İyi Parti Genel Başkanı Dervişoğlu: "Terörle Mücadelenin Bedeli, Teröriste Makam Vermek Değildir"

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “25 yıllık siyasi ömrünüzün sonunda hala geçmişi, muhalefeti, bürokrasiyi, dış güçleri veya milleti suçlayamazsınız. Yol yapmanın bedeli, enflasyon değildir. Depremzedeye ev yapmanın bedeli, onun tapusuna ve mahallesine el koymak değildir. Füze üretmenin bedeli, Anayasa’yı ihlal etmek değildir. Terörle mücadelenin bedeli, teröriste makam vermek değildir. İktidarda kalmanın bedeli ise Cumhuriyeti yıkmak hiç değildir. Türkiye bütün bunların daha iyisini yapabilecek kudrete sahiptir” dedi.

(ANKARA) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "25 yıllık siyasi ömrünüzün sonunda hala geçmişi, muhalefeti, bürokrasiyi, dış güçleri veya milleti suçlayamazsınız. Yol yapmanın bedeli, enflasyon değildir. Depremzedeye ev yapmanın bedeli, onun tapusuna ve mahallesine el koymak değildir. Füze üretmenin bedeli, Anayasa'yı ihlal etmek değildir. Terörle mücadelenin bedeli, teröriste makam vermek değildir. İktidarda kalmanın bedeli ise Cumhuriyeti yıkmak hiç değildir. Türkiye bütün bunların daha iyisini yapabilecek kudrete sahiptir" dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin genel merkezinde gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Dervişoğlu, 15 Temmuz hain darbe girişimi gecesi, devletin silahlarının millete çevrildiğini, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bombalandığını, Türk askerinin üniformasını taşıyan hainlerin, askere, polise ve vatandaşlara kurşun sıktığını, 253 şehit verildiğini, binlerce vatandaşın yaralandığını söyledi.

Şehitleri rahmetle anan, gazilere şükranlarını sunan Dervişoğlu, siyasi görüşü ve parti tercihi ne olursa olsun, o gece devletine ve millet iradesine sahip çıkan bütün vatandaşları saygıyla selamladı.

Müsavat Dervişoğlu, şunları söyledi:

"Çünkü Türk Milleti 15 Temmuz gecesi devletini sokaktan topladı. Tankların önünden, bombalanan Meclis'in enkazından, emniyet binalarının kapısından topladı. Devletinin bir cemaatin, bir şebekenin, kanun dışı bir hiyerarşinin eline geçmesine müsaade etmedi. Fakat, 15 Temmuz'u anlamak, yalnızca o geceyi anlatmakla mümkün değildir."

O geceye nasıl gelindiğini ve o geceden sonra Türkiye'nin nereye götürüldüğünü de sorgulamak gerektiğini ifade eden Dervişoğlu, "Bu yıl, üç ayrı takvimin üst üste geldiği bir hesap yılıdır. 15 Temmuz darbe girişiminin 10, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin 8, AK Parti iktidarının da 24'üncü yılındayız. 10 yıl, bir darbenin öncesini ve sonrasını anlamak için, 8 yıl, bir yönetim sisteminin sonuçlarını değerlendirmek için, 24 yıllık bir iktidar süresi de sorumluluğun kimde olduğunu ortaya koymak için fazlasıyla yeterlidir.

Biliyoruz ki, 15 Temmuz Türkiye'nin üzerine gökten inmedi. O hain örgüt bir gecede yargıya yerleşmedi. Ordumuza bir gecede sızmadı. Emniyeti, üniversiteleri ve bürokrasiyi bir gecede ele geçirmedi. Devletin kurumları yıllar boyunca parsel parsel bölündü. Yargı, emniyet, üniversiteler ve bürokrasi bir siyasi ortaklık içerisinde paylaşıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri, uydurma davalar ve sahte delillerle tasfiye edilmeye çalışıldı. Türk ordusunun kozmik odaları açıldı, devletin mahremi ortalığa saçıldı. Bu ülkenin Genelkurmay Başkanı, terör örgütü yöneticisi olmakla suçlandı. Tekrar ediyorum: Türkiye Cumhuriyeti'nin Genelkurmay Başkanı, terör örgütü yöneticisi sıfatıyla yargılandı. Bütün bunlar yaşanırken siyasi iktidar ne yaptı, 'Beraber yürüdük biz bu yollarda' şarkısını söyledi. Kumpas davalarının savcılığını üstlendi. Ordunun tasfiyesine sivilleşme, devletin bir cemaate teslim edilmesine demokratikleşme dedi. Bugün 'Terörsüz Türkiye' masalı anlatanlar, o gün, Türkiye'nin terörle mücadele eden en köklü kurumlarına karşı yürütülen hain operasyonları alkışlıyorlardı."

