Haberi Paylaş

Akşener'den hayat pahalılığı tepkisi! Kürsüye market sepetindeki ürünlerle çıkıp fiyat değişimine dikkat çekti

Ekonomi Haberleri

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında Türkiye'deki hayat pahalılığına dikkat çekti. Kürsüye market sepetindeki ürünlerle çıkan Akşener, aralarında yoğurt, limon, patlıcan ve peynirin de bulunduğu birçok ürünün fiyatının 1 yıl içindeki değişimini rakamlarıyla tek tek gözler önüne serdi.

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Vatandaşların en büyük dertlerinden biri olan hayat pahalılığına da değinen Akşener, kürsüye market sepetinde yer alan birçok ürünle çıktı.

Aralarında limon, patlıcan, peynir ve yoğurdun da bulunduğu pek çok ürünün 1 yıl içindeki fiyat değişimine dikkat çeken Akşener, "Enflasyon düştü, düşecek" açıklamalarına tepki gösterdi.

Meral Akşener'in açıklamalarından satır başları şu şekilde;

"Biliyorsunuz Pazartesi günü, 6 siyasi parti olarak, geniş bir mutabakat zemininde hazırladığımız, Anayasa Değişikliği önerimizi, milletimizle paylaştık. Kurucu değerlerimize sadık kalarak, meclisi güçlü, yargıyı bağımsız, yürütmeyi de istikrarlı hale getirmek için, ortaya koyduğumuz bu önemli çalışma; ülkemizin kalkınması ve demokratikleşmesi yolunda, atacağımız adımları tariflerken; aynı zamanda, istibdata karşı, hürriyetin sesini savunuyor. Tabii biz, bu önerimizle; kuvvetler ayrılığının tesisi, Partili Cumhurbaşkanı döneminin sonu, meclisin etkin denetimi deyince; iktidardakileri, hemen bir rahatsızlık alıverdi. Akademik özerkliğin, hakimlere coğrafi güvencenin geldiğini görünce, rahatsız oldular.

Temel hak ve hürriyetlerin, tüm devlet organlarını, bağlayıcı hale getirildiğini, insan onurunun, anayasal düzenin temeli olarak düzenlendiğini, hürriyeti sınırlamanın, istisna olduğunu görünce, tedirgin oldular. Sağlık hakkının, çevre hakkının ve elbette hayvan haklarının, ilk kez, anayasal güvence altına alınmasının önerildiğini görünce, mutsuz oldular. Yurt dışında yaşayan Türklerin, hak ve menfaatlerini korumanın, devletin bir görevi olarak benimsendiğini, ve mecliste, yurt dışındaki vatandaşlarımızın da, temsil edilmesi için, 15 milletvekili ayrıldığını görünce, paniğe kapıldılar. Elbette bu durumu yadırgamıyoruz. Sayın Erdoğan'ın dediği gibi: "Bunlar daha iyi günleri…" Çünkü, daha yeni başlıyoruz. Bu arkadaşlara daha çok panik atakları yaşatacağız. Durmadan, dinlenmeden, yorulmadan çalışmaya, ve saraydaki sefaya alışanların rahatını, her adımımızla bozmaya itinayla devam edeceğiz. Hiç kusura bakmasınlar.

Artık, ülkemizin her yanını saran, adaletsizliğin, liyakatsizliğin ve keyfiliğin, bir başka örneği de, maalesef, Boğaziçi Üniversitesi'nde yaşanıyor. Ülkemizin, en değerli kurumlarından biri olan, Boğaziçi Üniversitesi'nin, bütün köklü gelenekleri ve nitelikli eğitim kalitesi, yerle bir edilmek isteniyor. Üniversitemiz, zincirleme biçimde; hoyratça bir siyasi kadrolaşmaya, liyakatsiz atamalara, sarayı aratmayan, ucube bir yönetim anlayışına, sahne oluyor. 18 Ocak 2022'de, üç fakültenin seçilmiş dekanları, mesnetsiz suçlamalarla görevden alındı. Ardından, 4 Mart 2022'de, üniversiteyle hiçbir ilgisi olmayan, üç akademisyen, tepeden indirme yöntemiyle, aralarında, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nin de bulunduğu, üç fakülteye, dekan olarak atandı.

