Hatimoğulları: YSK kendi görevini gasbettirdi, demokrasi tehdit altında
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, CHP'ye mutlak butlan kararının demokratik alanı tehdit ettiğini söyledi. Ayrıca çözüm süreci için çerçeve yasanın bir an önce çıkarılması gerektiğini vurguladı.
(TBMM) - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, CHP'ye mutlak butlan kararının demokratik ve sivil alanı komple tehdit ettiğini belirterek, "YSK kendi görevini ve yetki alanlarını gasbettirmiştir" dedi. Hatimoğulları, çözüm sürecine ilişkin DEM Parti'den bir heyetin çerçeve yasa için AK Parti ile görüştüğünü belirterek, "Parlamentodan çıkacak bir yasa için başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı'nın artık elini taşın altına koyması lazım" dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, TBMM'deki grup toplantısında Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri değerlendirdi.
Hatimoğulları, Anayasa Mahkemesi'nin nafaka kararına ilişkin "Anayasa Mahkemesi'nin görevi hak ve özgürlükleri korumak değil mi? Tanımlı görevi bu ancak nafakaya ilişkin son kararla kadınların yaşamsal önemde olan en temel ekonomik güvencelerinden biri hedef alınmış durumdadır. Haklarının korunması gereken ve bugüne kadar kadınların dişiyle tırnağıyla mücadele ede ede kazandıkları nafaka hakkına göz dikilmiş durumda ve inanın bu karar öyle sehven boşlukta falan verilmiş bir karar değil. Bu kararlar, yıllardır nafakayı hedef alan kampanyaların çeşitli erkek gruplarının manipülasyonlarının ve iktidar çevrelerinde yükselen açıklamaların oluşturduğu siyasal atmosferin içinde alındı. Topluma aynı yalanla tekrarlandı. Sanki milyonlarca kadın ömür boyu yüksek nafaka alıyormuş gibi sahte bir tablo çizildi" diye tepki gösterdi.
"KADINLARIN KAZANILMIŞ HAKLARI ASLA PAZARLIK KONUSU DEĞİLDİR"
Gerçeklerin bu olmadığını vurgulayan Hatimoğulları, "Nafaka alan kadınların büyük çoğunluğu çok düşük miktarda nafaka alıyor ve bazen bu nafakayı erkekler kesiyor, kadınlara ise verilmiyor ve tartışmaya açtıkları yoksulluk nafakası erkeği mağdur eden değil, kadınların yaşadığı derin eşitsizliği gidermeyi amaçlayan bir mekanizmadır. Bu hakkı sanki bir haksız kazanç gibi lanse etmeye çalışarak ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. Bu bir kadın düşmanlığıdır. Bu yalnızca bir ekonomik hakkın kaybedilmesi değildir. Türkiye'de kadın yoksulluğu derinleşirken kadınların istihdama katılımları sınırlandırılırken her gün birçok kadın erkekler tarafından katledilirken nafaka hattının elimizden alınması kabul edilebilir bir şey değildir. Nafaka hakkı, az da olsa kadınların bir yaşam güvencesidir" ifadelerini kullandı.
Hatimoğulları, 12. Yargı Paketi'nin gündemde olduğunu kaydederek "Çocuk haklarını esas alan koruyucu ve onarıcı politikaların yerine daha ağır cezaları ön plana çıkarıyorlar. LGBT artıların varlığını ve haklarını hedef alan düzenlemeler toplumsal cinsiyet eşitsizliğini büyütecek bir şekilde şekillendirilmeye çalışılıyor. Bu temel insan haklarına net olarak aykırıdır ve kabul edilemez. AYM kadınların, çocukların, LGBT artıların haklarını koruması gerekirken ne yapıyor biliyor musunuz? Söz konusu özgürlükler ve haklar olduğunda karar almada ya oyalayıcı davranıyor ya da aleyhte karar veriyor" dedi.
AYM'nin aleyhteki kararının da hızlı kararlaştırıldığına dikkati çeken Hatimoğulları, "Bu konuda bizim DEM Parti olarak sözümüz nettir. Kadınların kazanılmış hakları, insanların temel hakları asla bir pazarlık konusu değildir ve biz kadınlar başta olmak üzere haklarımızı asla bir pazarlık konusu yapmayacağız, yaptırmayacağız" diye konuştu.
"İCRALIK YURTTAŞLARIMIZIN SAYISI 4 MİLYON 271 BİN"
Hatimoğulları, iktidarın büyüme masalları anlatırken milyonların ise her sabah daha yoksul uyandığını söyleyerek "Aynı iktidarın 'Şahlanıyoruz da şahlanıyoruz' diye toplumu ajite etmeye çalıştığı sözler TÜİK'in makyajlı rakamlarını, mutfaktaki yangını, pazardaki çaresizliği ve tencerenin kaynayamayan halinin üzerini örtmeye yetmiyor artık. Bugün Türkiye bir avuç azınlığın servete, servetine serbest hakkı bir ülke haline gelmişken milyonlar 'açlık, açlık, açlık' diye bağırıyor. Bu düzenin gerçeği hem rakamlarda hem sokaklarda apaçık ortadadır. Bakın Türkiye'de her 10 kişinin altısı borçlu, ikisi açlık sınırının altında yaşıyor. Ne yazık ki Türkiye'yi bu tabloya mahkum ettiler" ifadelerini kullandı.
