Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Etiyopya ziyareti: Afrika Boynuzu'nda yeni jeopolitik denge

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yunus Turhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Etiyopya ziyareti çerçevesinde, Türkiye-Etiyopya ilişkilerindeki dinamikleri AA Analiz için kaleme aldı.

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yunus Turhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Etiyopya ziyareti çerçevesinde, Türkiye-Etiyopya ilişkilerindeki dinamikleri AA Analiz için kaleme aldı.

***

Türkiye ve Etiyopya, Afrika kıtasında en uzun süreli diplomatik ilişkilere sahip iki ülkedir. II. Abdülhamit ile II. Menelik arasında 1896 yılında tesis edilen ilk diplomatik temas, 1912'de Harar'da açılan Türk Konsolosluğuyla ileri düzeye taşınmış, akabinde Türkiye'nin Sahra Altı Afrika'daki ilk yerleşik büyükelçiliğinin 1926 yılında Addis Ababa'da açılmasıyla kurumsal bir nitelik kazanmıştır.

Takip eden süreçte, Mustafa Kemal Atatürk ile I. Haile Selassie arasında gerçekleştirilen 35 ayrı mektup ve telgraf yazışması, iki devlet arasındaki siyasal diyaloğun sürekliliğini ve kurumsal niteliğini açık biçimde ortaya koymuştur. Mart 1936'da, Addis Ababa'nın İtalya tarafından işgalinden iki ay önce, Nizameddin Ayazlı'nın Türkiye'nin Etiyopya Büyükelçisi olarak atanmasının hemen ardından "Etiyopya– Türkiye Dostluk ve Ticaret Anlaşması"nın imzalanması, ilişkilerin hukuki ve diplomatik zeminini daha da tahkim etmiştir.

Aynı dönemde, İtalya'ya karşı yürütülen mücadelede Etiyopya ordusunda gönüllü olarak cephede yer alan Mehmet Vehip Paşa, Faruk Paşa ve Tarık Paşa'nın varlığı ise iki ulus arasındaki dayanışma ve kader birliğinin somut bir tezahürü olmuştur.

Bundan 70 yıl sonra, 1 Mart 2005'te o dönem Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Addis Ababa'ya gerçekleştirdiği resmi ziyaret, Sahra Altı Afrika'ya başbakan düzeyinde yapılan ilk resmi ziyaret olarak tarihe geçmiştir. Söz konusu ziyaret kısa sürede somut sonuçlar doğurmuştur. Nitekim 12 Nisan 2005'te Türkiye, Afrika Birliği nezdinde gözlemci statüsü elde etmiş, Addis Ababa'daki Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği de Afrika Birliğine akredite edilmiştir. Etiyopya ile başlayan bu yeni dönemde Türkiye'nin Afrika açılımı, söylem düzeyini aşarak kurumsal ve uygulamaya dayalı bir nitelik kazanmıştır.

Türkiye-Etiyopya ilişkilerini anlamlı kılan tarihsel bu arka planın yanı sıra, Etiyopya'nın jeopolitik, ekonomik ve demografik özellikleri de belirleyici bir rol oynamaktadır. Yaklaşık 128,7 milyonluk nüfusuyla Afrika'nın en kalabalık kara ülkesi olan Etiyopya'da ortalama yaş 19'dur. 2024 yılı itibarıyla kadın başına yaklaşık dört doğum oranıyla ülke, kıtanın en hızlı büyüyen genç nüfuslarından birine sahiptir. Son 20 yılda Afrika genelinde en yüksek ekonomik büyüme performanslarından birini sergileyen Etiyopya'nın Gayrisafi Yurt İçi Hasılası, 2023-2024 döneminde yüzde 7,2 oranında artmış, bu oran aynı dönemde Afrika ortalaması olan yüzde 5'in üzerinde gerçekleşmiştir.

Türkiye'nin Etiyopya pazarındaki mevcut konumu ne gösteriyor?

Bu potansiyel, ticari ilişkilerde de uzun yıllar yukarı yönde bir ilerleme sağlamıştır. Hatta 2020 yılında Türkiye, Etiyopya'nın ithalatında yüzde 5,7'lik payla ilk üç ülke arasında yer almıştır. Tekstil, inşaat ve sanayi başta olmak üzere çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren 150'den fazla Türk şirketi, yaklaşık 2,5 milyar ABD dolarlık yatırım hacmiyle, Etiyopya'da en fazla yatırımı bulunan ikinci yabancı ülke konumuna yükselmişti. Ancak, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre ikili ticaret hacmi gerilemeye başlamıştır.

Aynı dönemde Etiyopya'nın dış ticaret partnerlerinde önemli bir yön değişikliği de göze çarpmaktadır. 2024 yılında Etiyopya'nın ihracatında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 1 milyar ABD dolarını aşan ihracat ve 853 milyon ABD dolarlık ithalat hacmiyle açık ara lider konuma yükselmiş ve en yakın ticaret ortağı ABD'ye kıyasla iki kattan fazla fark yaratmıştır. İthalat tarafında ise Çin yaklaşık 3 milyar ABD doları ile ilk sırada yer almış, onu ABD ve BAE takip etmiştir. Son veriler, Etiyopya'nın özellikle BAE ve Çin ekseninde yeni bir ekonomik angajman sürecine girdiğini göstermektedir. Nitekim son dönemde Addis Ababa'nın dış politika yönelimlerinde Çin ve BAE odaklı ilerlemesi bununla alakalıdır.