Bu kişiler, akademisyen bile olmadıkları üniversitede, dekan sıfatıyla, yönetim kurullarına girdiler. Öğrenciler ve akademisyenler aleyhinde, yüzlerce soruşturmaya katıldılar. Üniversitedeki işleyişi, hiç bilmedikleri için, usulsüz, hukuksuz, kararlar aldılar. Bu kararların tamamı da, öğrenciler ve akademisyenler tarafından, yargıya taşındı. Peki bu kararlar neydi biliyor musunuz? Mesela; geçtiğimiz Ekim ayında; İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde, İşletme Bölümü'nün, seçilmiş başkanı, ceza verilerek görevinden alınıyor. Tepeden inme dekan da, onun yerine, kendisini, bölüm başkanı olarak atıyor. Evet yanlış duymadınız, kendisini atıyor. Bu dekan, Türkiye'nin, en yüksek puanlı işletme bölümüne, kendi alanı olmamasına rağmen, hukuksuz bir şekilde, vekaleten bölüm başkanlığı yapıyor.

Akşener'den hayat pahalılığı tepkisi! Kürsüye market sepetindeki ürünlerle çıkıp fiyat değişimine dikkat çekti

Rezalet, maalesef burada da bitmiyor. Bu Kasım ayında, Ekonomi Bölüm başkanı da, aynı şekilde görevden alınıyor. Ekonomi Bölümü'nde idari açıdan, oldukça tecrübeli akademisyenler olmasına rağmen, aynı dekan yine, tamamen usulsüz ve hukuksuz bir şekilde, kendisini buraya da atıyor. Böylece Türkiye'nin, en yüksek puanlı ekonomi bölümüne, ekonomiyle alakası olmayan bir dekan, adeta, "ben aslında ekonomistim" diyerek, saray sakinlerinden alıştığımız, buram buram cehalet kokan bir özgüvenle, vekaleten bölüm başkanlığı yapıyor. Bu sayede; içerisinde 3 bölüm olan, iktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nin, 2 bölümüne, bu her konunun uzmanı dekan arkadaş, vekaleten başkanlık yapıyor. Şimdi hepiniz, bu "Erdoğanımsı" dekanın, kendi alanı nedir diye, merak ediyorsunuz değil mi? İşte o da, 3'üncü bölümde saklı… Bu arkadaşın alanı, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkilermiş… Ancak ne hikmetse, kendi alanına bir türlü başkan atamıyor. Peki neden biliyor musunuz? Çünkü, bu dekan arkadaş, kendisini, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümüne, akademisyen olarak atatmak için uğraşıyor. Bu yüzden de, herhalde göze batmamak için, bu bölüme, vekaleten başkanlık yapmıyor. Çünkü esas amacı, asaleten başkan olmak. Hatta, bunun için çalışmalara da, Ağustos ayında başlıyor. Bölümün ve fakültenin, hiçbir talebi olmamasına rağmen, kadro kullanma izin talebi için, YÖK'e gidiyor. YÖK de, her zamanki ciddiyetsizliğiyle, Fakülte Yönetim Kurulu ile, bölümün onayı olmamasına, ve yapılan tüm itirazlara rağmen, dekanın talebini onaylayıp, 27 Ekim 2022'de, kadro ilanı çıkıyor. Üstelik ilanda, doktora tezinin başlığına kadar, tüm koşullar da, bu arkadaşın, akademik geçmişiyle yakından örtüşüyor… Ya, bakın siz şu tesadüfe… İşte tüm bu rezillik, Boğaziçi Üniversitesi'nin, ne denli hedef alındığını, kişisel çıkarlar ve rant arayışları için, ne denli tahrip edildiğini, çok net bir şekilde, ortaya koyuyor. Bu durum; Ülkemizdeki, her gelir grubundan, en parlak çocuklarımızın, alınlarının teriyle girip, kamu kaynaklarıyla, dünya standardında eğitim aldıkları, saygın bir üniversitemizin; liyakatsizlikle, kayırmacılıkla ve keyfilikle, düşürüldüğü durumun özetidir.

