(Yeniden) Vatikan'dan 'Özel Uçak' Açıklaması: "Papa'nın Ne Özel Uçağı Ne de Helikopteri Var" - Haberler
Haberi Paylaş

(Yeniden) Vatikan'dan 'Özel Uçak' Açıklaması: "Papa'nın Ne Özel Uçağı Ne de Helikopteri Var"

(Yeniden) Vatikan'dan 'Özel Uçak' Açıklaması:
Demirören Haber Ajansı - Haberler | Güncel

Vatikan'dan Türkiye'deki 'Özel uçak' tartışmalarına dair açıklama yapıldı.

Vatikan'dan Türkiye'deki 'Özel uçak' tartışmalarına dair açıklama yapıldı.

Doğan Haber Ajansı muhabiri Esma Çakır'a konuşan Vatikan Basın Sözcü Yardımcısı Peder Ciro Benedettini, "Vatikan'ın, yani Papa'nın ne özel uçağı ne de helikopteri var. Geçmişte de hiç olmadı. Papa, İtalya içi ve yurtdışındaki seyahatlerinde, Alitalia'dan kiralanan bir uçağı kullanıyor" dedi.

"UÇAĞA BİNEN KARDİNALLER BİLE PARA ÖDEMEK ZORUNDA"

İtalya Ulusal havayolu şirketi Alitalia'dan uçak kiralama bedelini Vatikan'ın karşıladığını söyleyen Benedettini, "Papa ile birlikte uçağa binen herkes kendi payına düşeni ödemek zorunda. Yani üst düzey din adamları olan kardinaller, gazeteciler vs. herkes buna dahil" şeklinde konuştu.

Peder Benedittini, "Yani papa, Alitaila uçağını charter (özel sefer) gibi kullanıyor" dedi. Kasım Türkiye'ye bir ziyaret gerçekleştiren Papa Francesko'ya uçakta eşlik eden 70'e yakın gazeteci arasında Doğan Haber Ajansı İtalya muhabiri Esma Çakır da vardı. Çakır bu seyahat belirlenen ücreti ödemişti. Ayrıca Papa Francesko'nun İstanbul ziyaretinde Renault Clio aracı tercih etmesi haber konusu olmuştu.

"PAPA'NIN TEK AYRICALIĞI ÖN KOLTUKTA TEK OTURABİLMESİ"

Dünya çapındaki 1 milyar 200 milyon Katolik Hristiyan'ın ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Francesko'nun seyahatlerinde uçağa 70'e yakın gazeteci binebiliyor. Alitaila, Vatikan'a kiralanan uçağı ertesi gün tarifeli seferlerinde kullanmaya devam ediyor. Papa'nın herhangi bir yolcudan farkı ise ön koltukta tek başına oturma ayrıcalığına sahip olması. Papa ayrıca ziyarette bulunduğu ülkelerde şehirlerarası uçuş yapacaksa genellikle o ülkenin havayolu şirketini kullanıyor. Ancak ruhani lider de Ankara'dan İstanbul'a geçerken THY yerine yine Roma'dan hareket eden Alitalia uçağını tercih etti. Özel helikopteri de bulunmayan Papa, İtalya içerisindeki kısa mesafeli yerlere ise İtalyan Hava Kuvvetleri'ne ait bir helikopterle gidiyor.

"KULLANILAN ARAÇ, ADI ÜZERİNDE 'TAHSİS' EDİLMİŞ BİR ÖZEL UÇAKTIR"

Cumhurbaşkanlığı internet sitesine dün sabah saatlerinde konulan deşifre metinde; "Vatikan'a niye bakmazlar. Vatikan'da dini liderin, özel uçağı var, özel araçları var, zırhlı araçları var. Niye bunları görmüyorsunuz? Niye bunları düşünmüyorsunuz? Biz sıradan bir ülke miyiz? Vatikan'da yapı bu olacak, bizim dini liderimiz tarifeli uçakla seyahat edecek. Bunlar için çok da önemli değil ama bizim için önemli. Ben geçenlerde onu da söyledim, Ahmet Bey'le onu da konuşacağım. 'Diyanet İşleri Başkanımızın yurt dışı seyahatlerinde şu anda havuzda olan uçaklarımızdan kullanmak suretiyle gitsin. Niçin tarifeli uçakla gitsin.' Oralarda zamana oynuyorsunuz. Bunları görmemiz lazım. İnanın bu lafları atanların, bu saygısızlıkları yapanların, bırakın kendilerinin altında, çocuklarının altında lüks yarış otomobilleri var. Kendilerinin kullandıkları zaten fevkalade." denirken, akşam saatlerinde ise Cumhurbaşkanlığı kanyaklarından şu not paylaşıldı;

"Sayın Cumhurbaşkanımız NTV'deki canlı yayında Diyanet İşleri Başkanımızın, bulunduğu makam itibarıyla Papa gibi özel uçak kullanabilmesi gerektiğinden söz etmiştir. Dile getirilen bu görüşten hareketle medyada kimi meslektaşlarımızın Papa'yla ilgili başlattıkları tartışmada sorulması gereken doğru soru şudur: Papa hava yoluyla yaptığı seyahatlerde tarifeli uçak mı kullanıyor yoksa özel uçak mı? Elbette özel uçak. Bu çerçevede aracın Alitalia veya bir başka kurum tarafından tahsis edilmesi, kullanılan uçağın tarifeli olmadığı gerçeğini değiştirmez. Nitekim kullanılan araç, adı üzerinde 'tahsis' edilmiş bir özel uçaktır. Özel uçak olması için, aracın illa Vatikan'ın veya Papa'nın mülkiyetinde olması gerekmiyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın söylediği de, Diyanet İşleri Başkanlığı makamına özel uçak kullanma imkanının sağlanmasının isabetli olacağını vurgulamaktan ibarettir"

Cumhurbaşkanlığı internet sitesine Çarşamba sabahı konulan deşifre metnin tamamı ise şöyle: NTV ve Star TV ortak canlı yayınına katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı devasa dönüşüme ve yapısal ihtiyaçlarına atıf yaparak, "Başkanlık sistemi 15-20 yıldır tartışılan bir konudur. Fakat bunu biz dillendirdiğimizde farklı bir yaklaşım ortaya konuluyor. Bunların hiçbirisi benim kişisel arzum veya geleceğimle alakalı değildir. Ülkemin menfaati neyi gerektiriyorsa onu yapma gayretindeyiz. Bu değişimi yapacak siyasi kadro tarih boyunca unutulmayacaktır" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NTV ve Star TV ortak canlı yayınında Oğuz Haksever'in gündeme ilişkin sorularını cevapladı.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda gerçekleşen programda Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haksever'in başkanlık sistemi, 7 Haziran seçimleri, Çözüm Süreci, paralel yapıyla mücadele ve daha birçok konudaki sorularını cevapladı.

Haksever'in, "Seçimlerle başlarsak eğer, dikkat çekici bir sözünüz var. Sürprizlerle dolu bir seçim olacak demiştiniz. Bunu açar mısınız?" sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu seçimlerde özellikle yeni Türkiye, yeni Anayasa ve başkanlık sistemi üzerinde ısrarla durduğunu belirtti. 12 yıllık Başbakanlık dönemi ve 9 aylık Cumhurbaşkanlığı döneminde bir gerçeği tespit ettiklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin artık bir değişimi, dönüşümü yaşamak durumunda vurguladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dünyada gerek başkanlık sistemi gerekse parlamenter sistemle idare edilen ülkelere veya Türkiye'nin geçmişine baktığımızda, gelişmeler bir yere kadar, orada artık patinaj başlıyor. Patinajı aşabilmek için idari yapılanmada bir değişikliğe gidilmesi şart. Onun için bu seçimlerin milletimiz tarafından gerek benim Cumhurbaşkanlığı seçimimde yaşadığımız gibi bu seçimde böyle bir şeyi yaşamak doğrusu benim beklentilerim içinde. Benim ısrarla sürpriz beklentim diye ifade ettiğim konu bu. Çünkü Türk milleti artık bir karar arifesinde. Bu karar arifesinde de idari bir değişimi dönüşümü ortaya koyacak" diye konuştu.

"G20 ÜLKELERİNİN ÇOĞU BAŞKANLIK SİSTEMİYLE YÖNETİLİYOR"

Bu yıl G20 toplantısına Türkiye'nin ev sahipliği yapacağına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, katılan ülkelerin büyük çoğunluğunun başkanlık sistemiyle yönetildiğine dikkati çekti. Bu durumun düşünülmesi gereken bir konu olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Acaba dünyanın en zengin ülkeleri olan ki yüzde 85'ini oluşturuyor bunlar dünya sermayesinin, bu ülkeler olduğuna göre, bunlar başkanlık sistemine bu denli önem verdiklerine göre niçin acaba biz burada böyle bir değişim düşünmeyelim" diye konuştu.

