Haberler » Spor » Luis Scola ile Türk kahvaltısı, basketbola başlama hikayesi ve oyuna olan aşkına dair - Spor

Luis Scola ile Türk kahvaltısı, basketbola başlama hikayesi ve oyuna olan aşkına dair

Olimpia Milano, Anadolu Efes’le karşılaşacak olan birçok takımın yaptığı gibi, İstanbul’un genel yapısının aksine sakinliğiyle huzur veren Yeşilyurt’ta kalmaya karar vermiş.

Luis Scola ile Türk kahvaltısı, basketbola başlama hikayesi ve oyuna olan aşkına dair

Olimpia Milano, Anadolu Efes’le karşılaşacak olan birçok takımın yaptığı gibi, İstanbul’un genel yapısının aksine sakinliğiyle huzur veren Yeşilyurt’ta kalmaya karar vermiş.

Saat 09:01, yer Renaissance Polat Hotel. Lobinin kafe kısmında dört silüet dikkat çekiyor: Keifer Sykes’la telefondan bir şeyler izleyen Sergio Rodriguez, tek kişilik koltukta kitap okuyan Kaleb Tarczewski ve Skype’tan İtalya’daki ailesiyle konuşup aynı zamanda bir bardak çayı bitiren Ettore Messina.

Messina iki bardak çayı bitirip üçüncüyü istediğinde garsona, bu çaylardan 12 paket istediğini ve hesabına yazılmasını söylüyor. Üçüncü bardak çayını içtikten sonra ise Skype’tan ailesiyle konuşarak lobiden ayrılıyor.

09:39. Normalde 10:45’te Luis Scola’yla yapacağım röportaj için bir saat erken geldiğimden, medya menajerleri Claudio Limardi’ye lobide olduğumu, fakat beklemenin benim için bir problem olmadığını belirten bir mesaj gönderiyorum. Gelen yanıt ise bir hayli heyecan verici: “Aşağıda kahvaltıdayız. Gelebilirsin.”

“Tam buğdaylı ekmek, peynir çeşitleri ve Türk çayı İstanbul’a yemekten en fazla keyif aldığım şeyler.” diyor Luis Scola, “Maç sabahları karbonhidrat ağırlıklı bir kahvaltı ediyorum. Tam buğday ekmeğin protein ve karbonhidrat dengesi çok iyi olduğu için onu tercih ediyorum. Ve tabii ki kızarmış olarak... Kızarmış ekmek çok güzel bir şey. Ama Türkiye’deyken maç günleri dışında da bol bol kızarmış ekmek, beyaz peynir ve Türk Çayı tüketiyorum. Bunlar harika!”

Scola kahvaltısına devam edip dört bardak çayı içerken Limardi, “Bence bu kadar kafein almamalısın.” diyerek Arjantinliyi uyarıyor. Scola gibi kızarmış ekmek tüketimini aşırıya kaçıran ve ana tercihini omletten yana kullanan Limardi, bana ne istediğimi soruyor. Kahvaltı ettiğimi ve yalnızca çayın yeterli olacağını söyleyip teşekkür ediyorum.

39 yaşındaki oyuncu, sezona çok iyi başlayan fakat daha sonrasında düşüşe geçen takımı hakkında, “Avrupa’da sezon çok uzun, endişelenecek bir şey yok. Bence birkaç maç sonra galibiyet serisi yakalayacağız. Ettore’nin bilgisi ve kadro kalitemiz bunu başarabilecek seviyede.” diyor.

San Antonio Spurs’te Gregg Poovich’in yardımcılığını yapan Messina’yla tecrübeli hoca hakkında sürekli konuştuklarını söylüyor: “Messina ve ben önemli maçlardan bir gün önce rakibimizin analizini yapıyoruz. Popovich, video asistan koçlarına güvense de önemli maçlardaki analizi asistanlarının yapmasını istiyormuş. Buna benzer bir şey uygulamaya çalışıyoruz. Bildiğin gibi o, işinin en iyisi.”

Röportaj öncesinde biraz daha bekleyemeyip en çok merak ettiğim konu olan emeklilikten bahsediyorum. Son dilim ekmeğini yiyip telefonuna gelen mesajı yanıtladıktan sonra, “Emekli olmak mı? Hayır, şu an kendimi çok iyi hissediyorum. Sanırım en az üç yıl daha oynayabilirim. Maç gecesi biraz sancılı geçiyor ama genel anlamda formdayım.” demecini veriyor.

Kahvaltı bittikten sonra yukarıya doğru çıkarken Bay Limardi’ye takımdan ayrı kahvaltı etmelerinin nedenini sorduğum zaman, “Bir problem yok. Ben dışarıda birkaç işle ilgileniyordum. Scola ise eşi ve çocuklarıyla görüntülü konuşuyordu. Bu tarz stresli maç günlerinde kamp saatlerimizi biraz daha bireysel kullanıyoruz.” yanıtını veriyor.