"DEVLET GİZLİ HİYERARŞİLERLE YÖNETİLMEZ"

Dervişoğlu, 15 Temmuz'un asıl failinin FETÖ olduğu konusunda hiçbir tereddüt bulunmadığını belirterek, şunları kaydetti:

"Fakat, 15 Temmuz'a giden yolun müteselsil siyasi sorumluluğu da AK Parti iktidarınındır. İktidar bugün kendisini yalnızca 15 Temmuz'un mağduru gibi göstermeye çalışmaktadır. Oysa gerçek mağdur; devletine kurşun sıkılan, Meclisi bombalanan ve evlatlarını kaybeden Türk milletidir. 15 Temmuz, devlette ne olmaması gerektiğini gösteren acı bir derstir. O dersin en önemli notu da şudur: Devlet bir kişiye ya da bir zümreye bırakılamaz. Gizli hiyerarşilerle yönetilemez. Liyakat ve vatan sevgisinin yerini kişiye sadakat alamaz. Kanunun yerine talimat, kurumun yerine örgüt, devlet görevlisinin yerine militan zihniyet ikame edilemez. Fakat iktidar bu dersten kurumları güçlendirme sonucunu çıkarmadı. OHAL hukuken kaldırıldı ama yöntemleri olağanlaştırıldı. Gözaltı, tutuklama, yasaklama, kayyum ve idari tedbirler gündelik yönetim araçlarına dönüştürüldü. Türkiye önce kurumlardan, ardından da yasalardan koparıldı. Hangi kurumun hangi vazifeyi yerine getireceği belirsizleşti."

"YETKİ TEK KİŞİDE SORUMLULUK O HARİÇ HERKESTE"

Cumhurbaşkanı'nın bir kelamı, kanunun ve devlet teamüllerinin önüne geçti. Bugün vardığımız yer ise siyasetsizliktir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sadece tek aktörlü değildir; aynı zamanda tek onay yapılıdır. Sarayın etrafında kümelenen grupların, bürokratik çevrelerin ve çıkar odaklarının talepleri, Cumhurbaşkanı'nın sözüyle devlet kararına dönüşmektedir. Böyle bir düzende yetki şahsidir, sorumluluk ise sahipsizdir! İşte AK Parti iktidarının 24 yıllık siyasetinin özeti budur: Kararı kendileri alıyor, yetkiyi kendileri kullanıyor, övgüyü kendileri topluyor; fakat ortaya çıkan bedeli asla kendileri ödemiyor.

15 Temmuz olunca 'Kandırıldık', ekonomi bozulunca 'dış güçler', enflasyon artınca 'Fırsatçılar', depremde binalar yıkılınca 'kader' diyorlar. Hatırlatırım: Karar sizin, yetki sizin, imza sizin, devlet kadroları sizin. Ama sorumluluk daima başkasının, fatura ise daima milletin. Bu nasıl bir sistemdir Allah aşkına. Karı bir avuç insan alıyor, zararı 86 milyon ödüyor. Hakkı yenilen ve iş bulamayan genç ödüyor. Ücreti daha cebine girmeden eriyen işçi ödüyor. Kirası ile pazar filesi arasında tercih yapmak zorunda bırakılan emekli ödüyor. Esnaf, çiftçi, işsiz ve depremzede ödüyor. Doğmamış çocuklarımız bile sizin borçlarınızı, garantilerinizi ve yanlış kararlarınızın maliyetini ödemeye mahküm ediliyor. Peki bu yanlış kararları alanlar ne yapıyor? Görevlerinden ayrılmıyor, özür dilemiyor, hesap vermiyorlar. Saltanat sürüyorlar. Tek adam sisteminin özü de özeti de budur. Yetki tek kişide, sorumluluksa o tek kişi hariç, herkesin sırtındadır."