"TÜRKİYE'NİN YAKIN SİYASİ TARİHİNDE LİDERLERİN ÇOĞU BAŞKANLIK SİSTEMİNİ SAVUNUYORDU"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin yakın siyasi tarihine bakıldığında liderlerin büyük çoğunluğunun başkanlık sistemini savunduğunu dile getirerek, 1970'te, Kasım Gülek'in Cumhurbaşkanı'nı halkın seçmesini istediğini anlattı. Alparslan Türkeş'in de konuya ilişkin olarak, "Rahmetli Türkeş, 'Güçlü iktidar, güçlü idare için başkanlık sistemini savunuyoruz. İcrayı ikiye bölemeyiz, tek bir başkan tarafından yönetilmelidir. Her konuda olduğu gibi icranın başında da bütünleşmeci olmalıyız.' dediğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Tarih 1978. ve iki ifade, 'Güçlü iktidar, güçlü idare.' Burada tabi bu Milli Doktrin Dokuz Işık kitabında, sayfa 262. Birçok siyasetçi de bunu zaten kullandılar, ifade ettiler" dedi. 1990'lı yıllardaki, "Başkanlık için iki aday yarışacak. Başkalık sistemi raporu hükümetin önünde", "Başkanlar başkanlık istiyor" şeklindeki gazete başlıklarından örnekler veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Muhsin Yazıcıoğlu'nun 2002'de "Başkanlık sistemi şart" ifadesini kullandığını hatırlattı. Kendisinin de "Türk usulü başkanlık sistemi" sözlerinin zaman zaman eleştirildiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in 2003'te gazetelere yansıyan "Başkanlık sistemine geçmeye mecburuz, Türk usulü başkanlık" sözlerine dikkat çekti.

"BAŞKANLIK SİSTEMİ BENİM KİŞİSEL ARZUM VEYA GELECEĞİMLE ALAKALI BİR ŞEY DEĞİLDİR"

Bu konuların yeni olmadığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yani 15-20 yıldır tartışılan konuşulan mevzular. Fakat bunu tabi biz dillendirdiğimizde ki ben belediye başkanlığımdan itibaren dillendirdiğim bir konudur, farklı bir yaklaşım ortaya konuluyor. Biz bu işleri ülkemizin menfaati neyi gerektiriyorsa buradan bakmamız lazım, böyle ele almamız lazım. Bunların hiçbirisi benim kişisel arzum veya geleceğimle alakalı bir şey değil. Ülkemin menfaati neyi gerektiriyorsa şu ana kadar edindiğim tecrübelerle ki bunun 4,5 yılı belediye başkanlığıdır, 12 yılı Başbakanlıktır, 9 aydır da Cumhurbaşkanlığı yapıyorum. Nereden baksanız 17-18 yıllık bir olay. Nereye gelmek istiyorum? Bizim derdimiz faniler değil. Biz en ideal sistem hangisidir bunun üzerinde durmamız lazım. En ideal sistemi de belirleyebilmek için dünyada bunu kimler en iyi başarmış bunlara bakmamız lazım" diye konuştu.

"BU DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜMÜ YAPACAK SİYASİ KADRO TARİH BOYUNCA UNUTULMAYACAKTIR"

Bu konuda ABD'nin dünya ekonomisinde en ileri ülke olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan; Arjantin, Brezilya, Çin, Endonezya, Güney Afrika, Fransa, Güney Kore, Japonya, Meksika ve Rusya üzerinden örnekler verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avustralya'nın valilik üzerinden bir yönetim anlayışı olduğunu ancak İngiltere uluslar topluluğuna bakıldığında da sonunda işin Kraliçe'ye dayandığını anlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bütün bunlarla birlikte biz hala diyoruz ki 'Öyle olmaz, böyle olur.' Eğer Türkiye'nin böyle bir sisteme geçmesinden bu kadar rahatsız oluyorsanız rahatsızlığının gerekçesi ne? Efendim 'denetim.' Burada denetim yok mu? İster çift kamaralı sistemle denetle ister tek kamaralı sistemle denetle, ikisinde de ciddi manada denetlerler ve başkan oralar, yani Temsilciler Meclisi veya Senato müsaade etmediği sürece Obama adım atamaz. Aynı şeyi gelelim Fransa'da da öyle, Rusya'ya gidelim orada da öyle. Benim buradaki arzum, gayretim hep buna yöneliktir ve sürpriz olayı da buradaki oyda olacak bir patlama ve bu konuda da eğer bu işe kendini verecek bir siyasi kadro böyle bir adımı atmaya eğer karar verirse Türkiye bundan çok kazanacaktır. İnanıyorum ki bu değişim, dönüşümü yapacak siyasi kadro da tarih boyunca unutulmayacaktır" dedi.

ANAYASA UZLAŞMA KOMİSYONU SÜRECİ

"'Sürprizlerle dolu seçim' yorumunuzda başkanlığı öne koydunuz. Burada hep size yönelik eleştiriler, Erdoğan'ın kafasından 'otoriter bir rejim geçiyor' diye oldu. Bir de AK Parti'nin Uzlaşma Komisyonu'na verdiği çerçeve hala geçerli mi sizin açınızdan?" şeklindeki soruya cevaben de Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şu anda hükümet bu yeni oluşumla birlikte nasıl bir tablo ortaya çıkacak onu göreceğiz" dedi. Başbakanlığı döneminde partisinin Uzlaşma Komisyonu'na yaklaşım anlayışı ile yeni dönemde bunun nasıl olacağını şu anda bilemeyeceğine kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Fakat biz o dönemde ortaya olumlu bir yaklaşım koyduk. Şahsımla alakalı 'baskıcı, otoriter' filan diyenlere şunu söylemek istiyorum. Ben bu kadar baskıcıysam, bu kadar otoritersem Allah aşkına 320 milletvekiline sahip olan bir partinin başkanı olarak Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nu oluştururken diğer partilere 'sizlerle eşit sayıda üyelerle gelin bu Uzlaşma Komisyonu'nu oluşturalım' der miyim? Derdim ki, 'komisyonların oluşumu parlamentoda bellidir, nedir? Sayınıza göre, ne kadar üyeyle temsil edilmeniz gerekiyorsa o kadar üyeyle temsil edilirsiniz arkadaş' derdim. Ben böyle bir şey demedim. Tam aksine, ülkemin çıkarı nerede? Yeter ki böyle bir Anayasa değişikliğini yapalım, bunu istedim. Yani yeni Anayasa süreci orada başladı" diye konuştu.

"MASAYA OTURULUNCA ORADAN ÜLKENİN MENFAATİ İÇİN KALKILIR, BİZDE BU HALA YOK MAALESEF"

Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nu kurarken, "Bakın sizin topunuz şurada 220-225 üyeden oluşuyorsunuz ve siz 9 üyeli orada temsil edileceksiniz, bizim partimiz de 320-325 üyesi olmasına rağmen 3 üye ile temsil edilecek" dediklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu kadar olumlu bir yaklaşımda bulunduğunu vurguladı. Açıklamasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Onlar ise maalesef sonunda öyle bir noktaya geliyor ki bakın 47 madde; 4 tane parti orada imzayı atıyor, paraflarını atıyor. En sonunda çıkıyor ana muhalefetin başı 'Gelin. Bunu hiç olmazsa geçirelim' diyorlar. Ben de hemen arkadaşlarıma dedim ki 'Gidin görüşün, hemen buyursunlar biz buna varız. Hiç olmazsa şu 47 maddeyi geçirelim'. Ne dedi biliyor musunuz? Dedi ki, '4 partinin de buna imzası olmazsa biz yokuz.' Bunlar samimi değiller, dürüst değiller. Şimdi burada ben mi otoriter oluyorum bunlar mı oluyorlar? Ben mi dürüst davranıyorum, bunlar mı dürüst davranıyorlar? Şimdi sıkıntı burada. Daha sonra 60 maddeye gelindi. Aynı şeyi arkadaşlarıma söyledim, 'Gidin görüşün'. Hiç kimse katılmıyorsa ana muhalefetle iktidar beraberce biz bunu yapabiliriz. 'Hayır 4 partinin de bunu imzalaması lazım'. Batıda böyle bir siyaset göremezsiniz. Batıda masaya oturdukları zaman oradan ülkenin menfaati için kalkarlar, milletin çıkarı için kalkarlar. Ama bizde henüz böyle bir menfaat yok. Mesela ben bu siyasi parti liderleri içerisinde 3 kez randevu talebinde bulunduğum halde randevu vermeyen siyasi liderler var. Böyle siyaset olur mu? Yani Başbakansınız, Genel Başkansınız, siz randevu talep ediyorsunuz adam randevudan kaçıyor" dedi.

