CHP'li Sarıbal: Çiftçiye 168 milyar TL destek verilmesi, 3 trilyon dolar faiz ödenen bir iktidar için kabul edilemez

CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, iktidarın tarım politikalarını eleştirerek, "3 trilyon dolar faize veren iktidar, çiftçiye 168 milyar TL destek veriyorsa burada çok önemli bir politik, siyasi sorun vardır. O yüzden çiftçiye yoksulluk, çiftçiye üretememe, üretmeme zoru, çiftçiye sadece borç dayatmasıyla süreç sürdürülemez" dedi.
(ANKARA) - CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, iktidarın tarım politikalarını eleştirerek, "3 trilyon dolar faize veren iktidar, çiftçiye 168 milyar TL destek veriyorsa burada çok önemli bir politik, siyasi sorun vardır. O yüzden çiftçiye yoksulluk, çiftçiye üretememe, üretmeme zoru, çiftçiye sadece borç dayatmasıyla süreç sürdürülemez" dedi.
CHP Balıkesir Milletvekili Orhan Sarıbal, partisinin Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, çiftçinin sadece üretmek değil, ürettiğinden kar etmek, ürettiğiyle insanca yaşamak ve gelecek yıl aynı üretimi yapabilmek gibi temel talepleri olduğunu söyledi.
Ayçiçek tohumu ve yağının üretiminde ciddi sıkınıtılar yaşandığını kaydeden Sarıbal, "Ayçiçeği alım fiyatı üretim maliyetinin altında kalmamalıdır. Üreticinin emeğini, refahını gözeten bir pay içermeli ve üreticinin gelecek sezon için üretim kararını verebilmesini sağlayacak şekilde önceden açıklanmalı ve taban fiyat olarak açıklanmalıdır. Tüccar başka fiyat, aracı başka fiyat, öbürü başka fiyat vermemelidir. Veriyorsa da onu düzenleyecek olan kamudur, iktidardır, tarım politikalarıdır. Üreticilerin dile getirdiği 42,45 TL ve üzerindeki fiyat beklentisi dikkate alınmalı ve açıklanacak fiyat üreticinin gerçek maliyetleri üzerinde belirlenmelidir. Trakya Birlik, Çukobirlik, Karadeniz ve Konya Şeker gibi kooperatif ve üretici örgütlerinin alım kapasitesi artırılarak üreticinin ürününü güvenli biçimde pazarlayabilmesinin önü açılmalıdır" diye konuştu.
Kamu bankaları aracılığıyla kooperatiflere düşük maliyetli ve uzun vadeli finansmanlar sağlanmasının önemine işaret eden Sarıbal, çiftçilerin piyasa koşullarına, liberal düzenin, vahşi kapitalist düzenin çarklarına teslim edilmemesi gerektiğini vurguladı. Sarıbal, mazot, gübre, tohum ve ilaç başta olmak üzere temel girdilerde mutlaka "sahici bir desteklemenin esnek, müdahaleci ve güvenilir bir modellemeyle hayata geçirilmesini istedi. Sarıbal, "Para var, iktidar tercih kullanıyor. 3 trilyon dolar faize veren iktidar, çiftçiye 168 milyar TL destek veriyorsa burada çok önemli bir politik, siyasi sorun vardır. O yüzden çiftçiye yoksulluk, çiftçiye üretememe, üretmeme zoru, çiftçiye sadece borç dayatmasıyla süreç sürdürülemez" değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'nin mısırda ithalatçı olduğuna dikkati çeken Sarıbal, "Türkiye yılda 10,5 milyon ton, belki 11 milyon ton civarında mısır tüketmektedir. Burada da temel sorun, yine doğru bir tarım politikasının olmaması, çiftçinin ürettiği andan itibaren tarlaya attığı tohumun güvence altında olmaması, belirsizliğin egemen olmasıdır. Eğer doğru bir planlama, doğru bir destekleme olsa mısır, aynen ayçiçeğinde olduğu gibi bu ülkenin kendi ihtiyacını karşılayacak miktarda üretilebilir bir noktadadır" dedi.
