Eğitim Sen Genel Başkanı Irmak: "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Bilimsellikten Uzak, Ortaçağ Medrese Eğitimine İndirgenmiş Bir Anlayışı Yansıtmaktadır"
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, 2025-2026 eğitim öğretim yılı yarıyılına ilişkin olarak, "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, gezilen tüm okullarda neredeyse bütün eğitim emekçilerinin tepkisini çeken bir model olmuştur. İçerik olarak bilimsellikten uzak, ortaçağ medrese eğitimine indirgenmiş bir anlayışı yansıtmaktadır. Bununla da sınırlı kalmayarak, öğretmenlere çok sayıda angarya görev yüklemektedir" dedi.
(ANKARA) - Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, 2025-2026 eğitim öğretim yılı yarıyılına ilişkin olarak, "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, gezilen tüm okullarda neredeyse bütün eğitim emekçilerinin tepkisini çeken bir model olmuştur. İçerik olarak bilimsellikten uzak, ortaçağ medrese eğitimine indirgenmiş bir anlayışı yansıtmaktadır. Bununla da sınırlı kalmayarak, öğretmenlere çok sayıda angarya görev yüklemektedir" dedi.
Eğitim Sen, "2025-2026 eğitim öğretim yılı yarıyıl raporu" hazırladı. Eğitim Sen Genel Merkezi'nde düzenlenen basın toplantısında, Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, 2025-2026 eğitim öğretim yılının ilk döneminde hiç bir iyi gelişme olmadığını belirterek, geçen yıl devlet okullarının sayısının 61 bin 111 iken bu yıl 59 bin 336'ya düştüğünü açıkladı. Irmak, şöyle konuştu:
"Bu oldukça dehşet verici bir tablo"
"Özel okul sayısı yüzde 36'dan yüzde 41'e yükselmiş durumda. Asıl endişe verici büyüme ise Diyanet'in, özellikle 4-6 yaş kurumlarında yaşanıyor. Bu kurumlarda Kur'an kurslarının bulunduğu biliniyor. Milli Eğitim Bakanlığı'nın istatistiklerinde 'toplum temelli kurumlar' adı altında yer alan ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın dini eğitim verdiği kurumların sayısı ile bu kurumlardaki çocuk sayısının bir yılda rekor seviyede arttığı görülüyor. Önceki yıl 5 bin 306 olan kurum sayısı bu yıl 6 bin 409'a, çocuk sayısı ise 122 bin 506'dan 163 bin 26'ya yükselmiş durumda. Sadece bir yıllık artış yüzde 33 oranında. Bu oldukça dehşet verici bir tablo. Devlet okullarında ise okul sayısı ilkokullarda aşağı yukarı stabil seyrederken, ortaokullarda önceki yıl 16 bin 617 olan sayı bu yıl 16 bin 649'a çıkmış durumda. Türkiye'de eğitimin yönü maalesef kamusal eğitimin her geçen gün tasfiye edildiğine işaret ediyor. Bir yılda kapanan devlet okulu sayısı bin 775 iken, aynı dönemde açılan yeni özel okul sayısı 348 olmuş. Bu süreçte özel kurumların oranı yüzde 33'ten yüzde 41'e çıkmış bulunuyor."
Türkiye'nin eğitim harcamalarını OECD ülkeleri ile kıyaslayan Irmak, durumun "son derece vahim" olduğunu belirterek, "OECD ortalamasında ilköğretimde öğrenci başına yapılan harcama 10 bin 812 dolar iken, Türkiye'de ilköğretimde bu rakam 3 bin 914 dolar seviyesinde. Ortaokulda OECD ortalaması 11 bin 932 dolar iken, Türkiye'de bu tutar 3 bin 912 dolar olarak gerçekleşiyor. Yani Türkiye'de öğrenci başına yapılan eğitim harcaması, OECD ortalamasının neredeyse üçte biri düzeyinde" dedi.
"TÜİK verilerine göre, Türkiye'de okulda olması gereken 611 bin çocuk eğitim sisteminin dışında bulunuyor"
Irmak, okullarda hijyen sorunlarının devam ettiğini vurgulayarak, yeterli personel alımının yapılmadığını ve mevcut alımların büyük ölçüde sözleşmeli ve güvencesiz olarak gerçekleştirildiğini belirtti. Irmak, şunları söyledi:
"Türkiye genelinde yaklaşık 70 bin okul bulunmasına rağmen, okullarda kadrolu çalışan hizmetli sayısı yalnızca 49 bin 578. Bu da neredeyse 20 bin okulda kadrolu hiçbir temizlik personelinin olmadığı anlamına geliyor. Bazı okullarda ise yalnızca bir personel bulunuyor. Bu eksiklikler, geçici olarak çalıştırılan personel üzerinden giderilmeye çalışılıyor. Ancak bu çalışanların yaz aylarında işlerine son veriliyor, sömestr tatilinde de görev yapmıyorlar. Bu nedenle okullar fiilen yaklaşık üç ay boyunca temizlik hizmeti olmadan eğitim-öğretim faaliyetlerine devam etmek zorunda kalıyor. Bu süreçte okul temizliği maalesef öğretmenlerin ve öğrencilerin omuzlarına yükleniyor."