"SORUMLULUK MEVKİSİNDE OLDUĞUM SÜRECE ÜLKE VE MİLLETİN MENFAATİ İÇİN GEREKENİ YAPARIM"

Haksever'in, "Meydanlara çıkmanız dolayısıyla eleştiriliyorsunuz ve muhalefeti eleştirmeniz de eleştiriliyor. Nasıl açıklıyorsunuz bu durumu?" sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, herkesin kendisini eleştirebileceğine işaret ederek, "Bakın Cumhurbaşkanı oldum yine eleştirebilir. Geçmişte de Allah rahmet eylesin Turgut beye hakaretamiz ifadelerle saldırmışlardı. Aynı şey Sayın Demirel için de yapılmıştı. Kim yapmıştı? Medya yapmıştı. 'Morrison' demişlerdi biliyorsunuz. Neler dediler neler?" diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gerçeğin yakalanması gerektiğine işaret ederek şunları söyledi: "Bu hakaretleri yapanlar, bütün bu eleştirileri yapanlar, bir defa benim milletimin tarafında olduğumu, bir sorumluluk mevkisinde olduğumu göz ardı etmesinler. Sorumluluk mevkisinde olduğum sürece de elimden ne geliyorsa ülkenin, milletin menfaatine bunu yapmak durumundayım. Çünkü şurada belli bir deneyime, belli bir tecrübeye sahip olmuşum. Bunları yapmak durumundayım. Ben dışarıdan Cumhurbaşkanlığı makamına gelmiş birisi değilim. Belediye başkanlığından, Başbakanlıktan buralardan gelmiş birisiyim ve ilk defa milletin oyuyla Cumhurbaşkanı olmuş birisiyim."

Başbakan olarak masaya oturduğunda 15 katrilyonluk 'zorunlu tasarruf' ve 3,5 katrilyonluk konut edindirme yardımı (KEY) ile karşılaştığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ben bunu açıklamak zorundayım benim milletim bunu bilmiyor ki. Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür. Öyleyse bunu milletimize anlatmak zorundayız" dedi. Zorunlu tasarrufun memurdan, işçiden alındığını, bunun SHP'ye dayandığını, daha sonra ANAP, DSP ve MHP'nin bulunduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: "Bütün bu yönetimlerin döneminde bu paralar kesildi. Niye kesildi? Çünkü memurun, işçinin maaşını ödeyemiyorlardı. Borçlarını ödeyemiyorlardı. Kalktılar onların maaşlarını kestiler. Konut edindirme yardımı dediler, vatandaşı aldattılar, işçiyi memuru yine. 'Seni ev sahibi yapacağız' dediler. 3,5 katrilyon da oradan. Ne konut var ortada ne bir şey." İlk işinin bunları ödemek olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bunları biz yaptık. Benim oradan ciğerim yanıyor" dedi.

"IMF'YE OLAN BORCU BİZ ÖDEDİK"

Başbakanlığı döneminde masasının üzerinde önceki yönetimlerin yaptığı 23,5 milyar dolarlık IMF borcunu bulduğunu da bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi, "Biz IMF mensuplarıyla oturup konuşuyoruz. Siz bizi idare etmeye geldiyseniz kusura bakmayın bizi idare edemezsiniz. Bize borç verdiniz tamam o borcumuzdur. Yani biz kalkıp Yunanistan Başbakanı gibi de 'Ödemeyeceğiz veya şöyle yapacağız böyle yapacağız' da demedik. Ödeyeceğiz biz. Ama nedir? Takvim belli. Bu takvime göre bunu ödeyeceğiz. Ama bizi kalkıp da idari yönden yönlendirmeye kalkarsanız kusura bakmayın. Biz böyle bir yönetim değiliz. ve ödedik. Şimdi onlar bizden 5 milyar dolar talebinde bulundular. Ona da evet dedik, Başbakanlığım döneminde."

"MERKEZ BANKASI'NIN DÖVİZ REZERVİ 27,5 MİLYAR DOLARDAN 122 MİLYAR DOLARA YÜKSELDİ"

Merkez Bankası'nın döviz rezervinin 27,5 milyar dolardan, 122 milyar dolara yükseldiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Buraya geldik. Yani Türkiye, bir taraftan bu gücü rezerve etti, ama bir diğer taraftan eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, ulaşımda, enerjide, tarımda çok ciddi yatırımlar yaptı. Biz bunları yaparken kaynak çeşitlendirmesi yaptık. Yani biz 'Kaynak benim', ben öyle bir şey demedim. Çünkü bunun ekonomi değeri yok. Ben ekonomistim. Ekonomide böyle 'kaynak benim' demekle havaalanı yapılmaz, köprü yapılmaz, yollar yapılmaz. Göstereceksin arkadaş, kaynağın ne? Gelir tablonda ne var, gider tablonda ne olacak? Bunu ortaya koyacaksın. Sen ortaya hiç bir şey koymuyorsun ve 'kaynak benim' diyorsun. Ondan sonra da bir kısım da kalkıyor, 'Yok bilmem Diyanet İşleri Başkanı'nın altındaki 320 bin liralık Mercedes'miş kaynak. Öbürü kalkıyor, 'Yok bilmem şuradaki evler kaynak'. Öyle bu iş bu kadar basit değil. Bu milleti bu kadar hafife almamak gerekir. İşte bunları açıklamak, bunları yaşayan bir lider olarak benim görevimdi. Ben onun için şu anda meydanlarda milletime bunları anlatıyorum. Çünkü milletimin tarafıyım ben" dedi.

"SADECE LAİKLİK ÜZERİNDE DURUP DİĞER KAVRAMLARI GÖZ ARDI EDEMEZSİNİZ"

"Siyasi partiler geçmişte laiklik gibi değerler üzerinden siyaset yaparlardı, şimdi vaatler üzerinden yapıyorlar. Bunu neye bağlıyorsunuz?" sorusu üzerine de, Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Onların hepsi bu ülkenin geri kalmasının en önemli sebebidir" dedi. Laikliğin bir ülkeyi ne ayağa kaldıracağını ne de çökerteceğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Laiklik bir işin sosyolojik yapısı içinde değerlendirilecek, idari noktada değerler silsilesi içinde yerini alacak bir anlayış. Bu zaten bu bizim Anayasamızda da yerini almış. Onun üzerinden kalkıp da bir yere varamazsınız" diye konuştu. Türkiye'nin zaten demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olduğunu, demokrasi kavramının da unutulmaması gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Demokratik kavramı bir kenara atılmış, hiç kale alınmamış, laiklik üzerinde eze eze durulmuş, ama sosyal kavramı da hiç kale alınmamış" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sosyal devlet anlayışının Türklerin genlerinde olduğu halde, fakir fukara, garip gurebanın üzerine hiç gidilmediğini, iktidarları döneminde sosyal devlet anlayışının gereklerini yerine getirdiklerini söyledi.

"MİLLETİN AYAĞA KALKMASINI SAĞLAYACAK EN ÖNEMLİ ŞEY EĞİTİMDİR"

Milletin ayağa kalkmasını sağlayacak en önemli şeyin eğitim olduğu bilinciyle hareket ettiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğitimde yaptıkları yeniliklere dikkati çekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye genelinde 76 olan üniversite sayısını 191'e çıkardıklarını, Cumhuriyet tarihinde yapılan derslik sayısına, ulaşmak üzere olduklarını, üniversite öğrencilerine verilen bursların miktarını artırdıklarını vurguladı.

"YAPTIKLARIMIZI ANLATMAK ZORUNDAYIZ"

"Yaptıklarımızı anlatmak zorundayız" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunların yanı sıra sağlıkta yaptıklarına da değinerek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, SSK Genel Müdürü olduğu dönemle bugünkü hastanelerin karşılaştırılmasını istedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Marmaray'ın, "Bu milletin gurur abidesi" olarak görüldüğünü, Avrasya tüneli ve Yavuz Sultan Selim köprüsünün yapımının sürdüğünü hatırlattı. İzmir-İstanbul arasının 3.5 saate düşeceğini, İzmit geçişindeki köprünün yapımının sürdüğünü de belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunların hepsinin Türkiye'ye bir sıçrama süreci yaşatacağını, Türkiye'nin tüm bunlarla iktidarları döneminde tanıştığını ifade etti. Hakkari'de yapılan havaalanının, bölücü terör örgütü ve arkasındaki zihniyetin engellemeleri nedeniyle 2 yıl gecikmeli açıldığına vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "99 kez müdahale oldu. Ama açılışı yaptık" diye konuştu.

"TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ARKASINA ALMIŞ OY TOPLAMAYA ÇALIŞIYORLAR"

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın "Sayın Erdoğan, herkesin Cumhurbaşkanı olsaydı da Hakkari'ye yapılan havaalanının kurdelesini beraber kesseydik" dediğini hatırlatan Haksever'e Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Muhatap almak istemem. Bu ülkenin Cumhurbaşkanına önce kullandığı kelimeleri, cümleleri hepsini çok iyi bilecek" dedi. Ziyaret ettiği illerde, CHP veya MHP'nin belediye başkanlarının kendisini karşıladığını, kendisinin de o belediyeleri ziyarete gittiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ama şu anda HDP'nin belediye başkanlarının beni karşıladığı bir il olmamıştır. Mardin'e, Diyarbakır'a gittim, gelemedi. Niye, dağdan talimat gelmiş. Bunlar kendi iradeleriyle belediyeyi yönetmiyor ki, bunları dağ yönetiyor. Terör örgütünü arkasına almış oy toplamaya çalışıyor. Bunlar Batı'da farklı, Güneydoğu'da farklı konuşuyor. Eğer bu kadar Selahattin Eyyubi Havalimanı'na aşıksa 2 yıldır bu gecikirken milletvekiliydin, niye tehdit edenlerle kalkıp müdahale etmedin. İşinize geldiği zaman dağa gidip konuşuyorsunuz, pazarlık yapıyorsunuz. Niye bunu yapmadınız. Bunlar samimi, dürüst değiller. Bugün, onun oraya gelmesi önemli değil, onu gönderenlerin oraya gelmesi önemli. Bizim için önemli olan Hakkari halkının oraya gelmesiydi" dedi.

"6-8 EKİM OLAYLARINDA BU BEYEFENDİ SOKAĞA DAVET ETTİ HERKESİ, 50 KİŞİ ÖLDÜ"

Hakkari ve Yüksekova'da yaptıkları hastane açılışına tehdit edildikleri için vatandaşların katılamadığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: "Önce bu beyler, bu yaptıkları yanlışları bir düşünsünler. Bunların, bu ülkede, barış, kardeşlik, birlik, beraberlik diye bir dertleri yok. Bunlar bu ülke kendi o kan kokan ideallerini, ideolojilerini gerçekleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. İşte Van'da musluklardan kan akıyor. Biz feveran edip, 'ne oluyoruz' deyince öbür hafta Van'daydım, musluklardan şimdi su akıyor. Musluktan kan akar mı, ama bunların musluklarından akıyor. 6-8 Ekim olaylarında kim sokağa davet etti herkesi, bu beyefendi değil mi? 50 kişi öldü. Yasin Börü'yü 5. kattan attılar. Onu ezerek, çiğneyerek şehit ettiler. Bunun hesabını nasıl verecek? Yani milletimin bunları görmesi, bilmesi için meydanlardayım. Onun için milletime bunları anlatmak durumundayım ki, Müslüman bir sokulduğu yerden bir daha sokulmaz, sokulmayalım istiyorum."

"DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI MAKAMI, SIRADAN BİR MAKAM DEĞİLDİR"

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in makam otomobiline ilişkin tartışmaları hatırlatan Haksever'e Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün 320-330 bin liralık bir Mercedes'in lüks olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğini sorarak, söz konusu aracın Türkiye'nin Diyanet İşleri Başkanlığı makamı tarafından kullanıldığına işaret etti. Genel başkanların hemen hemen hepsinin aynı şekilde şu anda bakanların da Mercedes ya da Audi'nin kullandığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığı makamının sıradan bir makam olmadığını, söz konusu aracın teslim edilecek olmasından daha önce bilgisi olması halinde iade edilmemesini söyleyeceğini anlattı.

"MEHMET GÖRMEZ BEY ADETA İSLAM DÜNYASI İÇERİSİNDE BU COĞRAFYANIN SAYGIN BİR DİNİ LİDERİDİR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin yüzde 99'unun Müslüman olduğunu belirterek, Diyanet İşleri Başkanlığı makamının da tüm Müslümanların itibar makamı olduğunu ifade etti. "Böyle bir itibar makamına, bu saygısızlığı yapmak, bu hakareti yapmak, bir defa yenilir yutulur bir şey değil" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Mehmet Görmez Bey sadece Türkiye'nin dini lideri değildir. Adeta, İslam dünyası içerisinde bu coğrafyanın saygın bir dini lideridir. Olaya buradan bakmak lazım. Ama bunların dinle diyanetle alakası olmadığı için, böyle yaklaşıyorlar. O zaman bana düşen neydi? Ben de dedim ki 'Şu anda Cumhurbaşkanlığı demirbaşında olan, envanterinde olan zırhlı Mercedeslerden bir tanesini tahsis edeceğim. Bunu lütfen kabul edin' dedim ve Diyanet İşleri Başkanımıza biz envanterimizdeki zırhlı Mercedeslerden bir tanesini tahsis ettik. Verildi. Şu anda gönlüm hoştur. Çünkü o makam buna layık da onun için" dedi.

"VATİKAN'DA DİNİ LİDERİN ÖZEL UÇAĞI, ÖZEL ZIRHLI ARAÇLARI VAR; NİYE BUNLARI GÖRMÜYORSUNUZ?"

Eleştirenlerin, Hristiyan dünyasına niçin bakmadığını soran Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: "Vatikan'a niye bakmazlar. Vatikan'da dini liderin, özel uçağı var, özel araçları var, zırhlı araçları var. Niye bunları görmüyorsunuz? Niye bunları düşünmüyorsunuz? Biz sıradan bir ülke miyiz? Vatikan'da yapı bu olacak, bizim dini liderimiz tarifeli uçakla seyahat edecek. Bunlar için çok da önemli değil ama bizim için önemli. Ben geçenlerde onu da söyledim, Ahmet Bey'le onu da konuşacağım. 'Diyanet İşleri Başkanımızın yurt dışı seyahatlerinde şu anda havuzda olan uçaklarımızdan kullanmak suretiyle gitsin. Niçin tarifeli uçakla gitsin.' Oralarda zamana oynuyorsunuz. Bunları görmemiz lazım. İnanın bu lafları atanların, bu saygısızlıkları yapanların, bırakın kendilerinin altında, çocuklarının altında lüks yarış otomobilleri var. Kendilerinin kullandıkları zaten fevkalade."

"ÇÖZÜM SÜRECİ'NDE FRENE BASMIŞ OLSAK, HERHALDE BUGÜN HAKKARİ'DE OLMAZDIK"

Çözüm Süreci'nde şu anki aşamanın ne olduğu, frene basılıp basılmadığı yönündeki soruya cevaben de üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Frene basmış olsak, herhalde biz bugün Hakkari'de olmazdık. Frene basmış olsak herhalde Batman, Mardin, Siirt, Van'da olmazdım. Buralara gidiyoruz. Sayın Başbakan zaten tamamını dolaşıyor. Kaldı ki bu süreci ta Başbakanlığım dönemimde başlatan biziz" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çözüm Süreci'ne, "Demokratik Açılım"la başladıklarını anlatan Erdoğan, daha sonra "Milli Birlik ve Kardeşlik" projesi diyerek devam ettiklerini, üçüncü olarak da "Çözüm Süreci" adının verildiğini, bu yönde devam ettiklerini ifade etti. "Frene basmak" diye bir şeyin söz konusu olmadığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Fakat Çözüm Süreci'ni inkıtaya uğratma gayreti içine girenler olursa o zaman tabii ki hükümetle oturacağız, tüm bunları B planı ne olabilir, C planımız ne olabilir, bunları da konuşacağız tabii ki. Çünkü bu işi çözmek durumundayız, halletmek durumundayız" ifadelerini kullandı.

DOLMABAHÇE VE İZLEME KOMİTESİ SÜRECİ

"Dolmabahçe ve İzleme Komitesi olaylarına da karşı çıktınız. Kaygılarınız neydi Sayın Cumhurbaşkanı?" sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dolmabahçe ile ilgili olarak orada, o kişilerle, bir karenin içerisinde yer almayı, hükümetimiz için doğru bulmadım. Bana göre o kare, yanlış bir kareydi. Nitekim o karenin içinde olanlardan bir tanesi, dün akşam milletvekillerimizden bir tanesine, telefonla bağlanıyor, AK Partili milletvekiline 'konuşma lan' diyor. Bunlarla görüşme yapacaksınız, bu görüşmeleri yapın. Ama kalkıp da bunlarla aynı kare içerisinde yer almayı doğru bulmuyorum. Bulmadım. Benim dönemimde de bu tür görüşmeler olmuştur. Ama hiçbirisi, asla bir fotoğraf karesi olmamıştır." dedi.

