Seedorf: "Kamerun’a bir miras bırakmak istiyorum"

Bu röportaj, FIFA.com sitesinden alınarak çevrilmiştir.

Seedorf:

Bu röportaj,
FIFA.com
sitesinden alınarak çevrilmiştir.






Oyuncu olarak dünya futbolunun en üst seviyelerinde mücadele etmiş olan Seedorf, bugünlerde teknik direktörlük kariyerinin en büyük sınavına hazırlanıyor. Ağustos 2018’de Kamerun Milli Takımı’nı devralan Hollandalı, 2019 Afrika Uluslar Kupası’nda son şampiyon “Yılmaz Aslanlar”ın başında olacak.

2018 Dünya Kupası’nı es geçen Kamerun, Afrika Ulusular Kupası Elemeleri’nde Fas, Malavi ve Komorlar ile birlikte B Grubu’nda yer almıştı. Fas 11 puanla grubu lider bitirirken, Fas’la aynı puanı alan Kamerun genel averajda geride kalarak grubu ikinci bitirmiş ve 2019 Afrika Uluslar Kupası’nda yer almaya hak kazanmıştı.


Clarence, bu senin milli takımlar düzeyindeki ilk teknik direktörlük görevin, ilk dokuz ay senin için nasıl geçti?


Elemelerde son anda her şeyin değişebileceği bir grupta yer aldık. Son maçta Komorlar’ı yenmek zorundaydık ve bunu başardık. Komorlar galibiyeti o ana kadar ürettiklerimizin bir sonucuydu. Elemeleri kupanın favorilerinden Fas’la aynı puanda bitirmiş olmak performansımız ve gelecek maçlara nasıl hazırlandığımızla ilgili çok şey söylüyor.


Önceden belirlenen ev sahibi ülke Kamerun’du. Fakat sonradan Kamerun Federasyonu’nun erteleme talebiyle organizasyon Mısır’a verildi. Ev sahibi değişikliği sizi zor bir pozisyona soktu. Elemelerin son maçı için takımı yeniden motive etmen gerekti mi?


Oyuncularıma daha ilk günden grubu ilk sırada bitirmek istediğimi söylemiştim. Her maça ve antrenmana ciddi yaklaşmaları, her maçta en iyisini vermeleri gerektiğinin farkındaydılar. Bu, dokuz aydır yaratmaya çalıştığımız bir felsefe. Son iki maçımız olan Brezilya ve Komorlar karşılaşmaları da bunun bir göstergesi. Fiziksel ve mental olarak hazır olduğumuzu gösterdik.



Real Madrid gibi takımlarla da adın anıldı fakat Kamerun görevi farklı bir yöne doğru gittiğinin göstergesi. Göreve başlama sürecinden bahseder misin?


Tabii ki isminizin Real Madrid gibi kulüplerle yan yana gelmesi büyük bir onur. Fakat bir takımı, kulüpte geçirilen sezon öncesi kamplarının aksine birkaç gün içinde hazır hale getirmek büyük bir meydan okuma. Kamerun, tarihsel açıdan baktığınızda Afrika’nın en güçlü takımlarından biri ve 2018’de Rusya’da olamamak onlar için büyük bir hayal kırıklığıydı. Sonuç olarak bu ekibi yeniden inşa etmek ve uluslararası düzeyde Kamerun’a yeniden saygınlık kazandırmak için bu görevi devraldım. Şimdiye kadar gösterdiğimiz birkaç harika performansla da bunu yapabileceğimizi gösterdik.


Birçok ülke Mısır’dan altın madalyayla ayrılmanın planlarını yapıyor. Sence Kamerun şampiyonluk unvanını koruyabilecek mi?


Bunu tabii ki yapabiliriz. Şu anda iyi durumdayız ve her şey pozitif. Bunu sahaya da yansıtabilmeliyiz. Şunu söyleyebilirim ki Mısır’da kimse Kamerun’a karşı rahat bir maç oynamayı beklemesin.


Dünyanın çeşitli yerlerinde futbol oynadın ve antrenörlük yaptın. Afrika’da takım yönetmek nasıl bir deneyim?


Aynı Brezilya’da olduğu gibi, futbolculara çok fazla ilgi var. Oyuncular ülkedeki insanlar için çok fazla şey ifade ediyor. Onları rol model olarak görüyorlar. Maç başladığında ülkede hayat duruyor. Fakat futbol elbette küresel bir dil. Nereye giderseniz gidin işler aşağı yukarı aynı şekilde ilerliyor.


Fas, Kamerun gibi tanınmış futbol ülkelerini ve Komorlar, Malavi gibi daha küçük ülkeleri görme fırsatın oldu. Bu ülkelerde oynadığınız futbolla beğeni kazandınız. Yeni futbol kültürleri keşfetmek nasıl bir deneyim?