Çocuk işçiliğinin yaygınlığının giderek arttığına dikkati çeken Irmak, son 12 yılda 770 çocuk işçinin hayatını kaybettiğini açıklayarak, "Sadece geçen yıl iş cinayetlerinde hayatını kaybeden çocuk sayısı 85 oldu. Mesleki eğitim kapsamında hayatını kaybeden öğrencilerin sayısı ise 17'ye yükseldi. Bu durum, çok ciddi bir eğitim hakkı ihlali anlamına geliyor. TÜİK verilerine göre, Türkiye'de okulda olması gereken 611 bin çocuk eğitim sisteminin dışında bulunuyor" dedi.
"Milli Eğitim Bakanlığı, gerici ve dinci vakıf ve derneklerle protokol yapmaktan geri durmamaktadır"
ÇEDES projesinin laik eğitime yönelik "büyük bir tehdis olarak" devam ettiğini vurgulayan Irmak, şöyle konuştu:
"2025-2026 eğitim öğretim yılının ilk yarısında yalnızca Ordu'da 336 din görevlisi okullara görevlendirilmiştir. Bu uygulamalar geçmiş yıllarda İzmir, Tokat ve birçok ilde de yaşanmıştır. Birçoğundan haberdar olunamamakla birlikte, bilgi sahibi olunan yerlerde kamusal ve laik eğitim çerçevesinde müdahalelerde bulunulmuş, bu uygulamaların hayata geçirilmemesi için mücadele edilmiştir ve büyük oranda durdurulmuştur. Buna rağmen Milli Eğitim Bakanlığı, gerici ve dinci vakıf ve derneklerle protokol yapmaktan geri durmamaktadır. Buradaki temel talep, bilimsel ve pedagojik yaklaşımı olmayan, çocukların üstün yararını gözetmeyen hiçbir kurumla protokol imzalanmamasıdır."
Öğretmenlerin maaşlarında ciddi bir erime olduğunu söyleyen ve öğretmen maaşlarını altın alım gücüyle kıyaslayan Irmak, "Yalnızca bir yılda öğretmen maaşlarında 3 çeyrek altın kaybı yaşanmıştır. 2005 yılıyla karşılaştırıldığında ise eğitim emekçilerinin toplam kaybı 13 çeyrek altına ulaşmıştır. Bir yandan kamusal eğitimden vazgeçilmekte, diğer yandan öğretmen maaşları düşürülmektedir. En önemlisi, Milli Eğitim Bakanlığı kamusal eğitimden çekilirken yatırımlara ayırdığı payı da ciddi biçimde azaltmıştır. Önceki yıllarda yüzde 18,86 olan yatırım payı, bugün yüzde 9'un altına düşmüş durumdadır" dedi.
"Bu modelden derhal vazgeçilmelidir"
Irmak, şunları kaydetti:
"Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, gezilen tüm okullarda neredeyse bütün eğitim emekçilerinin tepkisini çeken bir model olmuştur. İçerik olarak bilimsellikten uzak, ortaçağ medrese eğitimine indirgenmiş bir anlayışı yansıtmaktadır. Bununla da sınırlı kalmayarak, öğretmenlere çok sayıda angarya görev yüklemektedir. Bu modelden derhal vazgeçilmelidir. Aksi halde eğitime, eğitim sistemine, öğretmenlere ve geleceğimize daha fazla zarar verecektir. Sorunun temelinde kamusal eğitime yeterli kaynak aktarılmaması yatmaktadır. Tüm öğrenciler için eşit, parasız ve nitelikli eğitim sağlanmalıdır. Öğretim programlarının temel referansı bilimsellik olmalıdır. Akıl ve bilimden uzaklaşılan bir yolun sonu karanlıktır. Türkiye'de eğitimin giderek karanlık bir evreye sürüklenmesinin temel nedenlerinden biri, bilimsellikten uzaklaşılmasıdır."