"BİZİM İZLEME KOMİTEMİZ VAR; MİT ŞU ANDA BU İŞİ YAPIYOR ZATEN"

Çözüm Süreci kapsamında izleme komitesi kurulmasına yönelik çalışmalara ilişkin de Cumhurbaşkanı Erdoğan, " Çözüm Süreci'ndeki 'izleme komitesine' ilişkin de gelince. Ne demek 'izleme komitesi' ya. Bu ülkede 'izleme komitesi' devlet, kendi birimleriyle bunu yapar, onunla izler, dışarıdan sipariş kişilerle bunun izlemesi yapılmaz. Akil İnsanları kuran benim. Başlattık, yürüttük. Sağ olsunlar hepsi tüm Anadolu'yu dolaştılar. Bize bilgileri verdiler. Ama ondan sonra kalkıp da 'Biz onların içinden şunları şunları seçelim. Onlardan bir izleme komitesi...' Olmaz böyle bir şey. O zaman siz kendinizi inkar edersiniz. Devlet kendi varlığından vazgeçer. Bizim Dışişleri Bakanlığımız var İçişleri Bakanlığımız var, öbür tarafta Milli İstihbarat Teşkilatımız var, emniyet teşkilatımız var. Bütün bunların görev alanların içinde bu. Buralardan oluşturulacak olan komiteyle bu işler yapılabilir. Ta ki bu iş zaten şu anda da yapılıyor. 'Bizim, 'izleme komitesi yok' diye bir şey yok. Şu anda 'izleme komitemiz' var zaten. MİT ne işe yarar. MİT şu anda onu yapıyor zaten. Bunun yanında bütün bilgileri MİT kiminle paylaşıyor? Benimle paylaşıyor, Başbakan'la paylaşıyor, emniyet teşkilatıyla paylaşıyor, hepsiyle paylaşıyor. Bunu böyle yürütüyoruz" diye konuştu.

"BU VATAN VE MİLLETTEN YANA MI OLACAĞIZ, YOKSA MUSLUKLARDAN KAN AKITANLARDAN YANA MI OLACAĞIZ?"

"HDP'ye çok ağır eleştiriler yöneltiyorsunuz, Selahattin Bey için kanlı dediniz…" değerlendirmesi üzerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Nedir benim yönelttiğim ağır eleştiri? Yani kusura bakmayın şimdi. Kalkıp da siz milleti 6,7,8 Ekim'de sokağa dökeceksiniz... Sokağa kim davet etti? O değil miydi? Sokağa döktükten sonra 50 kişi ölecek. Bu nedir? Kan değil mi? Başında olduğu partinin belediyesi musluklarından kan akıtacak, bu kan değil mi? Allah aşkına, burada herkes bu milletin evlatları olarak nerede durması gerektiğini belirlemesi lazım. Burada şu veya bu, yalpalama kaldırmaz bu işi. Burada biz, bu vatandan yana mı olacağız, bu milletten yana mı olacağız, yoksa musluklardan kan akıtanlardan yana mı olacağız? 50 kişinin ölümüne neden olanlardan, beşinci kattan o Yasin'i atıp onu öldürenlerden yana mı olacağız? Et dağıtıyor yahu bu çocuk, henüz 15 yaşında. Şimdi bunları ortaya getirdiğimiz zaman biz sert oluyoruz. Bizi tehdit edenler, ailemizi tehdit edenler, bütün bunlar çok yumuşak oluyor. Bunların konuştuklarını niçin kale almıyorsunuz? Ama kanlı işte. 50 kişi ölmüş, bunun 'lam'ı, 'cim'i yok ki. Tayyip Erdoğan'dan böyle bir şey duydunuz mu, böyle bir çağrı duydunuz mu, böyle bir davet duydunuz mu? Çözüm Süreci dediğimiz konu, bizim ortaya koyduğumuz bir süreçtir. Bu devam ediyor, devam edecek. Ama nasıl devam edecek? Bunlar, bu işin kurallarına uydukları sürece. Uymadılar mı kurallara? O zaman devletin görevi nedir? Gereğini yapmak değil mi? Elbette gereğini yapacaktır" diye konuştu.

Haksever'in "İmralı" ile temas olup olmadığına ilişkin sorusuna da Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Oldu mu, olmadı mı bilmiyorum. Olsa zaten gelir. Bu konuyla ilgili olarak da zaten hükümet, MİT ile bu süreci sürdürüyor ve sürdürmeye edecektir. Gerekli oluğu zaman MİT bunu yapar. Adalet Bakanlığı eğer milletvekillerinin gitmesi gerektiğine inanırsa zaten müsaade eder, bunları gönderir. Bugüne kadar bir sorun olmadı" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kürt kökenli vatandaşların Çözüm Süreci'yle ilgili tepkilerine ilişkin soruya cevaben de, "Vatandaş bir emniyet, güvence olduğu zaman mutlu. Bu ilk adımlar atıldığı anda hava çok çok rahattı. Şu anda endişeler var. Nedir endişeler? Diyorlar ki, 'özellikle sandık güvenliği olacak mı? Bizi tehdit ediyorlar' diyorlar. Çok manidar. 'Burada başka bir partiye oy çıkacak olursa, biz şunu yaparız, bunu yaparız' vesaire. Biz bu konuda çok çok samimiyiz. Düşünün olağanüstü halin kaldırılmasını bu ülkede kim sağladı? Biz sağladık. Daha geldiğimizde, Abdullah Bey'in ilk Başbakanlık icraatı oldu" diye konuştu.

"BENİM KÜRT VATANDAŞIM, BİR BAŞBAKAN'DAN 'KÜRT KARDEŞİM' İFADESİNİ İLK DEFA BENİMLE DUYDU"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti hükümetinin ilk icraatının olağanüstü hali kaldırmak olduğunu kaydederek şunları söyledi: "O zaman ben partinin başındayım, Abdullah Bey Başbakan. Çünkü onlar bunu istiyorlardı. Ama bununla kaldık mı? Ret, inkar, asimilasyon, bütün bu politikaları ayakların altına alan biz olduk. Annesi cezaevindeki oğluyla Kürtçe konuşamıyordu. Konuşuyor. Kürtçe yayın yapan televizyonu kurduk. Benim dönemimde bunu kurduk. Niye? Dedik ki, 'İletişim artık artsın'. Altyapı, üstyapı bütün yatırımlara o bölgelerde girdik. Dışlamadık oraları. Ayrımcılığa asla taviz vermedik. Benim Kürt vatandaşım, bir Başbakandan 'Kürt kardeşim' ifadesini ilk defa benimle duydu. Bu süreci biz böyle geliştirdik. Bu noktaya geldik. Bundan sonraki süreçte de bizim herhangi bir olumsuz bir yaklaşımız yok. Temenni ederiz ki mesafe alırız."

"PARALEL YAPI, İNSANIMIZIN VE ÜLKEMİZİN GELECEĞİNİ ACIMASIZCA ÇALDI"

Paralel Yapı'yla mücadeleyle ilgili soruya da Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yargıda olan bir süreç ama hassasiyetle devam ediyor. Bilinen bir şey var ki sadece KPSS değil, bütün sınavlarda buna benzer olayların olduğu çok açık ortaya çıktı. Bu konuyla ilgili olarak da olayın kimlerden, nasıl, hangi süre içinde elde edildiği veya dağıtıldığı. Çünkü bir ailede bakıyorsunuz, karı-koca aynı puanı alabiliyorlar. ya da birincisinden giriyor çok farklı bir şey, ama daha sonra çok yüksek puanlar alabiliyorlar. Yargı süreci içinde. Çok ciddi olarak ele alınmış durumda. Başbakanlığım döneminde de bir ifade kullanmıştım. 'Bunların inlerine gireceğiz' diye. Şu anda bu işi bu yönüyle başarmış vaziyetteyiz. İnlerine girildi. Bir kısmı kaçıp yurt dışına gidiyor. Bölge imamları var, kurum imamları var. Hepsi şu anda kaçıyor. Kimi Avrupa'nın değişik yerlerinde, kimi Orta Asya'da, kimi Pensilvanya'da. Hepsi kaçıyor. Tamam da, nereye kadar kaçacaklar? Biz de Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bunların takipçisiyiz. Bunlar insanımızın, ülkemizin geleceğini çaldılar ve bunu acımasızca yaptılar. ve bu süreç içinde 'biz bunu ne kadar minimize edersek, o kadar ülkemizin, milletimizin ve insanımızın karı var' diye düşünüyoruz. Şuanda da bu süreç hızla devam ediyor. Her an her şey olabilir. Çünkü emniyetin, yargının takipleri var. Dolayısıyla bu çıkacak neticeler de milletimizi daha da ferahlatacaktır. Buraya bir şey özellikle dikkat ediyoruz. Yeter ki buralarda hukuktan taviz vermeyin, her şeyinizi hukuk içinde sürdürün. Çünkü hukukun üstünlüğü bizim için önem arz ediyor. Bunlar, 'Yavuz hırsız, ev sahibini bastırırmış' kabilinden mantıkla, anlayışla, Hükümeti ve Cumhurbaşkanlığını zan altına sokmaya çalışacaktır. Bunları da biliyoruz" cevabını verdi.