Lobideki bara geri dönerken Scola ilk olarak lavaboya uğruyor. Ardından sponsorunun kendisine tahsis ettiği tişörtü giyerek röportaja hazır hâle geliyor. Bay Limardi ise Messina’nın 12 paket çay sipariş ettiğini öğrenip birkaç paket daha sipariş ediyor. Daha sonrasında lobide kendimize ayırdığımız koltuklara oturup konuşmaya başlıyoruz.

Nasılsın?

Harika! Kış aylarının en soğuk dönemindeyiz fakat bugün hava güzel. Ayrıca harika bir kahvaltı ettim. Gayet iyiyim.

Kariyerinin başlarına dönelim. İlk profesyonel kulübün Ferro Carril Oeste’ydi. Orada basketbol oynamaya nasıl başladın?

Ferro, Buenos Aires’in en popüler kulüplerinden birisi. Basketbola olan ilgim, fiziğim ve oyun bilgim bu hobimi işe dönüştürmemi sağlayacak gibiydi. Bu nedenle en iyi kulübe gidip şansımı denemek istedim. Sonrasını biliyorsun. Böyle bir kariyer oluşturduğum için mutluyum. Ferro’ya gitmeden önce her gün parkta basketbol oynuyordum. İşi nedeniyle sürekli olarak ABD’ye giden bir komşumuz vardı. Her gelişinde bana birkaç maç kasedi getirirdi. Bir kasedi 20 defa izlediğimi hatırlıyorum. Basketbola âşık olmuştum.

Türkiye’deki çoğu kişi seni ilk olarak Tau Ceramica ve Arjantin Milli Takımı’ndaki performanslarınla tanıdı. O dönemlere dair neler söylemek istersin?

Benim için çılgın geçen günlerdi. 2004 Atina Olimpiyatları’nda altın madalya kazanmıştık. Aynı zamanda turnuvadaki MVP yarışını ikinci sırada tamamlamıştım. Ardından İspanya’ya dönüp sezon öncesi antrenmanlara başlıyor ve hem lig hem de Avrupa temposunu yaşıyordum. Taraftarlarımız inanılmazdı. O yıllarda takım ve birey olarak çok fazla başarı kazandım ama unutamadığım tek bir şey varsa, o da taraftarlarımızın desteğiydi. Hem Arjantin’de hem de Tau’da...

Sen Houston Rockets’ta oynarken Kevin McHale ve Kyle Lowry arasındaki anlaşmazlık herkesin bildiği bir şeydi. O dönemde neler oldu?

İkisi de birbirinden tamamen farklı insanlar. McHale, kafasındaki şeylerin tamamen yapılmasını isteyen değerli bir koç. Lowry ise biraz daha serbest kalıp yaratıcı olmayı seviyor. Aslında saha dışında birbirleriyle iyi anlaşıyorlardı. Hatta bir antrenmanımızda McHale, liderliği tamamen Lowry’ye verdi. O günün ardından ikisi video analizi yaptılar. Ama maç gününde ikisinin de karakterleri tamamen çatışıyordu. Egoları devreye giriyordu, ilginç bir ilişkileri vardı.

Daryl Morey ve Masai Ujiri gibi iki değerli genel menajerle çalıştın. Onlar hakkında neler düşünüyorsun?

Morey, Moneyball’un basketbol tanımı gibi. Saha içine ve dışına dair bütün rakamsal ifadeleri takımının verimini arttırmak için kullanıyor. Arena’daki tek bir plastik bardağa bile önem veriyor. Çünkü o plastik bardağın takımın bir parçası olduğunu biliyor. Saha içine fazla müdahale etmiyor ama oyuncu ilişkileri ve antrenör/kulüp dengesini harika ayarlıyor.

Ujiri ise biraz daha farklı biri. Çok agresif ve aklındaki tek şey kazanmak. Onu anlamak biraz zor. Kazanmak için bazı dönemler farklı mağlubiyetler alınması gerektiğini biliyor. Her zaman buna göre hareket ediyor. Bir keresinde ona Avrupa’daki genç bir oyuncudan bahsetmiş ve takımımıza transfer etmemizin iyi olacağını söylemiştim. Çocuğun iyi olduğunu fakat şut mekanizmasının takım sistemine aykırı olduğunu söylemişti. Dediğim gibi onu anlamak biraz zor ama hem Morey hem Ujiri harika basketbol insanları.

NBA’deki pace&space çağını nasıl yorumlarsın?

Pace&space, şu anda NBA’de olmamamın sebebi. Bu oyun anlayışına göre sahanın her iki yanında da çok hızlı olmanız gerekiyor. Çoğu kişi pace&space’i yanlızca üçlükler ve adam değişim savunmasıyla anlatmaya çalışıyor. Bence bu doğru değil. Pace&space’te atletizm, mobilite ve hızın önemi göz ardı ediliyor. Bir sonraki pozisyonu okuyup hamlenize karar vermeli ve hızlı bir şekilde müdahale etmelisiniz.

