu buluyorum. Çoğunluğun uyum için çaba sarf ettiğini gözlemliyoruz. Göçmenlerin de uyuma yönelik angajmanlarından hoşnutuz. Bu sonuca göre uyum politikasında atılacak adımlar ve alınacak önlemler daha iyi planlanabilecek. Ayrıca araştırma, uyum politikasına tam olarak uyarlayabilecek" dedi.

Öte yandan, araştırmada, iyi eğitilmiş göçmenlerin Almanya'nın elit kesimini oluşturabileceği de saptandı. Bu kesim bir çok dili birden akıcı konuşan ve kültürler arası bilgi dağarcığına sahip olan kesim olarak tanımlandı. Bunun da Almanya için artı bir puan olacağı kaydedildi ve Almanya'nın dünyaya açılan yeni bir elit penceresi olacağı yorumu yapıldı. Dünyada bir ilk olan bu araştırma sonucuna göre, göçmenleri toplumun en alt kesimindeki çevreye göre sınıflandırmak bundan böyle mümkün olmayacak. En

önemlisi de, çok kültürlü çevreye ait olmayı seçen göçmenler, toplumun hemen her kesiminde olumlu bir örnek olarak tanımlanacak.

(SE-MS-OYK-OK-D)