İki polis için böcek davasında şikayetini geri almasının nedeni ne ilişkin soruya cevaben de Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu konuda avukatlarım çalışmaları, değerlendirmeleri yaptılar. Sonra bana aktardılar. Ben de dedim ki 'Sizler bu konuyu bu şekilde uygun görüyorsanız, çekin'. Arkadaşlar da bunu çektiler" yanıtını verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Paralel Devlet Yapılanması ile ilgili ana davada tanık olmasına ilişkin bir soruya da "Şu anda illa benim gitmem gerekiyorsa, ayrı bir konu da. Avukatlarım o işi zaten görüyorlar" dedi.

"PARALEL YAPI MUHALEFETLE SEÇİM İTTİFAKI YAPIYOR"

Paralel Yapı'nın muhalefetle seçim ittifakı yaptığı iddiasına ilişkin olarak da Cumhurbaşkanı Erdoğan, "O kesin. Şu anda yaptıkları açıklamalar. Bunların önde gelen isimlerinin yaptığı açıklamalar. Meydanlarla takındıkları tavırlar. Bunların hepsi çok açık, net. Hükümetle ciddi bir cebelleşme içindeler. Durumu açık net, zaten görüyoruz. Hatta şahsımla ilgili yine aynı şekilde şeyleri var. Onlar bunu yaptıkça bizim de eyvallah edecek halimiz yok. Şuanda mesela bölücü örgütle, Ermeni lobisiyle münasebetleri var. Bunlar açık bilgi olarak bizde var. Hatta belgeye dönüşenleri de var. Diyarbakır Belediyesi'yle ilgili konu artık ayyuka çıkmıştı. Belgelenmiş bir konuydu. Bunlar bu süreçte farklı bir şekilde devam ederek, oyların istikametini dahi belirlemiş durumdalar" diye konuştu.

"PARALEL YAPI, MAALESEF HUKUK TANIMAZ BİR SÜRECİN BAŞLATILMASINA NEDEN OLDU"

"Yargıya güven konusunda yapılması gerekenler var mı?" sorusuna ilişkin de Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu süreç farklı bir süreç. Bir defa bunlar gerçekten yargıyı felç etmişler. Hükümetimiz dönemi muhakkak ki bizim de az çok eksiklerimiz olmuş olabilir. Bütün bunların içinde görünen bir gerçek var ki, bunlar hukuk tanımaz bir sürecin maalesef başlatılmasına neden oldular. Bu süreç içinde bu gelişmeler gerçekten hukukta yeni yeni bazı adımların atılmasının da gereğini ortaya koyuyor. Yani şimdi yasaların düzenlenmesi veya yeni bir Anayasa dememizin altına zaten bu yatıyor. Anayasal noktada sıkıntı olmamış olsa, böyle bir adım atmaya gerek yok. Yeni bir Anayasa kurulacak ki, yasaların tazmininde de farklılıklar ortaya çıksın. Bunlara gelince, bunların durumu farklı. Bunlar da iki önemli müessese var. Bir ağabeyler, iki imamlar. İmamlar öndedir, ağabeyler yakın markajdadır. Bunlarla beraber sürüyor bu iş. Oradaki diyelim ki 'daire başkanına sorayım' demiyor. 'Ağabeye sorayım ya da imama da sorayım' diyor. İmam zaten oranın tamamının sorumlusu. Hele hele bir oradaki teşkilatlanmayı da istedikleri gibi yaptıysalar, mesele yok zaten. Tabi bütün bunlarla beraber vatandaşla olan ilişkilerle her türlü suistimal maalesef ortaya çıktı. Şimdi bunlar dağıtıldı diyebilirim. Buna doğru gidiliyor. Hukukta taşlar yerli yerine yavaş yavaş oturuyor diyebilirim" değerlendirmesinde bulundu.

BALYOZ DAVASI'NDA MAĞDUR OLANLARIN YÜKSEK ASKERİ ŞURA'DAKİ DURUMU

Önümüzdeki dönemde toplanacak Yüksek Askeri Şura'da Balyoz Davası'nda mağdur olanların durumunun düzelip düzelmeyeceği sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin belirli bir şerait içerisinde çalıştığını, şartlarının belli olduğunu ve bu şartlar içerisinde Yüksek Askeri Şura'ya giderken bunun öncesindeki aylarda da zaten puanlama, puantaj vesairelerinin yapıldığını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Balyoz Davası ve diğer davalar için yargının kararını verdiğini belirterek şunları söyledi: "Yargının verdiği karar çerçevesinde zaten atılması gereken adımlarda atılmıştır. Yüksek Askeri Şura'da ben bu noktada herhangi bir değişiklik olacağını zannetmiyorum."

"PARALEL YAPI'NIN TSK'YA SIZMADIĞI TEZİNİ DOĞRU BULMUYORUM"

Paralel Yapı'nın Türk Silahlı Kuvvetler'e sızdığı ve sayıların verildiği yönündeki söylemlere yönelik soruya da Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sayıların verilmesini doğru bulmuyorum ama Türk Silahlı Kuvvetleri'nde yoktur tezinin doğru olduğuna da inanmıyorum. Çünkü bunların sızmadığı yer yok. Bütün kurumlara sızdılar. Kendilerini kamufle etmesini gayet iyi biliyorlar. Dolayısıyla süre içerisinde zaten bunlar da ortaya çıkacaktır ve çıkıyor. Bu rakamları verenler neye dayanarak veriyor onu bilemiyorum ama yok ifadesini doğru bulmuyorum muhakkak vardır diyorum ama bu ne kadardır, nerededir bu ayrı konu. Onu biraz da zaman gösterecek diye düşünüyorum" dedi.

"MİLLİ SİYASET BELGESİ'NDEKİ İFADE SADECE 'PARALEL'E AİT DEĞİL; PARALEL DIŞINDAKİ ÖRGÜTLER DE OLABİLİR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Güvenlik Kurulu'nda, Milli Siyaset Belgesi'ne bu konunun girdiği ve bunun sonuçlarını kamuoyuna nasıl anlatacakları sorusu üzerine şunları söyledi: "Oradaki ifadede şu hassasiyet çok önemli. Milli güvenliğimizi oradaki ifade ulusal güvenliğimizi tehdit eden legal görünümlü illegal örgütler... Bu sadece 'paralel'e ait değil. Paralel dışındaki örgütler de olabilir. Bütün bunların hepsini kapsayan bir ifadedir. Bu ifade çerçevesinde zaman içerisinde bu tür şeyler yakalandığı zaman burada Milli Güvenlik Siyaset Belgesi bu iş için önemli bir belge veya kayıt. Buradan hareketle inanıyorum ki karar mercileri buraya dayanarak kararlarını vereceklerdir. Yoksa bu belge öyle sıradan bir belge değil. Bu belgede Milli Güvenlik Kurulu teklifini yapıyor, ondan sonra Hükümet de bununla ilgili olarak Bakanlar Kurulu kararını çıkarıyor ve tebliğ edilmesi gereken her yere de gerekli olarak bu tebliği yapıyor."

"USULSÜZ DİNLEMELER AJANLIKTIR, CASUSLUKTUR"

Usulsüz dinlemelere yönelik davalar kapsamında kriptolu telefonların dinlenmesi yönündeki soruya da Cumhurbaşkanı Erdoğan şu değerlendirmeyi yaptı: "Çankaya var, Anayasa Mahkemesi var... Ben gene iddialı söylüyorum; Silahlı Kuvvetler var. Her yeri dinlediler. Bu dinlediklerini daha sonra kendileri şantaj olarak kullandılar. Bakanlıklar var. Dışişleri Bakanımız o zaman Ahmet Bey'di, yine Genel Kurmay'dan bir arkadaşımız, MİT müsteşarımız hep beraber toplantıdalar; o toplantıyı dinliyorlar. Bunlar bu kadar ileri gittiler. Bunlar tamamen ajanlıktır, casusluktur. Bunları yaptılar. Aynı şekilde bakanlıklarla yapılan görüşmeler... Bunları dinlediler. Bunlar sıradan olaylar değildir." Cumhurbaşkanı Erdoğan, usulsüz dinlemelere yönelik yeni tedbirlerin alınıp alınmadığına ilişkin soruyu "Bunu zaman içerisinde göreceğiz. Ne denli hallolduğunu şuanda kesin bilemem. Şimdilik iş güvende gidiyor ama var mı yok mu olaylar sudur ettiğinde bunları göreceğiz" diye cevapladı.