Boğaziçi Üniversitesi'ni esir alan, bu örnek; ülkemizdeki, en büyük sorunlarımızdan biri olan; tepeden inme ve liyakatsiz atamaların, ahbap çavuş ilişkisiyle, yürütülen işlerin, ortak akıl ve demokrasiden uzak, yönetim anlayışının, ibretlik bir iz düşümüdür. Bu vesileyle; Bu arkadaşa, işgal ettiği dekanlık ile başkanlıklara, çok alışmamasını tavsiye ediyor; içinde bulunduğumuz dönemde, keser ve sapın hızla döndüğünü, ve hesap gününün, artık çok yakın olduğunu, hatırlatmak istiyorum. Ayrıca; iki yılı aşkın süredir, maruz kaldıkları hukuksuzluk karşısında, hakkını arayan, her gün, nöbetler tutarak, bu ahlaksızlığa itiraz eden, demokratik, özerk ve özgür bir üniversite hayalinden vazgeçmeyen, Boğaziçi Üniversite'mizin tüm akademisyenlerine ve öğrencilerine, her zaman yanlarında olduğumuzu, bir kez da söylemek istiyorum.

Geçtiğimiz hafta Merkez Bankası politika faizini yüzde 9'a indirdi. Böylece faiz tek haneli rakama indi. Peki ülkemizde ne değişti? Hiçbir şey… Ne kur oynadı ne de faizlerde bir değişiklik oldu. Yani bu vesileyle bir kez daha görmüş olduk ki Merkez Bankası'nın politika faizinin düşük olması bir tek Sayın Erdoğan'ı mutlu etmeye yarıyor. Çünkü ekonomide herhangi bir sinyal etkisi yok. "Faiz sebep enflasyon sonuç" yalanına artık kimse inanmıyor. Çünkü çarşıdaki pazardaki pahalılık vatandaşlarımızın canını yakmaya aynen devam ediyor. Mutfaklardaki yangın büyüyerek devam ediyor. Memur esnaf emekli asgari ücretli enflasyon canavarının altında ezilmeye devam ediyor.

Ama Sayın Erdoğan'a göre artık sıra enflasyondaymış. Biliyorsunuz en son 'Merak etmeyin o da inecek' dedi. Tabii bu aslında olumlu bir gelişme… Çünkü hatırlasınız kendisi uzun bir süre enflasyonun varlığını bile kabullenememişti. Sonrasında; "enflasyon demesek hayat pahalığı desek…" diyerek işi iyice lakaytlığa vurmuştu. Ve bu yılın başından beri de enflasyon için düşüş tarihi vermeye çalışıyor. Mart'ta düşecek dedi olmadı. Nisan'da düşecek dedi olmadı. Mayıs'ta düşecek dedi yine olmadı. Şimdi artık tarih de veremiyor. "3 vakte kadar" edebiyatıyla konuyu geçiştirmeye çalışıyor.

Akşener'den hayat pahalılığı tepkisi! Kürsüye market sepetindeki ürünlerle çıkıp fiyat değişimine dikkat çekti

Ve en sonunda TÜİK de çareyi her şeyi gizlemekte buldu. Mayıs 2022'den beri ayrıntılı veri açıklamayı durdurdu. Şimdi de hummalı bir biçimde baz etkisiyle hesap oyunlarıyla milletimize enflasyon düştü masalları anlatmaya hazırlanıyorlar. Ama yemezler! Milletimiz artık son derece açık ve net bir şekilde görüyor ki; Bu iktidar artık ülkemizi yönetemiyor. Memleketimizi içine sürükledikleri yangın artık kürsü nutuklarıyla gizlenemiyor. Makyajlı rakamlarla kapanamıyor. Süslü yalanlarla örtülemeyecek kadar açık bir şekilde sokaklarda marketlerde pazarlarda görülüyor.