"VAHŞİ KAPİTALİZMİ EN İYİ SİZ UYGULUYORUZ"
Sarıbal, şöyle devam etti:
"Bu ülkeye yoksulluğu nasıl reva gördüyseniz bu çiftçiye de borç altında ezilmeyi, göç etmeyi, mülksüzleştirmeyi öngörüyorsunuz. Vahşi kapitalizmi en iyi siz uyguluyorsunuz. Lafa geldiğinizde 'Kapitalizme direniyoruz, emperyalizme direniyoruz' diyorsunuz ya; inanın en büyük ortağı sizsiniz. Bu halkı bu kadar yoksullaştırıp bu kadar vergi modeli üzerinden haraç toplayıp bu kadar ağır bir vebal ödetmeye kimsenin hakkı yok. Evet, dünyada en büyük vahşi politikayı, en büyük liberal ve sömürü politikasını siz uyguluyorsunuz."
Ticaret Bakanlığı'nın, bir üreticinin ürettiği domatesi toprağa dökmesiyle ilgili açıklamasına işaret eden Sarıbal, "Ticaret Bakanlığı, piyasaların sağlıklı ve düzenli işleyişinin sağlanması amacıyla denetlemelerini aralıksız sürdürecekmiş. Bu şu demek, vay çiftçimin haline. Aralıksız bir denetim mekanizması demek, çiftçinin canını okumak demek. Çok üzgünüm ki bu adamların dünyadan haberi yok. Ülkeden haberi yok, üretimden haberi yok, topraktan haberi yok. Krallar gibi yaşıyorlar. Şatafat, saray, kamu kaynaklarının hoyratça kullanılması... Çiftçiye, esnafa, emekliye, öğrenciye, işsize yoksulluk, açlık, sefalet..." ifadelerini kullandı.
Ticaret Bakanlığı yetkililerine, "Bir tek kilogram domates yetiştirdiniz mi? Bir tek domates üretimi yapılan tarlaya gittiniz mi? Bir tek domatesin yetişme sürecini biliyor musunuz?" diye soran Sarıbal, "Günde 60 bin ton, 70 bin ton domates hasat edilen yerde fabrika günde kaç bin ton işlemektedir? Net bir şekilde çiftçiyi yok eden bu anlayışı reddediyoruz. Toz, toprak, yüzde 30, yüzde 25 bir fire meselesini asla ama asla kabul etmiyoruz. Çiftçi isyan ediyor" diye konuştu.
Gıda güvencesi ve gıda egemenliğinin önemine vurgu yapan Sarıbal, "Çiftçinin geleceği görebilmesi, öngörü sahibi olabilmesi için, ürettiğinden zarar etmemesi için, gelecek yıl tekrar ekebilmesi için, köyünü, barkını terk edip kentlere yeni yoksullaşma alanı olarak göç etmemesi için, babasından, dedesinden kalan emanet olarak gördüğü o üretim topraklarını satıp mülksüzleştirme sürecine girerek kapitalizmin, liberalizmin, serbest piyasanın çarkına teslim olmaması için ve elbette bu ülkenin denizinin, toprağının, karasının, suyunun, güneşinin doğru ve yeterli verimle değerlendirilmesi için tarımın sahici ve nitelikli olarak desteklenmesi gerekir" dedi.
"ÇİFTÇİMİZİN, ÜRETİCİMİZİN YANINDAYIZ"
İktidarın tercihinin çiftçiden yana olmadığını savunan Sarıbal, şunları kaydetti:
"3 trilyon faize para veren iktidar hem de halkın sırtından topladığı; çiftçinin mazotundan, mekanizasyonundan, traktöründen, tarım ilacından, su parasından, elektrik parasından aldığı vergiyi çiftçisi için de 86 milyonu için de rahatlıkla kullanabilir. Ama iktidarın tercihi bir, faize para ödemek; iki, tarımdaki gerilemeyi ithalatla; üç, çiftçinin sürekli zarar etmesiyle çiftçiyi borçlandırarak sonu büyük uçurum olan bir krize dönüştürmektir. Kısaca, çiftçi üretimden çekilirse sadece üretim kaybolmaz, halkın gıda güvenliği, gıda egemenliği ve ülkenin bağımsızlığı kaybolur. Bu topraklarda son çiftçimiz son arazisini satar ve sistemden çıkarsa ülke bağımsızlığını kaybeder. Dolayısıyla çiftçimizin yanındayız, üreticinin yanındayız, çiftçimizi destekliyoruz. Çiftçimiz yalnız değildir. Bütün bu sarmal, bütün bu bozuk düzen değişebilir. Tek şeye ihtiyacımız var; Ülkemize, insanımıza ve elbette kendimize güveneceğiz. Bu ülkede halktan yana, demokrasiden yana, üretenden yana, toprağımızdan yana, güneşimizden yana yeni bir düzeni hep beraber inşa edeceğiz."

