Ben üçlük ve savunma sertliği konusunda hâlen daha iyi seviyelerdeyim ama doğrusunu söylemek gerekirse atletizm ve tempo olarak NBA’e uygun değilim. Tabii bu yaz oradan teklif alırsam bunu değerlendirebilirim.

Arjantin’de doğdun ve orada basketbol oynadın. Ayrıca İspanya, ABD ve Çin’in ardından şimdi İtalya’da basketbol oynuyorsun. Üç yıl önce The Players Tribune’deki yazında basketbol ve kültürün öneminden bahsediyordun.

Kesinlikle! Basketbol ve kültür birbirinden ayrılmaması gereken iki şey. Her sporda olduğu gibi, basketbolda da tek amaç kazanmak. Ama bunun bir süreç olduğunu unutmamak gerekiyor ve o süreci doğru yapılandırabilmek için oynadığınız yerin basketbol kültürünü tanımanız şart. Mesela bazı ülkelerde insanlar hafta sonu zaman geçirmek için maç izlemeye geliyorlar, oyunun kuralları veya tekniği onları ilgilendirmiyor. Bazı ülkelerde ise olumsuz hava durumu, saat, maçın önemi gibi birçok etken geçerli değil. Yani her ne olursa olsun o maçı izlemeye yüzlerce insan geliyor. Ve hemen hemen hepsi kurallara ve teknik bilgiye oyuncular kadar hâkim. Bu grupları tanıyıp ona göre oynamanız lazım. Çünkü basketbol biz oyuncuların istediği her şeyi veriyor. Bunu paylaşmamız lazım. Böylece sporu her yere daha iyi bir şekilde yayabiliriz.

Ve Manu Ginobili... Onunla nasıl arkadaş oldunuz?

Arjantin’in genç milli takımındayken Brezilya’ya bir turnuva için gidiyorduk. Yolculuk sırasında bir şeye ihtiyacım olmuştu. Yanımda Manu oturuyordu, takıma yeni katılmama rağmen bana hemen yardımcı oldu. İlerleyen zamanlarda o benden bir şeyler istedi ve ben ona yardımcı oldum. Birbirimize karşı saygı ve güven duygularını besleyerek dost olduk. Manu guard, ben uzun olduğum için saha dışındaki uyumumuz saha içindeki öldürücü ikili oyunlarımıza yansıdı. Durdurulamazdık.

Bu arada, sadece Manu’yla değil Pepe Sanchez, Andres Nocioni ve Pablo Prigioni gibi şu an görüştüğüm sıkı dostlarımla o turnuvada tanıştım.

Manu basketbolu özlüyor mu? Onunla bu konu hakkında konuşuyor musunuz?

Bilmiyorum, bu konudan henüz bahsetmedik. Onunla genelde eğlenceli şeyler hakkında konuşuyoruz. Sanırım şu an gayet mutlu.

Basketbolun teknik kısmında en sevdiğin anlayışlar neler? Pick&roll veya ilginç hücum setleri, savunmada adam değişimi…

Bu soruya net bir yanıt vermem zor. Kariyerim boyunca neredeyse her sezon yeni hücum ve savunma setleri öğrendim. Oyun değişiyor ve değişime sizin de ayak uydurmanız gerekiyor. Bu nedenle tek bir hücum anlayışına bağlı kalmak yerine yüzlerce seti öğrenip uygulamaya çalışıyorum. Ama aralarında pick&pop sonrası penetre edip pas atmak ve blok yapmak en sevdiklerim.

Kendini saha dışında nasıl tanımlarsın?

Basit, hem de çok basit bir insanım. Yani motosiklete binip uzun yolculuklar yapmak veya dünyayı dolaşmak gibi bir hedefim yok. Tabii kitap yazmak gibi bir hedefim de yok. Sadece ailemle zaman geçirip onlarla şakalaşmayı, dışarı çıkmayı ve maç izlemeyi seviyorum. Bireysel olarak hâlen daha tek düşüncem basketbol. Bence oyunda keşfedemediğim onlarca şey var ve ben, neredeyse her gün onların ne olduğunu merak ediyorum. Formda kalıp basketbol oynamaya devam edebilmek için efor harcıyorum.

Beraber oynadığın oyunculardan en iyi beş kurabilir misin?

Kyle Lowry’i oyun kurucu olarak seçiyorum. Çünkü onun basketbol zekâsı ve oyun iştahı inanılmaz seviyelerde. Şutör guard olarak tabii ki de Manu Ginobili diyorum. Bence NBA’de hakkı yeteri kadar verilmeyen Avrupalılardan birisi. Kısa forvette Paul George ve uzun forvette David West. Bu ikili Indiana Pacers franchise tarihinin en iyi forvet ikilisi olabilir. Ve pivot olarak Yao Ming’i alıyorum.

Son olarak, eklemek istediğin bir şey var mı?

Umarım birkaç sene daha üst düzey seviyelerde basketbol oynayabilirim. Bu spora aşığım.


HABER YORUMLARI
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Manşet

Haberler