"MURSİ'YE VERİLEN İDAM CEZASI KONUSUNDA BATI SINIFTA KALMIŞTIR"

Mısır'da darbe ile görevinden uzaklaştırılan seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi hakkında verilen idam cezası konusunda uluslararası girişimlerin olup olmayacağı yönündeki soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda kendisinin yakın çalışma arkadaşlarının çeşitli girişimlerde bulunduklarını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, meydanlarda onların duyması için haykırdıklarını belirterek, "Duyuyorlar da. Bunu kendi aralarında konuşuyorlar da. Burada eğer demokrasi diyorsak ve demokrasiye de inanıyorsak; o zaman demokrasi diyenlerin her şeyden önce Mısır'daki bu yapılanlara karşı tavır koymaları lazım. Eğer koymuyorlarsa ben onların demokratlıklarından şüphe ederim. Şuana kadar sadece soyut ifadelerle yaklaşıyorlar. Somut yaklaşmıyorlar. Öznesi belli olmayan ifadeler kullanıyorlar. Öznesi belli olmayan bir ifadeyi kullandığınızda bu nereye gider belli mi? Belli değil. Bakıyorsunuz bazen de böyle endişeyle izliyoruz. Bu çok çirkin bir şey. Bunu kendi damarlarına veya kendi sinir uçlarına basıldığı zaman öyle bakmıyorlar, o zaman farklı yaklaşıyorlar. Dünyanın değişik yerlerindeki ülkelere yaklaşım tarzlarını biliyoruz, nasıl yaklaştıklarını biliyoruz ama Mursi meselesinde düşünün yüzlerce insan orada idama mahküm oldu ses yok. 4 bin kişi şu anda aynı şekilde yargılanıyor. 40 bin kişi cezaevlerinde. Bence Batı dünyası bir defa bu olayda sınıfta kalmıştır. Mısır'daki darbe girişimine yaklaşımı bırakın ondan sonraki süreçte de yaklaşım tarzları farklıdır. İşte Amerika'da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda tutmuşlar bizi aynı masaya koyuyorlar. Ben böyle bir masaya oturabilir miyim? Bu benim için zuldür ve oturmadım, yarın da oturmam, öbür günde oturmam. Niye? Bu kendime saygısızlık olur. Ben bu makama geldiğim süre içerisindeki bu tür oluşumlarla ilgili hassasiyetimi korumaya devam edeceğim" diye konuştu.

"DEAŞ, EL KAİDE VE PKK; HEPSİNE KARŞI GÜVENLİK GÜÇLERİMİZ MÜTEYAKKIZ DURUMDADIR"

Türkiye'nin DAEŞ konusunda, kırmızı bir çizgisinin olup olmadığı yönündeki soruya da Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle cevap verdi: "Bizim DEAŞ ve El Kaide dahil bütün terör örgütlerine karşı PKK vesaire hepsine karşı bir defa zaten güvenlik güçlerimiz müteyakkızdır, en üst düzeyde gerekli tedbirlerini almıştır. Gerek sınırlarda, gerek içeride ne gerekiyorsa bu yapılmıştır, yapılmaya da devam edecektir. Bu konuda bizim taviz vermemiz asla mümkün değil. Atılacak adım neyse bunu atarız. Şu anda tabi gerek Irak'ta, gerekse Suriye'de ki olaylarda dikkat ederseniz her ikisinde de rejim kaynaklı oluyor bu işler. Yani rejim bir şeyi sağlam tutmuyor. Burada başka oyunlar oynanıyor. Dikkat çeken yanı bu. Orada da bir üst akıl var. Onun için Türkiye kendi kararını kendisi vermek suretiyle müteyakkızdır. Bütün sınır bölgelerimizde her türlü tedbirimiz yerindedir ve yaklaşık 14 bin civarında Türkiye'den Suriye'ye giriş yapmak isteyenlere giriş yasağı vardır ve bin 400, bin 500 kadar da ülkesine gönderilmiştir. Özellikle Suriye konusunda Amerika Dışişleri Bakanı 'eğit-donat konusunda mutabakat başladı."

SURİYE'DEKİ SORUN: "TÜRKİYE KENDİ GÖBEĞİNİ KENDİSİ KESECEK; AMA DİĞER ÜLKELERLE NATO'DA DA BERABERİZ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Amerika'nın politikasında, sizin istediğiniz yere gelme konusunda bir değişiklik görüyor musunuz?" sorusuna da şu anda Amerika'da Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında o noktada bir sıkıntı olduğunu belirterek, "Bakıyorsunuz ki bir bölümünün düşünceleri bizimle tam dört dörtlük uyuşuyor. Şu anda biz Obama yönetimiyle ancak eğit-donatta uyuşabildik. Uçuşa yasak bölge ve güvenli bölge olayında anlaşamadık. Halbuki bunların olması lazım" dedi. Bu konuda Suudi Arabistan ile mutabık kalındığına da işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu: "Körfez ülkelerinden Katar, onlarla mutabıkız. Bu tür bir adımın atılması noktası çok çok önem arz ediyor. Rusya'nın buradaki yaklaşımı farklı. Bakıyorsunuz öbür tarafta, İran'ın yaklaşımı farklı. Fakat öyle veya böyle Rusya'nın buraya sınırı yok. İran'ın buraya sınırı yok. Ama burada bizim sınırımız var. Bizim bugün sadece 950 kilometre civarında Suriye sınırımız var. Öbür tarafa gidiyorsunuz yaklaşık 300-350 kilometre Irak sınırımız var. Bütün bunlar bu kadar açık, net ortadayken, Türkiye tabii ki kendi göbeğini kendisi kesecek. Ama oralarda da biz NATO'da beraberiz. Beraber olmamız hasebiyle de Amerika'nın bizimle müşterek hareket etmesi, o da NATO'dan gelen bir görevdir. Bunun adımını da eğer zaten iş o safhalara gelirse beraber atılacak adımın gereği neyse o da atılacaktır diye düşünüyorum."

"KIBRIS'TA GARANTÖR ÜLKE OLMAKTAN DOĞAN HAKLARIMIZI HİÇBİR ZAMAN BIRAKAMAYIZ"

Haksever'in, "Daha önce bu konu gündeme gelmişti, Kıbrıs. Ama iki liderin buluşması, iki tarafa geçmeleri. Sanki müzakereler öncesinde bir ılımlı hava esiyor. Bu kez müzakereler ilerleyebilir mi?" şeklindeki sorusuna cevaben Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Mustafa Bey'in Türkiye ziyaretinde bunları kısmen konuştuk. Malum, 11 Şubat olayı vardı bizim, 12 maddelik bir olay. 12 maddeye, o zaman Anastasiadis olumlu bakmış, 'Evet' demişlerdi. Fakat sonra bundan geri adım attılar. Bu çok önemliydi. Çünkü konuyla ilgili olarak o zaman BM Genel Sekreteri'nin de o sürece bakışı olumluydu bugün de o çerçeveye olumlu bakıyorlar. Şu anda belki Sayın Akıncı ile Anastasiadis arasındaki olay bir peşrev olabilir. Temenni ederiz ki bu çözüme giden bir yol olur. Bunları hep konuştuk. Bu görüşmelerde olumlu bir netice çıkarsa artık Kıbrıs bir sorun olmaktan çıkmış olur. Bu da tabi gerek Kuzey Kıbrıs'ı, gerek Güney Kıbrıs'ı böyle bir şeyde, iki kurucu devlet esaslı bir yapıyla burada böyle bir adım atılmış olur ki, hayırlı olur. Bu bizim temennimizdir. Ama şunu açık, net söylemek zorundayım, biz hiçbir zaman garantör ülke olmaktan doğan haklarımızı bırakamayız" diye konuştu.

