Erdoğan: İran Savaşı küresel ekonomiyi tahrip ediyor
"Akaryakıt fiyatlarında dengenin halen sağlanamadığı, enflasyonun dünyanın pek çok ülkesinde tırmanışa geçtiği, tedarik zincirlerindeki kırılmaların henüz tamir edilemediği, Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklığın aşılamadığı çok katmanlı bir belirsizlikle karşı karşıyayız. Dünyayı adeta bir tsunami gibi vuran bu şok dalgasının yol açtığı tahribatın boyutları tam olarak kestirilemiyor" - "Sıcak paraya hükmeden bir avuç vahşi kapitalist Afrika'dan Asya'ya Amerika'dan Latin Amerika'ya milyarlarca insanın boğazındaki lokmayı adeta gasbederek palazlanmakta, servetlerine servet katmaktadır. Orta ve alt gelir grubunun sofrasındaki ekmek giderek küçülürken, bunların hesap cüzdanları her gün kabarmaktadır" - "Bölgemizin ateş çemberinden geçtiği, gelişmiş ülkeler dahil kimsenin önünü göremediği, küresel sistemde yeni bir denklemin kurulduğu bir dönemde muhalefet de en az bizim kadar duyarlı hareket etmek, yerli ve milli bir duruş sergilemek durumundadır"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarına ilişkin, "Akaryakıt fiyatlarında dengenin halen sağlanamadığı, enflasyonun dünyanın pek çok ülkesinde tırmanışa geçtiği, tedarik zincirlerindeki kırılmaların henüz tamir edilemediği, Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklığın aşılamadığı çok katmanlı bir belirsizlikle karşı karşıyayız. Dünyayı adeta bir tsunami gibi vuran bu şok dalgasının yol açtığı tahribatın boyutları tam olarak kestirilemiyor." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki Kabine Toplantısı'nın ardından millete seslendi.
Tekirdağ'ın Çorlu ilçesindeki bir asayiş olayına müdahale ederken şehit düşen polis memurları Erkan Tütüncüler ve Emrah Koç'a Allah'tan rahmet dileyen Erdoğan, şehitlerin kederli ailelerine, yakınlarına, Türk Polis Teşkilatına ve millete baş sağlığı diledi.
Erdoğan, bugün Mersin'in Tarsus ilçesindeki silahlı saldırıda hayatını kaybeden 6 kişiye Allah'tan rahmet, 8 yaralıya acil şifa temennisinde bulundu.
Kabine toplantısında Terörsüz Türkiye sürecinden uluslararası güvenliğe, Irak, Somali ve Karadeniz'deki son gelişmelerden adalet gündemindeki konuları değerlendirdiklerini aktaran Erdoğan, 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırılarla başlayan krizin artçı sarsıntılarının birçok alanda devam ettiğine dikkati çekti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Akaryakıt fiyatlarında dengenin halen sağlanamadığı, enflasyonun dünyanın pek çok ülkesinde tırmanışa geçtiği, tedarik zincirlerindeki kırılmaların henüz tamir edilemediği, Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklığın aşılamadığı çok katmanlı bir belirsizlikle karşı karşıyayız. Dünyayı adeta bir tsunami gibi vuran bu şok dalgasının yol açtığı tahribatın boyutları tam olarak kestirilemiyor. Meselenin daha vahim yanı ise bu atmosferin küresel düzeyde bir tufeyli ekonomisi üretmesi, daha çok spekülasyona ve piyasa manipülasyonuna dayalı bir rant düzeni oluşturmasıdır. Sıcak paraya hükmeden bir avuç vahşi kapitalist Afrika'dan Asya'ya Amerika'dan Latin Amerika'ya milyarlarca insanın boğazındaki lokmayı adeta gasbederek palazlanmakta, servetlerine servet katmaktadır. Orta ve alt gelir grubunun sofrasındaki ekmek giderek küçülürken, bunların hesap cüzdanları her gün kabarmaktadır. Şurası bir gerçek ki her savaş kendi ekonomisini üretir. Yani her savaşın kazananları ve kaybedenleri olur. Fakat İran Savaşı ile bu iş tahammül sınırlarını aşmış, küresel ekonomik refah açısından tahripkar boyutlara ulaşmıştır."
"Hükümetin 'ak' dediğine 'kara' demekten öteye geçemiyorlar"
Dünyanın birçok bölgesinde çözülemeyen krizlerin, sona erdirilemeyen çatışmaların arkasında taraflarını uzlaşmaz tutumu kadar, krizden menfaat devşiren tufeylilerin çok büyük rolü, etkisi, sabotaj girişiminin olduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:
"Ne yazık ki ülkemizde de selden kütük kapma telaşına düşenler olduğunu müşahede ediyoruz. Topluma moralsizlik, karamsarlık, ümitsizlik zerk ederek, bu olağanüstü süreçten siyasi ve maddi olarak kazançlı çıkmaya çalışıyorlar. Bir defa şunu çok açık ve net ifade etmek durumundayım. Muhalefet, bölgemizi uçurumun kıyısına kadar getiren İran Savaşı ve sonrası dönemde yapıcı eleştirilerde bulunmak, Türkiye'yi önceleyen bir üslup benimsemek yerine maalesef süreci siyasi çıkarları için istismar aracına dönüştürmeyi tercih etmiş, kriz fırsatçılığına tevessül etmiştir. Böyle bir dönemde dahi 'iktidar yıpransın da gerekirse Türkiye kaybetsin' mantığıyla hareket etmekten kendilerini kurtaramadılar.
