Uzman: Suriye'nin Lübnan'a askeri müdahalesi tuzağa dönüşebilir
MEI uzmanı Charles Lister, Suriye'nin Hizbullah'a karşı Lübnan'a askeri müdahalesinin tuzak olduğunu, bu adımın Hizbullah'a silahlı varlığını sürdürme gerekçesi sağlayacağını belirtti. Lister ve eski ABD'li büyükelçi Hale, Suriye'nin önceliğinin ekonomik toparlanma ve diplomatik işbirliği olması gerektiğini vurguladı.
ABD merkezli Orta Doğu Enstitüsü (MEI) Kıdemli Uzmanı ve Suriye Girişimi Direktörü Charles Lister, Suriye'nin Lübnan'da Hizbullah'a karşı askeri operasyona dahil olmasının Şam için "tuzak" olduğunu belirterek, böyle bir adımın Hizbullah'a silahlı varlığını sürdürmesi için yeni gerekçe sağlayabileceği uyarısında bulundu.
MEI tarafından düzenlenen çevrim içi panelde Suriye'nin başkenti Şam'daki bombalı saldırılar ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un ziyareti sonrası ülkedeki genel durum değerlendirildi.
Oturumda konuşan Lister, ABD Başkanı Donald Trump tarafından gündeme getirilen, Suriye'nin Lübnan'a askeri müdahale ihtimalinin Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki yeni yönetimin son dönemde oluşturmaya çalıştığı dış politika anlayışıyla çelişeceğini söyledi.
Lister, "Suriye'nin Lübnan'a askeri olarak müdahale edebileceği ya da etmesi gerektiği fikri, Şam'da kesinlikle kabul görmüyor." dedi.
Bunun, Suriye'nin yeniden yapılanma sürecine zarar verebilecek bir gelişme olacağını vurgulayan Lister, "Bu, Şara'nın son 18 ayda inşa etmeye çalıştığı her şeyi yok edecek bir zehirli hap olur." değerlendirmesinde bulundu.
"Hizbullah'ın silahlarını bırakmamak için bir gerekçeye ihtiyacı var"
Lister, Lübnan'da askeri çatışma ortamı oluşmasının Hizbullah'ın elini güçlendirebileceğini belirterek, "Hizbullah'ın böyle bir askeri müdahaleyi isteyebilecek tek aktör olduğunu düşünüyorum." dedi.
Hizbullah'ın silahlarını elinde tutabilmek için yeni anlatıya ihtiyaç duyduğunu ve geçmişteki Suriye iç savaşında da benzer bir söylem kullandığını anlatan Lister, grubun kendisini dış tehditlere karşı Lübnan'ı koruyan bir güç olarak göstermeye çalıştığını söyledi.
Lister, "Hizbullah'ın silahlarını bırakmamak için bir gerekçeye ihtiyacı var. İsrail'in yanı sıra başka bir dış tehdit anlatısı oluşturmak, örgütün varlığını sürdürmesi için kullanabileceği en güçlü argümanlardan biri olabilir." dedi.
Suriye'deki patlamalar ve Hizbullah iddiaları
Anadolu Ajansı (AA) muhabirinin sorusu üzerine, Suriye'de son dönemdeki patlamalara da değinen Lister, son bir yılda gerçekleştirilen bazı bombalı saldırıların Hizbullah bağlantılı olduğunun belirlendiğini ifade etti.
Lister, görüştüğü Suriyeli güvenlik kaynaklarının, kullanılan patlayıcı maddelerden bombanın yapısına kadar birbirini tekrarlayan bu eylemlerin aynı elden çıktığını söylediklerini aktardı.
Son haftalarda Şam'da düzenlenen bazı saldırıların DEAŞ bağlantılı olduğuna dair işaretin bulunmadığını savunan Lister, Suriye makamlarının saldırıların arkasındaki bağlantıları araştırdıklarını söyledi.