"İNSANLAR SUÇTAN SADECE SUÇTAN DEĞİL SUÇLANMAKTAN KORKAR HALE GELMİŞTİR"

Güvenlik ile güvenin aynı şey olmadığını, güvensiz bir ülkede, güvenliğin olmayacağını söyleyen Dervişoğlu, şöyle devam etti:

"Bir vatandaş sabah kapısının neden çalınacağını bilmiyorsa, bir gazeteci hangi cümlesinin soruşturma konusu yapılacağını kestiremiyorsa, bir iş insanı, mal varlığına hangi gerekçeyle tedbir konulacağından emin değilse, bir seçmen verdiği oyun bir savcılık yazısıyla yok sayılabileceğini düşünüyorsa, orada büyük bir güvenlik aygıtı olabilir, fakat güven yoktur. Güvensizlik ve şüphe siyaseti, Türkiye'yi tekinsiz bir ülke haline getirmiştir. İnsanlar artık yalnızca suçtan değil, suçlanmaktan korkmaktadır. Mahkum olmaktan önce gözaltına alınmaktan, hükümden önce itibarlarının yok edilmesinden endişe etmektedir. Bir soruşturma başlıyor. Henüz iddianame hazırlanmadan kişinin adı ve ilişkileri iktidar medyasına servis ediliyor. Televizyonlarda hüküm veriliyor. Sosyal medya orduları harekete geçiriliyor; kişi, ailesi ve ilişkileri daha en baştan linç ettiriliyor. Mahkeme yıllar sonra karar verse de iktidar istediği siyasi sonucu ilk gün almış oluyor. Elbette suç işleyen herkes yargılanmalıdır. Milletin veya devletin bir kör kuruşuna el uzatan kim varsa hesabını vermelidir. Ancak hükmü iktidar, televizyonlar, troller ve saray veremez. Hüküm bağımsız Türk mahkemelerinindir."

"HUKUK DEVLETİ GÜVEN İSTEMEZ, GÜVEN VERİR"

İktidar artık 'Ben temizim' diye bir iddia da taşımıyor. Söylediği yalnızca şudur: 'Herkes en az benim kadar kirli'. Kendisini aklamaya değil, etrafını kirletmeye çalışıyor. Masumiyet fikrini ortadan kaldırmak,dürüstlüğü saflık, ahlakı güçsüzlük, kanuna uymayı beceriksizlik gibi göstermek istiyor. Bu iktidarın bilmediğini hatırlatayım. Bu iktidara sesleniyorum: Unutmayın, herkes sizin gibi değildir. Türk milleti sizin çevrenizden ibaret değildir. Bu ülkenin hala, namusuyla çalışan, hakkı olmayan tek bir kuruşa el uzatmayan,devlet görevini şeref bilen milyonlarca evladı vardır. Hukuk devleti güven istemez; güven verir, güvence verir. Kanunu, yetkili kurumu, denetim yolunu ve mahkemeyi gösterir. Sonunda da hesabını verir. Sizin sisteminiz ise güvence vermeden sadakat istemektedir.

"HIZLI KARAR ALDILAR AMA YANLIŞ KARAR ALDILAR"

8 yılını tamamlayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin bilançosu ortadadır. Sistemden önceki son beş yılın enflasyonu ortalama yüzde 9'dur. Bugün ortalama yüzde 36'ya varmıştır. Ortalama büyüme hızı gerilemiştir. İşsizlik ve gelir adaletsizliği zirve yapmıştır. Cezaevindeki insan sayısı, yarım milyona dayanmıştır. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, yürütmenin sınırlandırılması ve hesap verebilirlik göstergeleri gerilemiştir. Elbette bütün olumsuzlukları tek başına yönetim sistemine bağlamıyoruz. Fakat bütün başarısızlıkları salgına, savaşa, depreme ve dış güçlere yüklemenize de izin vermiyoruz. Millete 'Hızlı karar alacağız' dediler. Aldılar ama yanlış kararları hızlı aldılar. Türkiye'nin meselesi kararın hızı değildir,kararın aklı, hukuku ve hesabıdır! Meclis, bağımsız yargı, liyakatli bürokrasi ve devlet geleneği, bir kişinin yanlışı, seksen altı milyonun kaderine dönüşmesin diye vardır. AK Parti iktidarı, bunların hepsini engel saymış ve kaldırmıştır. ya da hepsini kendine bağlamıştır. Denetimsiz karar düzeninin faturası dış politikada da aynıyla vakidir.

"KARARI TEK KİŞİ ALIYOR HESABI KÜMSE VERMİYOR"