Milletimiz artık markete gitmek bile istemiyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü parasının yetip yetmeyeceğini bilemiyor. Çünkü kasada mahcup olmaktan çekiniyor. Çünkü aldığı ürünleri iade etmek zorunda kalmaktan korkuyor. Ama biz bu gerçekleri dile getirdikçe iktidar bize; "Abartıyorsunuz" diyor. "Yaygaracılık yapıyorsunuz" diyor. "Yalan söylüyorsunuz" diyor. O yüzden gelin şimdi hep beraber enflasyon sepetindeki gıda ürünlerinin son 1 yıldaki fiyat artışlarını inceleyelim. Üstelik öyle her marketin değil süper indirimli üç harfli marketlerin fiyatları üzerinden gidelim. Bakalım yalan mı söylüyormuşuz? Bakalım abartıyor muymuşuz? Bakalım yaygara mı yapıyormuşuz?

Mesela her evin vazgeçilmezi süt... 1 litresinin fiyatı 2021 yılının kasım ayında 7.13 lirayken 2022 yılının kasım ayında 15.5 liraya çıktı. Yani 1 yıllık artış oranı yüzde 117.4. Mesela 1 kilo beyaz peynirin fiyatı 32,89 lirayken 1 yıl içinde 85.80 liraya çıktı. Yani bir yıllık artış oranı yüzde 160.9.

Mesela 1 kilo yoğurdun fiyatı... 8.74 lirayken 17.98 liraya çıktı, yani 1 yıllık artış yüzde 105.6... Mesela 1 kilo patlıcan. 7.12 lirayken 18.90 liraya çıktı. Yani 1 yıllık artış yüzde 165.6...

Mesela 1 kilo domates... 7.36 lirayken 19.90 liraya çıkmış. Yani 1 yılda yüzde 170.3 artmış... Mesela 1 kilo salatalık. 5.46 lirayken 1 yılda 11.90 liraya çıkmış, yani artış yüzde 118.1... Mesela 1 kilo limon 4.39 lirayken 13.90 liraya çıkmış. Yani 1 yıldaki artış yüzde 216.8 artmış..."

Meral Akşener İYİ Parti Ekonomi Politika Ekonomi Haberler

beğendim
alkışladım
beğenmedim
güldüm
üzüldüm
sinirlendim
şaşırdım

Yorumlar (22)

Halit Dursun:

eee siz basa gelince ne olacak ?? hepisi 1 lira mi olacak ? eee tabiki marketler kendi agizlariyla diyorlar zaten gönlümüz 6 li masadan yana onlar basda olursa millet ucuz ürünlere kavusacak diyorlar.. sonrada pkk li bakanlarida alkislarsiniz yüzsüzler

Turgay Çakmak:

DÜNYADAKİ ENFLASYON RAKAMLARI GÖRMEZDEN GELEN SÖZDE SİYASET YAPAN KIŞKIRTICI BATI UŞAKLARI SİZ VE SİZİN GİBİLER İKTİDAR OLSA MİLLET EMEKLİ MAAŞINI ALAMAZ ......

seyfullah aydın:

kim olursa olsun ülke yönetimine gelen iktidarlar bulundukları yeri babalarının tapulu malı gibi kullanmamalı hata yolsuzluk usülsüzlük yaptığında görevden alınıp anında yargılanmalı cezası verilmeli ülkenin kaderi bir kişinin keyfine teslim edilmemeli buna uygun kusursuz bir sistem oluşturulmalı

Tüm 22 yorumu okumak için tıklayın
500
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
title