Sadece 2026'nın ilk üç ayında icra dairelerine her gün ortalama 26 bin yeni dosya geldiğini belirten Hatimoğulları, "26 bin yurttaşımız her gün icralık oluyor demek bu. İcralık yurttaşlarımızın sayısı 4 milyon 271 bine ulaşmış durumda" dedi.
"YSK KENDİ GÖREVİNİ VE YETKİ ALANLARINI GASP ETTİRMİŞTİR"
Hatimoğulları, Cumhuriyet tarihi boyunca halk iradesinin kimi zaman darbelerle, kimi zaman olağanüstü hukukla, kimi zaman yargı kararlarıyla baskılandığını söyleyerek şunları kaydetti:
"Zaman zaman sekteye uğratılmıştır. Bugün CHP'ye mutlak butlan ataması demokratik siyasetin yeniden dizayn edilme örneklerinden biridir. Askeri vesayet rejimine karşı çıkanlar şimdi oluşturdukları yeni bir yönetim zümresiyle otoriter bir zümreyle vesayet rejimine dönüşmüş durumdalar. Böyle bir tablo içinde CHP ve mutlak muktan tartışması bir parti içi kriz, bir koltuk kavgası ya da güncel bir siyasi çekişmenin çok ama çok ötesinde. Asıl mesele kimin nerede, hangi koltukta oturacağı ya da oturduğu değil. Asıl mesele Türkiye açısından demokrasinin nereye oturacağıdır. Siyasal rekabet sandıkta mı kurulacak, mahkeme koridorlarında mı? Halkın, üyelerin, delegelerin, seçmenlerin iradesi mi esas alınacak yoksa yargı eliyle siyaset yeniden mi dizayn edilecek? CHP'ye mutlak butlan kararı, demokratik ve sivil alanı komple tehdit etmektedir. YSK kendi görevini ve yetki alanlarını gasbettirmiştir. Anayasa'ya aykırı davranmıştır. Mahkemeler yetkilerini aşmışlardır. Bunlar basitçe geçiştirilecek konular değildir. Demokrasinin kalbine, demokratinin az da kalan kırıntılarının kalbine hançer saplanmıştır. Bu uygulamalar ya Yargıtay yargı eliyle oluşan bu kaosu mutlaka çözmelidir. Zamana yaymamalıdır. Siyasal sorunların çözüm adresi elbetteki mahkeme salonları değildir. Olamaz, olmamalıdır. Demokratik toplumlarda siyasi partilerin yönetimlerine, programlarına, geleceklerine mahkemeler karar vermez. Üyeleri, delegeleri, seçmenleri karar verir ve biz ümit ediyoruz ki CHP'nin sorunları bu yaklaşımla çözüme kavuşur."
DEM Parti'nin yıllardır aynı ilkesel noktada olduğunu belirten Hatimoğulları, "Halkın iradesine yönelik her türlü müdahaleye net olarak karşıyız. Demokratik siyaset alanının daha fazla genişlemesini savunuyoruz. Demokratik cumhuriyetin inşasının mücadelesini veriyoruz. Barış ve demokratik toplum savunumuzun da bu mücadelenin temellerinde dayandığını bir kere daha hatırlatmak isterim. Türkiye'nin 86 milyon yurttaşının karşı karşıya kaldığı bu antidemokratik uygulamalara karşı demokrasiye ve adil hukukun üstünlüğüne inanan herkesin ortak bir mücadele yürütmesi dışında bir seçeneğimiz kalmamıştır" dedi.
HATİMOĞULLARI'NDAN 12. YARGI PAKETİ'NDE SÜREÇ ELEŞTİRİSİ...
Hatimoğulları, "Demokratik Toplum ve Barış" sürecine ilişkin ise şöyle konuştu:
"Bu süreç şu an gerçekten son derece önemli bir eşikten geçiyor. Bir karar verme eşiğinden geçiyor. Bu eşikte toplumun beklediği ve sürece ivme kazandıracak olan yasal çerçevenin kendisidir. Çerçeve yasa bu sürecin teknik başlığı değildir. Bu sürecin barışın, hukukun, umudun bu süreçte güvence altına alınması ve tarihin ortak geleceğe bağlayacak olan en hayati eşiğin şimdi formülünü bulacağımız bir yasadır. Her bekleme ve her belirsizlik hem toplumda hem de müzakereyi yürüten tarafların soru işaretlerini büyütüyor. Güven duygusunu zayıflatıyor. Sayın Erdoğan şunu ifade etmişti. 'Süreci akılla, sağduyuyla, samimiyetle menzile ulaştırmada kararlıyız' demişti. Ardından 'hayırlı işlerde çabuk olunmalı' demişti. O halde bu sözün gereği yapılmalı ve harekete geçilmeli. Yol alınmalı, mesafe katedilmelidir. Bu süreç hiçbir anlamda dar manadaki bir hesaba, hiçbir taktik beklentiye sığdırılamaz. Buna hapsedilemez çünkü bu süreç stratejiktir, tarihseldir, toplumsaldır. Bu nedenle bu çerçeve yasa iktidarıyla, muhalefetiyle toplumun bütün kesimlerini katlayacak paydaşları daraltan değil, genişleten bir içerikte hazırlanmalı. Barış ahlak toplumla kurulur. Demokratik toplum ancak sorumluluklarla inşa edilebilir."