Etiyopya'nın denize erişim hasreti ve bölgesel gerçeklikler

Bu ekonomik yönelimlerin jeopolitik yansımaları, özellikle Etiyopya'nın denizlere erişim arayışı bağlamında netleşmektedir. Dış ticaretinin yaklaşık yüzde 90'ını Cibuti üzerinden gerçekleştiren Etiyopya, bir yandan Cibuti'ye olan yapısal bağımlılığını azaltmayı, diğer yandan Somaliland üzerinden BAE ile yeni bir fiili zemin oluşturarak denizlere erişim imkanı elde etmeyi hedeflemektedir. Nitekim 2017'den bu yana Somaliland'daki Berbera Limanı'nın işletmesi, BAE merkezli Dubai Port (DP) World tarafından yürütülmektedir. Babü'l-Mendeb Boğazı'na erişim sağlayan bu güzergah, Asya-Avrupa ticaret hattının stratejik bir bileşeni olup, küresel ticaret hacminin yaklaşık yüzde 12'sine (yaklaşık 5 trilyon dolar) ev sahipliği yapmaktadır. 26 Aralık 2025'te İsrail'in Somaliland'ı tanıması da söz konusu deniz hattının bölgesel ve küresel öneminden bağımsız değildir.

Somaliland krizinde Türk diplomasi trafiği: Denizlere erişimde bölgesel uzlaşı çağrısı

Bu bağlamda, Ocak 2024'te Etiyopya ile Somaliland arasında imzalanan ve kamuoyunda "Etiyopya–Somaliland Protokolü" olarak anılan mutabakat, Etiyopya donanmasına 20 kilometrelik deniz erişimi sağlanması karşılığında Somaliland'ın devlet olarak tanınmasını öngören bir girişim olarak dikkati çekmiştir. Söz konusu adım, Somali'nin üniter yapısı ile Türkiye'nin Somali'de benimsediği tek devlet politikasına aykırılık teşkil etmiştir. Türkiye, sorunun diyalog yoluyla çözülmesi amacıyla Ankara'da bir arabuluculuk süreci başlatmış, bu girişim 12 Aralık 2024'te imzalanan "Etiyopya-Somali Ankara Bildirisi" ile sonuçlanmıştır.

26 Aralık 2025'te İsrail'in Somaliland'ı tanıması sonrası Etiyopya'nın Somaliland konusundaki tutumu henüz açık ve nihai bir çerçeveye oturtulmuş değildir. Erdoğan'ın bu ziyareti, Etiyopya'nın Somaliland'a yönelik olası bir diplomatik açılımına yönelik ön alıcı hamle mahiyeti taşımaktadır. Ayrıca, Addis Ababa'da böyle bir adımın doğurabileceği jeopolitik sonuçlar dikkatle hesaplanmaktadır.

Nitekim ülke, 2020-2022 dönemindeki Tigray Savaşı ile ağır bir iç çatışma süreci yaşamış, sonrasında Eritre ile gerilimler yeniden artmış, 2024 itibarıyla Oromia bölgesinde şiddet olayları yoğunlaşmış ve Ocak 2025'ten bilfiil Amhara'da Fano milislerinin faaliyetleri belirginleşmiştir. Teorik olarak, Başbakan Abiy Ahmed tarafından 2018'de başlatılan merkeziyetçi reform süreci sahada federal yapıyı zayıflatacak bir noktaya kadar taşınmıştır.

130 milyonluk ülke "Coğrafi Hapishane"den nasıl çıkacak?

Abiy Ahmed'in "130 milyonluk bir nüfus coğrafi bir hapishanede yaşayamaz." yönündeki ifadesi, Etiyopya açısından denizlere erişimin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik ve varoluşsal bir mesele olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. Ancak bu hedefin, Ankara'nın da vurguladığı üzere, tek taraflı bir fait accompli (oldu-bitti) yaklaşımıyla değil, bölgesel uzlaşı temelinde hayata geçirilmesi mümkündür. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Etiyopya ziyareti, tam da bölgesel jeopolitiğin yeniden şekillendiği bir döneme denk gelmesi noktasında önemlidir.

Yeni dönemde Türkiye ve Etiyopya arasındaki stratejik ortaklığın derinleşmesi, Afrika Boynuzu bölgesinde savunma sanayi, altyapı projeleri ve ticari yatırımlar bağlamında yeni işbirliği olanaklarını beraberinde getirecektir. Bunlara ek olarak, Somali'nin toprak bütünlüğü, Sudan'daki iç çatışmanın seyri, Etiyopya-Mısır eksenindeki gerilimlerin çözümü ve İsrail'in bölgesel yayılmacı politikalarının sınırlandırılması hususlarında doğrudan veya dolaylı etkiler üretme potansiyeli taşımaktadır.

Türkiye'nin tarihsel tecrübeleriyle uyumlu bir dış politika vizyonu doğrultusunda Erdoğan'ın Etiyopya ziyareti, bölgesel güvenliği merkeze alan kapsayıcı ittifakların kurulması ve sürdürülmesi açısından stratejik bir adım olarak değerlendirilebilir.

[Doç. Dr. Yunus Turhan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]

Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.