Tek adam sistemi içeride hukuku, dışarıda da devlet aklını tasfiye etmiştir. Çünkü kurumların sustuğu yerde strateji kalmaz. Stratejinin olmadığı yerde geriye, yalnızca bir kişinin meşruiyet ihtiyacı, ona göre de değişen dostları ve değişen düşmanları kalır. 'Sıfır sorun' dediler. Kavga etmediğiniz komşu bırakmadılar. 'Dostum Esad' dediler, ardından 'Katil Esed' dediler. Sonra yeniden Şam'ın kapısını Fransız'a araladılar. 'Ey İsrail' dediler, yıllarca ticareti kesmediler. Bir dönem Amerika'ya öfkeyle Rusya'ya savruldular. Rusya'ya ekonomik bağımlılığınız arttığında yeniden Amerika'nın kapısına döndüler. Bir dış politika kurmadılar, kuramadılar. Türkiye'yi güç merkezleri arasında gidip gelen bir bağımlılık siyasetine mahküm ettiler. Çünkü bu iktidarın dayattığı sistemde kararı bir kişi alıyor, hiç kimse hesap vermiyor, maliyetiyse millet ödüyor. Petrol tahkiminde bedel Hazine'ye, Halkbank'ta devlet bankamıza, S-400'de savunma sistemimize, F-35'te Hava Kuvvetlerimize kaldı. Peki iktidarın payına ne düştü? Yetki, makam, saltanat ve propaganda. Millete meydan okuyor, dışarıdan onay bekliyorlar. İçeride hamaset, dışarıda mahcubiyet üretiyorlar. Devletin itibarı, yabancı liderlerden alınan övgülerle değil, milli menfaatini koruyabilmesi ve yanlış kararının hesabını verebilmesiyle ölçülür.

"TÜRKİYE CUMHURİYETİ KÜMSENİN SADIK BENDESİ DEĞİLDİR"

ABD Başkanı'nın Türkiye'yi veya onu yöneten şahsı, hem de başkentimizde, 'sadık' sıfatıyla anabilmesi, dış politikamızın içine düşürüldüğü şahsileşmiş ve kurumsal onurdan yoksun durumun en acı göstergesidir. Türkiye Cumhuriyeti kimsenin sadık bendesi değildir. Bu devlet; gücünü yabancı liderlerin övgülerinden değil, kendi milletinden alır. Yalnızca kendi anayasasına, milletinin menfaatlerine ve egemenlik haklarına sadıktır. Bir liderin şahsi bekası veya günübirlik siyasi çıkarları için yabancı başkentlerden alınan 'sadakat' madalyaları, Türk milleti için bir övünç kaynağı değil, ancak reddedilmesi gereken bir vesayet imasıdır. Türkiye, yabancı liderlerin sadık dostu olmaya değil; haysiyetli, onurlu ve tam bağımsız bir Cumhuriyet olmaya layıktır. 'Dış güçlere boyun eğmiyoruz' masallarının ardındaki gerçek maalesef şudur; Türk milletine karşı nobran, hukuka karşı kural tanımaz; ancak yabancı güç merkezlerine karşı 'sadakat' övgüsü alacak kadar uysal bir siyaset."

"FETÖYÜ DARBEDE FARK EDENLER 50 YILLIK TERÖR LİDERİNİ BARIŞ GÜVERCİNİ ZAMNETMEKTEDİR"

İYİ Parti Müsavat Dervişoğlu, mehterandan rahatsız olmadıklarını, asla da olmayacaklarını da ifade ederek, şunları kaydetti:

"Ancak, siyasetleriyle, mehteranın şerefine, şanına, namusuna leke sürenlerden, çok ama çok rahatsızız. Elbette daha başka rahatsızlıklarımız da var. ve bunun en başında da 'Terörsüz Türkiye' diye paketlenen, devlet aklı reklamıyla satılan ihanet süreci vardır. Kullanılan yöntem, bize hiç yabancı değildir. 50 yıllık casus şebekesi FETÖ'yü, ancak darbe aşamasında keşfedenler, 50 yıllık terör örgütü PKK'yı ve elebaşını da bugün barış güvercini zannetmektedir. 'Sivilleşme' dediniz; Türk Silahlı Kuvvetlerini cemaat görünümlü bir şebekenin insafına bıraktınız. 'Nas' dediniz; faizi de enflasyonu da milletin başına bela ettiniz. 'Savunma sanayii' dediniz; Türkiye'yi F-35 programından çıkarttınız. 'Demokrasi ve Milli Birlik Günü' dediniz; tek adam rejimi kurdunuz. 'Barış süreci' dediniz; Türkiye'yi ağır bir güvenlik tehdidiyle karşı karşıya bıraktınız. Şimdi 'Terörsüz Türkiye' diyerek aynı zihniyetle yeni bir oldubitti hazırlıyorsunuz. Sonra da bu milletten size inanmasını istiyorsunuz. Siz bizi görmez, bilmez, duymaz mı sanıyorsunuz? Dün söylediğinizi bugün inkar ediyor; dün dost dediğinize bugün düşman, dün düşman dediğinize bugün dost diyorsunuz. Dün ihanet dediğinizi bugün devlet politikası, dün devlet politikası dediğinizi bugün ihanet ilan ediyorsunuz."