Süreçle ilgili 12. Yargı Paketi beklentilerine ilişkin Hatimoğulları, "Şimdilik edindiğimiz bilgilere göre bu paketin içinde genişleme yerine daralma, demokrasi ve demokratikleşme yerine tam tersi demokratik hakların tırpanlanması var. Türkiye'nin asıl ihtiyacı hakları daraltan, demokrasiyi daraltan paketler değil. Tam tersi hakları arttıran, demokrasiyi genişleten paketlere ihtiyacımız var. Demokratikleşme yasalarına ihtiyacımız var" dedi.
"EN ÖNEMLİ SORUMLULUK İKTİDARDADIR"
Hatimoğulları, DEM Parti İmralı Heyeti'nin son İmralı görüşmesinde terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ın bir formül ve yol haritası ortaya koyduğunu vurgulayarak, "Sayın Öcalan'ın sürecin hukuki zemini için çok yoğun bir çaba içindedir. İmralı heyetimiz de geçtiğimiz haftada çeşitli temaslarda bulundu ve AKP ile aynı zamanda görüşme gerçekleştirdi. Bu çerçeve yasa da AKP ile görüşülmüştür. Heyetimiz görüşmede özel yasanın bir an önce hayata geçmesi ve bunun sürece sağlayacağı iğne konusunda yaptıkları görüşmelerde bunları AKP hükümetine aktardılar. Meclis kapanmadan bu yasanın çıkmasının ne kadar önemli ve elzem olduğunun altını bir kez daha çizdiler. Bizler de buradan grup toplantımızda bunun ehemmiyetinin altını bir kez daha çiziyoruz ve çerçeve yasanın geniş ve kapsayıcı olması son derece önemli. Çatışmalı dönemden demokratik, sivil bir döneme geçişin zeminini oluşturabilmelidir. Kürt sorununu terör ve güvenlik isimli daireden çıkarıp barış ve eşitlik, kardeşlik zeminine kavuşturmalıdır. Çatışma süreçlerinin kök nedenini ortadan kaldırmak için bir geçiş sürecine hizmet edebilmelidir" diye konuştu.
Sürece ilişkin yasanın mutlaka hukuki sonuçlar üretmesi gerektiğine dikkat çeken Hatimoğulları, "Çerçeve yasanın kapsayıcı karakteri, 86 milyona nefes aldıracak, barış çabalarını büyütecek bir ilk adım olarak görülmelidir. İkinci adımda çerçeve yasayla birlikte sürecin kurumsallaşmasına doğru güçlü bir adım atılabilir. Barışın inşası için devreye alınacak gerekli mekanizmalar süreci öngörülebilir hale getirebilir. Kurumsallaşmış süreçte barışın sigortası olur. Üçüncü adımda barışın yaşamsal hale gelmesi için Sayın Öcalan'ın rolü ve konumunun mutlaka tanımlanması lazım. Bundan kaçınılamaz. Bu adımda yani üçüncü adımda çerçeve yasanın hayata geçirilmesi, pozitif barışın eşiğinin geçilmesi konusunda ciddi anlamda bir yol alınmış olur. Bu eşiği atlamak bizlerin elindedir" dedi.
Hatimoğulları, en önemli sorumluluğun iktidarda olduğuna dikkati çekerek şu ifadelere yer verdi:
"Çünkü bütün toplum biliyor ki yasanın çıkması için iktidarın öncelikle bu yasaya evet demesi gerekiyor. Çünkü çoğunluk kendilerinde parlamentodan çıkacak bir yasa için başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı'nın artık elini taşın altına koyması lazım. Yasama sürecini bu anlamıyla başlatması lazım. Toplumun inanın yüzde 95'i barışın olması için canı gönülden duacı, istekli ve mücadele eder. Ancak süreç uzadıkça bu sürece dair soru işaretlerinin gittikçe katmerlendiğini de mevcut olan iktidar da bilmeli. Bizler DEM Parti olarak olarak sadece bugün barış demedik, sadece bugün müzakere ve diyalog demedik. Biz çatışmaların en yoğun olduğu dönemde de müzakere kapılarını nasıl açabiliriz, Diyalog kapılarını nasıl açabiliriz diye her daim çalışma yürüttük."




