Kültürleri keşfetmenin yanı sıra sonunda Afrika’yı görme, hissetme ve yaşama fırsatı buluyorum. Burada hâlâ birçok problem var fakat potansiyel, yetenek ve enerji fantastik bir seviyede. Bu ülkeleri keşfetmek, Afrika’nın birçok ülkesini ziyaret edebiliyor olmak ve burada çalışmak bir ayrıcalık.


Tüm bunları 25 yıllık bir futbol geçmişiniz olan Patrick Kluivert’la birlikte yapıyorsunuz. Bu bağ kulübeye nasıl yansıyor?


Her şey çok güçlü bir ikili olduğumuzu keşfetmemizle başladı. Birbirimizi anlıyor ve tamamlıyoruz. Bu gerçekten de olmasını istediğimiz uyum. Patrick’le çalışmak olağanüstü ve ikimiz de bunun kalıcı bir birliktelik olabileceğini düşünüyoruz. Belki de önce Afrika’da ardından Avrupa’da büyük bir etki yaratmayı başarabiliriz.


Bu birliktelik, şu sıralarda sizin döneminizden sonraki en büyük Avrupa yürüyüşünü gerçekleştiren Ajax’ta başlamıştı. Onları Avrupa futbolunun köklerini yeniden keşfederken görmek neler hissettiriyor?


Bu seviyelere çıkan yeni kulüpler ve oyuncular olması futbol için her zaman iyi bir şey. Tabii ki kulübün DNA’sı ve tarihi her zaman önemli. Ajax deneyimli ve genç oyuncuların harika bir bileşimi. Bu birliktelik genç oyuncuların sahada iyi performans göstermesini sağlıyor. Şu anki Ajax bizlere yeniden Amsterdam tadı veriyor ve buna bayılıyorum.


Ajax’ın genç yetenek potansiyeli Hollanda Milli Takımı’nı da besliyor. Hollanda’nın son zamanlardaki çıkışı hakkında ne düşünüyorsun?


Bence antrenörlük anlamında hâlâ yapılması gereken çok şey var. Genç oyuncuların sivrilmesi için doğru ortamı yaratmak, sahaya yansıyacak pozitif bir bağlılık yaratmak, oyuncuları hem rekabetçi hem de birbirlerine destekçi biçimde tutmak önemli. Şu ana kadar gayet iyi bir iş çıkaran Ronald Koeman’la birlikte bu kavramlar geri gelmiş gibi hissediyorum. Her şey yerli yerine oturmuş görünüyor. Umarım Ajax ve milli takım arasındaki bu bağ sürekli olur. Önümüzdeki yıllarda neler olacağını göreceğiz.


2010 ve 2014 Dünya Kupaları’ndaki ikincilik ve üçüncülüğün ardından son yıllarda yaşanan bu sert düşüş sürpriz miydi?


Öncelikle bir planınız ve sizi doğru yöne götüren bir antrenör ekibiniz olmalı. Birkaç sene önce bunlara önem verildiğini düşünmüyorum. Bazen başarılar sizi kör eder ve gerçekleri görmenize engel olur. Bana kalırsa Louis Van Gaal 2014’te oralara gelmesi beklenmeyen bir takımla müthiş bir işe imza attı.


Fransa 98’de senin ve Ajax’tan arkadaşlarının yer aldığı takım oldukça heyecan vericiydi. Geriye dönüp baktığında o turnuvanın kaçırılmış bir fırsat olduğunu düşünüyor musun?


Şimdiye kadar Hollanda mantalitesi kazanmaktan ziyade iyi oynamakla daha çok ilgiliydi. Bu benim her daim eleştirdiğim bir şeydi çünkü geliştirilmesi gerektiğine inanıyordum. Ajax’la ilgili hoşuma giden şeylerden biri de bu. Zora düştüklerinde iyi görünmeyi o kadar da umursamıyorlar. Yeri geldiğinde topu şişirebiliyor ve hatta doğrudan stadyumun dışına gönderebiliyorlar. Bu şekilde pratiklik de kazanıyorlar.

Herkes etkileyici futbol oynamayı ister fakat İtalya’nın dört Dünya Kupası varken Hollanda’nın bir tane bile yok. O zaman gerçek nerede yatıyor? Sahip olduğunuz futbol felsefesini de göz önünde bulundurduğunuzda tercihiniz nedir? Tabii ki kimlikler değişmemeli, iyi futbol oynamalı ve kendi felsefenizi yansıtmalısınız. Fakat bazen rakibiniz bunu yapmanıza izin vermeyebiliyor. Bu durum karşısında bulunacak çözüm Hollanda futbolu için gelişimin anahtarı olacaktır.


Çeviren: Arda VATANSEVER