Üzülerek görüyoruz ki bu tavırlarını sürdürmekte ısrar ediyorlar. Doğruya 'doğru', yanlışa 'yanlış' diyerek siyaset kurumunun çözüm üretme kapasitesini güçlendirmek yerine, hükümetin 'ak' dediğine 'kara', 'doğru' dediğine 'yanlış' demekten öteye maalesef geçemiyorlar. Daha kötüsü bunun siyasi tarihimizde örneği çok az görülecek şekilde son derece çirkin, son derece yaralayıcı ve yıkıcı bir üslupla yapılmasıdır. Oysa muhalefet demek çarpıtmak, manipüle etmek, siyasi çıkarı için ülkeyi ateşe atacak kadar gözü karartmak demek değildir. Muhalefetin vazifesi kışkırtmak, tahrik etmek, ekonomik tetikçilik yaparak buradan nemalanmaya çalışmak da değildir. Hele hele yolsuzluk gündemini perdelemek amacıyla tehdit ve tahrik dozu yüksek söylemlere sarılmak son derece ucuz ve bayat bir siyasettir."
"Bizim bu cennet ülkeden başka vatanımız yok"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, demokrasilerde muhalefetin en az iktidar kadar mesuliyet sahibi olduğuna işaret ederek, şunları ifade etti:
"Söz konusu ülke ve milletin çıkarı olduğunda, sorumlu davranmak zorundadır. Hatırlatmak isterim ki bölgemizin ateş çemberinden geçtiği, gelişmiş ülkeler dahil kimsenin önünü göremediği, küresel sistemde yeni bir denklemin kurulduğu bir dönemde muhalefet de en az bizim kadar duyarlı hareket etmek, yerli ve milli bir duruş sergilemek durumundadır. Kürsülerde söylenen sözün, ekranlarda verilen mesajın, sosyal medyada kesilen ahkamların kime yaradığı, kime hizmet ettiği çok iyi hesaplanmalı. Ülkenin menfaatine olup olmadığının muhasebesi çok iyi yapılmalıdır. Her zaman söylediğimiz gibi, başka Türkiye yok. 86 milyon olarak bizim bu cennet ülkeden başka vatanımız yok. 'Muhalefet ediyorum' bahanesinin arkasına saklanarak kimsenin buna zarar vermeye, Türkiye'deki istikrar ve güven ortamına gölge düşürmeye, ülkemizin çıkarlarına darbe vurmaya da hakkı yok. Siyasi yelpazenin hangi kanadında olursak olalım, hepimiz 'önce milletim önce memleketim' ilkesiyle hareket etmek mecburiyetindeyiz."
"Ateşin alevi olmasa dahi dumanı bize de ulaşıyor"
Dünya globalleşirken sorunların, krizlerin ve fırsatların da küresel bir boyut kazandığını, "kelebek etkisi" denilen gerçeklikle herkesin yüzleştiğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
"Mesafenin anlamını yitirdiği bu yeni dünyada artık hiç kimse yeryüzünün bir başka noktasında yaşananlara bigane kalma lüksüne sahip değildir. Tabiri caizse günümüzde Orta Doğu'daki bir ülke hapşırdığında, Latin Amerika veya Asya'daki bir ülke kolayca nezle olabilmektedir. Hatırlayın, 2008 Mortgage Krizi'nin tüm dünyaya yayılması sadece birkaç hafta aldı. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sebep olduğu gıda kıtlığı en çok Afrika ülkelerini vurdu. Kovid-19 salgınının kısa sürede nasıl küresel bir sağlık krizine, daha sonra da ekonomik, siyasi ve sosyal krize evrildiğine hep beraber şahit olduk. Her koyunun kendi bacağından asıldığı günler artık geride kalmıştır. Küresel ekonomiyle bütünleşmiş her ülke gibi bizler de dışarıdaki olumlu, olumsuz her hadiseden bir şekilde etkileniyoruz. Özellikle bölgemizdeki ateşin alevi olmasa dahi maalesef dumanı bize de ulaşıyor, bize de sirayet ediyor. Ama biz gerek 23 yıldır ekonomiden yatırımlara, güvenlikten enerjiye, ticaretten turizme her alanda attığımız adımlar, gerekse vakitlice aldığımız tedbirler sayesinde bunu diğer ülkelere nispetle asgari düzeyde tutuyoruz."
(Sürecek)