Şam'daki Adalet Sarayı yakınlarında meydana gelen patlama ile Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un ziyareti sırasında gerçekleştirilen saldırıya değinen Lister, bu olayların Suriye'nin geçiş sürecine yönelik güveni zayıflatmayı amaçlayan bir girişim olabileceğini ifade etti.
Lister, "Eğer bu saldırıların bazılarında Hizbullah'ın doğrudan bağlantısı ortaya çıkarsa bu durum, Suriye'de geçiş sürecini ve uluslararası desteği tehdit edebilir. Aynı zamanda Şam üzerinde bir şey yapılması yönünde toplumsal baskıyı artırabilir." diye konuştu.
Bunun da Suriye'nin Lübnan'a müdahalesini isteyen aktörlerin işine yarayabileceğini belirten Lister, "Eğer Suriye'yi böyle bir adıma teşvik etmek isteyen biri varsa bu, Hizbullah olabilir." dedi.
Lister, Suriye'nin dış politika alanında önemli ilerleme kaydettiğini ancak 2026'nın ülke içindeki zorluklarla mücadele yılı olacağını söyledi.
Suriye'de güvenlik konusunda önceki döneme kıyasla önemli iyileşmeler görüldüğüne dikkati çeken Lister, buna rağmen geçiş dönemi adaleti, mezhepsel kaygılar, DEAŞ tehdidi ve İsrail ile yaşanan gerilimlerin devam eden başlıca sorunlar olduğunu vurguladı.
Lister, Suriye'nin şu aşamada Lübnan'da askeri bir maceraya değil kurumlarını güçlendirmeye, ekonomik toparlanmaya ve uluslararası güveni artırmaya ihtiyaç duyduğunu vurguladı.
Enerji ve ticaret yolları, Suriye- Lübnan ilişkilerinde istikrar unsuru olabilir
MEI Diplomasi Uzmanı eski ABD'li Büyükelçi David Hale de Suriye ile Lübnan arasındaki ilişkilerin geleceğinin askeri seçeneklerden ziyade ekonomik işbirliği, sınır güvenliği ve diplomatik temaslar üzerinden şekillenmesi gerektiğini söyledi.
Hale, enerji altyapısı ve ticaret yollarının iki ülke arasında güven artırıcı rol oynayabileceğini belirterek, bölgesel bağlantı projelerinin Suriye ve Lübnan'ın ekonomik toparlanmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.
Suriye'nin Lübnan'a destek için askeri müdahaleye başvurmasına gerek olmadığını vurgulayan Hale, istihbarat paylaşımı, sınır kontrolünün güçlendirilmesi, siyasi ilişkilerin geliştirilmesi ve ekonomik işbirliğinin öncelikli alanlar olması gerektiğini söyledi.
Hale, Körfez ülkelerinden Akdeniz'e uzanan enerji hatlarının yeniden canlandırılması çabalarına işaret ederek, geçmişte gündeme gelen boru hattı projelerinin hem Suriye hem de Lübnan için ekonomik fırsatlar oluşturabileceğini dile getirdi.
Hürmüz Boğazı'nda yaşanan krize ilişkin Hale, "Bunlar, Lübnan ve Suriye'ye ekonomik fayda sağlayabilecek ve Körfez ülkeleri açısından da avantajlı olabilecek adımlar." diyerek, enerji ve altyapı projelerinin bölgesel istikrarı destekleyebileceğini ifade etti.
"Suriye'nin önceliği, kendi toparlanması olmalı"
Hale, yeni Suriye yönetiminin önceliğinin Lübnan'daki gelişmelere askeri açıdan dahil olmak değil kendi ülkesindeki ekonomik, siyasi ve toplumsal sorunları çözmek olması gerektiğini söyledi.
Eski Suriye yönetiminin Lübnan'a yaklaşımının farklı olduğunu belirten Hale, Beşşar Esed döneminde Lübnan'ın güvenlik ve bölgesel rekabet alanı olarak görüldüğünü ifade etti.
Hale, yeni yönetimin ise Suriye'nin yeniden inşasına ve uluslararası sisteme entegrasyonuna odaklanması gerektiğini sözlerine ekledi.