"AB, KIBRIS KONUSUNDA ADİL BİR YAKLAŞIM İÇİNDE DEĞİL"

Kıbrıs sorununa ilişkin Haksever'in, "Garantör devletleri bir yere bırakıp, AB'yi garantör konumuna koyma havası esiyor gibi" değerlendirmesi üzerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmeyi yaptı: "O adil bir yaklaşım değil. Bunu kabul etmek kesinlikle mümkün değil. Çünkü AB, bir defa kendi üzerine düşen görevi yerine getirmedi ki. Onun biz adaletine nasıl güveneceğiz? Kaldı ki zaten böyle bir hakkı yok. Burada üç ülkenin garantör ülke olma hakkı var, hakkı zaten, İngiltere, Yunanistan, Türkiye. AB'nin böyle bir hakkı yok. AB, Kuzey Kıbrıs'ın bir defa mali noktadaki bazı haklarını kendisine vermiş değil. Mesela biz, İsviçre'de yaptığımız o toplantılarda bile, o zaman AB adına Verheugen katılmıştı o toplantılara, o toplantılardan sonra çıkan neticeye bile AB gerekli desteği veremedi. Güney Kıbrıs'ı AB'ye alırken, 'Burada ne yapacaksınız' dediğimizde, 'Gereken neyse bunu yapacağız' diyerek, gerekeni yaptılar, Annan Planı'na 'Hayır' dediği halde Güney Kıbrıs'ı aldılar, ama Kuzey Kıbrıs'ı almadılar. Bu gerçekleri biz unutamayız ki. Onun için burada bir defa her şeyi sağlama bağlamak durumundayız ki, Kuzey Kıbrıs'taki kardeşlerimizi, soydaşlarımızı kalkıp da onlara yedirmemeliyiz."

İSTANBUL'UN FETHİ'NİN 562. YILINA İLİŞKİN PROGRAM

İstanbul'un Fethi'ne ilişkin programa yönelik soruya cevaben de Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkelerin önemli günlerinin, o ülkelerde birliği, beraberliği, dayanışmayı, belli bir milli heyecanı adeta tahrik ettiğini, bunların da tarihten gelen heyecanlar olduğunu söyledi. 18 Mart Çanakkale kutlamalarını örnek gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu kutlamaların her yıl yapıldığını, ama bu yıl 100. yıl dönümü olması nedeniyle çok daha farklı gerçekleştiğini vurguladı. İstanbul'un dünyanın en güzel şehirlerinden biri olduğunu, nüfusunun 15 milyona ulaştığını, son yatırımlarla farklı zenginlikler kazandığını, uluslararası finans merkezi olma noktasında adımlar atıldığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yıl, fetihle ilgili yeni, farklı bir süreç başlatma kararı aldıklarını aktardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ordu Mehteri'nin 82 kişiden oluştuğunu, ancak fethin 562. yıl dönümünde 562 kişiden oluşan mehterin gösteriler yapacağını, bunun çok anlamlı ve muhteşem olacağını söyledi.

FETİH KUTLAMALARI PROGRAMI

Konuya ilişkin olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan şu bilgileri aktardı: "Azameti, mehterin çok daha farklı olarak oraya gelen yüz binlerce, milyonlarca insana yansıyacak. Yeri de önemli seçtik, Yenikapı, surların dibi, olayların olduğu yer. Yalnız bununla kalmıyoruz, çok ciddi bir protokol daveti var. Saat olarak da 17.30'u belirledik. Ben biliyorum ki daha erken saatlerden İstanbul halkı gelecektir. Çünkü o meydanda ilk mitingi yapmak bana nasip olmuştu, o zaman da hakikaten bir buçuk milyon insan gelmişti. Bununla da kalmıyoruz. Hava Kuvvetlerimizin Türk Yıldızları o gün gösteri yapacaklar. O da ayrı bir renk, heyecan katacak. Bugüne kadar defaatle seyrettiğim, hakikaten bu Türk Yıldızlarımız, bizlerde havacılığın nereye geldiğini, pilotlarımızın ne denli başarılı olduğunu göstermesi bakımından çok önemli. Çanakkale'de mesela, bu sene, gelen misafir devlet, hükümet başkanları, izleyince hepsi, tek tek akşam yemeğinde bana, 'Muhteşemdi' diyorlar. 'Tartışılır bir şey değildi' diyorlar. 'Bunu nasıl yapıyorlar?' diyorlar."

"BU YILDAN İTİBAREN İSTANBUL FETİH ŞENLİKLERİNİ ÇOK DAHA FARKLI VE ZENGİN KILALIM İSTİYORUZ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve valiliğin lazer ve havai fişek gösterilerinin her yıl olduğu gibi hava karardıktan sonra başlayacağını, gün içinde programlar olduğunu anlattı. Kutlamalarda İstanbul Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkanı ile Başbakan Ahmet Davutoğlu ve kendisinin de birer konuşma yapacaklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Böylece orayı inşallah zenginleştirmiş olacağız. Böylece, bu yıldan itibaren İstanbul fetih şenliklerini her yıl çok daha farklı, çok daha zengin kılalım istiyoruz. Çünkü bu gelecek nesilleri çok daha güçlü kılma noktasında, gençliğe şuur verme, heyecan verme noktasında çok çok önemli diye düşünüyorum" dedi.

Haksever'in "Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlığı dönemi arasındaki farkı" sorması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Başbakanlığı bulduğumuz yerde yaptık, 12 yıl orada bu işi yürüttük ve Türkiye'yi bire 3, bire 5 katlayarak bir yerlere getirdik ama Türkiye artık kabına sığmıyor? Cumhurbaşkanlığı makamıyla da Başbakanlık makamıyla da bakanlık makamlarıyla da sığmıyor. Dolayısıyla bunun her yönde gelişmesi lazım" dedi.

"İNSANI, BİLGİYİ VE PARAYI İYİ YÖNETMEMİZ LAZIM Kİ BAŞARILI OLALIM"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İnsanı, bilgiyi, parayı iyi yönetmemiz lazım ki başarılı olalım" değerlendirmesinde bulunarak, bunlar yapılmazsa, başarının mümkün olamayacağını söyledi.

Beştepe'nin Cumhurbaşkanlığı, Çankaya'nın ise Başbakanlık makamı olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ben Başbakan'ken, sokakta başbakanlarla tören yapıyordum, böyle bir şey olabilir mi? Bu Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışır mı? Ama şimdi burada hem gelen devlet başkanlarını karşılamamız çok daha görkemli oluyor, Başbakanımızın da Çankaya'da başbakanları karşılaması çok daha görkemli oluyor. Gelen insanlar, onlara yapılan ikramlarda... Mesela Başbakanlıktayken, orada bizim ikram için herhangi bir yerimiz yok, ya otele kiraya gidecektik veya da Dışişleri'ne ait olan eski meclis binasının karşısındaki yerde verilebilirse orada verilecekti. Ama şimdi Çankaya'da artık o imkanlar da devasa denilebilecek şekilde var. Burada da ona göre yaptık. Buradaki de henüz daha yeterli değil" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, "yarı opera" denilebilecek bina, Ramazan'ın ortasına yetişmesi planlanan büyük bir cami, aynı anda 2 bin kişiye yemek verilebilecek çok amaçlı toplantı salonu, büyük sergi salonu ve 5 milyon cilt ulusal ve uluslararası kitapların yer aldığı kütüphanenin yapıldığını aktardı.

Konuşmasını sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan, yurt içi ve dışındaki vatandaşlara da şu çağrıda bulundu: "Bir şeyi özellikle hatırlatmak istiyorum: Buradan yurt içinde, yurt dışında tüm vatandaşlarıma sesleniyorum; özellikle oy kullanmayı kendileri için demokratik bir görev olarak telakki edip muhakkak oylarını kullanmaları lazım ve bunu adeta ülkemizin geleceği için önemsemeleri lazım. Hele hele yurt dışındaki kardeşlerimiz yıllarca bugünleri beklediler, oy kullanamadılar, biz bunu sağladık, ilk oyu Cumhurbaşkanlığı seçiminde kullandılar, fakat oran çok düşüktü, ama şimdi bunun çok daha yüksek oranlarda olması lazım. Yurt dışındaki vatandaşlarımızın da bu konuda hassas olmasını özellikle kendilerinden rica ediyorum. Süre doluyor, çünkü 30 Mayıs şu anda konsolosluklarda ve büyükelçiliklerdeki oy kullanma, havaalanlarında devam edecek, o ayrı bir konu. Bu konuda da çok hassas olmaları lazım, çünkü milletin iradesi bizimi için çok çok önemli ve milletin iradesinin egemen olduğunu ben diyorum ki 7 Haziran'da hep birlikte gösterelim yurt içinde, yurt dışında."

Demirören Haber Ajansı - Son Dakika Haberleri

Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği, Çözüm Süreci, Vatikan, Politika, Güncel, Haber

title