"DEPREMZEDEYE EV YAPMANIN BEDELİ TAPUSUNA EL KOYMAK DEĞİLDİR"

Siz milletin sabrını, kendi zekanızla karıştırıyorsunuz. Açık seçik ifade edeyim artık hikayenizin sonuna gelinmiştir. 25 yıllık siyasi ömrünüzün sonunda hala geçmişi, muhalefeti, bürokrasiyi, dış güçleri veya milleti suçlayamazsınız. Yol yapmanın bedeli, enflasyon değildir. Depremzedeye ev yapmanın bedeli, onun tapusuna ve mahallesine el koymak değildir. Füze üretmenin bedeli, Anayasa'yı ihlal etmek değildir. Terörle mücadelenin bedeli, teröriste makam vermek değildir. İktidarda kalmanın bedeli ise Cumhuriyeti yıkmak hiç değildir. Türkiye bütün bunların daha iyisini yapabilecek kudrete sahiptir. Hem güçlü hem de demokratik bir devlet mümkündür. Hem güvenli hem de özgür bir toplum mümkündür. Hem üreten hem de adil bir ekonomi mümkündür. Hem istikrarlı hem de denetlenebilir bir hükümet mümkündür. Bakın burada bir hatırlatma yapayım; 15 Temmuz ihanetinin ardından Cumhuriyet'in kurumları devreye girdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir Araştırma Komisyonu kuruldu. Komisyon aylarca çalıştı. Yüzlerce kişiyi dinlendi. Belgeler, bilgiler toplandı. ve sonuçta bir rapor hazırlandı. Bu rapor nerede bilen var mı? Aksak yanları, eksikleri olsa da Milletin Meclisi'nin bu kadar kıymetli bir raporunu gören var mı? O günden sonra o rapordan haber alabilen var mı? Milletin Meclisi, millet adına bir araştırma yapıp, rapor hazırlıyor, ancak rapor Türk milletinden gizleniyor. Neden? O raporda, saklanacak ne var da sümen altı ettiniz? İşte bu soru bile, bu iktidarın 15 Temmuz konusundaki samimiyetsizliğinin ve ciddiyetsizliğinin göstergesidir."

"PARLAMENTER SİSTEM YALNIZCA BAŞBAKANLIK MAKAMINI YENİDEN KURMAK DEĞİLDİR"

Türkiye'yi bu garabetten kurtaracaklarını söyleyen Dervişoğlu, şunları söyledi:

"Parlamenter Sistem, yalnızca Başbakanlık makamını yeniden kurmak değildir. Meclisin yeniden millet iradesinin merkezi olması, hükümetin, milletin temsilcilerine hesap vermesi, kararın meşveretle alınması ve sorumluluğun üstlenilmesidir. Yargının iktidarın talimatından, bürokrasinin parti sadakatinden kurtarılmasıdır. Yürütmenin Meclis tarafından denetlenmesi ve bağımsız yargıyla sınırlandırılmasıdır. Çünkü devlet aklı bir kişinin aklı değildir. Devlet, meşveretle akleder, kanunla hareket eder ve milletine hesap vererek güçlenir. Devlet bakidir. İktidar geçicidir. Millet esastır. Makam emanettir. Kanun herkesten üstündür."

"MİLLETİN DEVLETİNİ MİLLETE VERME ZAMANI GELMİŞTİR"

15 Temmuz'da, cemaat görünümlü bir terör örgütü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni gasp etmeye kalktı. Türk milleti müsaade etmedi. Fakat 15 Temmuz'a giden yolun müteselsil siyasi sorumlusu olan AK Parti iktidarı, o büyük yangından ders çıkarmak yerine rejim devşirdi. Milletin kurtardığı devleti, sarayın avlusuna kapattı. Milletin devletini, millete geri vermenin zamanı gelmiştir. Kanunu yeniden devletin namusu, Meclisi millet iradesinin merkezi, adaleti herkesin güvencesi yapacağız. Bilinsin ki, günahların hesabı mahşere kalabilir. Fakat suçların hesabı Ruz-i mahşerde olduğu gibi, bu dünyada da mutlaka sorulacaktır. Türkiye, daha iyisini hak edenlerin ülkesidir. Türk milleti layık olduğu düzeni hiçbir kişinin, hiçbir partinin ve hiçbir yabancı gücün ihsanından beklemeyecektir. Onu, kendi iradesiyle, kendi emeğiyle ve kendi Cumhuriyetine sahip çıkarak kuracaktır. Türkiye, haysiyetli bir Cumhuriyeti namuslu bir demokrasiyle muhakkak buluşturacaktır."

Kaynak: ANKA