Efsaneye veda

Batı felsefesinin öncüsü Baruch Spinoza bir sözünde şöyle der, ‘’Aslolan ilk ve tek erdem, kendi varlığını koruma çabasıdır.

Efsaneye veda

Batı felsefesinin öncüsü Baruch Spinoza bir sözünde şöyle der, ‘’Aslolan ilk ve tek erdem, kendi varlığını koruma çabasıdır.’’ Kariyerinde ilerledikçe popülaritesi artan Niki Lauda, Formula 1’in muazzam rekabet ortamında daima kendi istikrarını ve varlığını korumaya çalışmıştır. Doğduğundan beri...

İkinci Dünya Savaşı’nın yaraları sarılmaya başlanırken Viyana’nın ünlü işadamlarından Hans Lauda, 22 Şubat 1949 tarihinde bir toruna sahip oldu; Nicholas Lauda. Babasının ana gelir kaynağını sağlayan kağıt üretimi, Niki'nin hiç ilgisini çekmedi. O daima yarışın içinde olmak istiyordu, ama babası "Lauda" soyadının yarış pistlerinde kullanılmasından yana değildi. Sosyal statüsünün yüksek olması, Niki Lauda için hem rahatlık hem de kariyeri adına zorluklar getirdi.

Tek isteği yarış dünyasının büyülü arenasında yer almak olan Niki Lauda, kendisini daha fazla eğitmek için üniversiteyi yarıda bıraktı ve Avusturya bankasından aldığı kredilerle yarış hayatına girmeye çalıştı. 1968-1973 yılları arasında farklı kategorilerde yarıştıktan sonra 1973’te BRM ile Formula 1’in büyülü dünyasına giriş yaptı. Ama onun mirasını yüceltecek olan gelişme, 1974 yılında Ferrari’ye geçmesi ile oldu.

Ferrari ile piste ilk kez Arjantin Grand Prix’sinde çıkan Lauda, bu yarışta elde ettiği ikincilikle Kırmızıların güvenini boşa çıkarmamış ve özellikle yarış tekniğine dair sahip olduğu bilgiyle herkesi kendine hayran bırakmıştır. Yalnızca birkaç yarış sonra İspanya Grand Prix’sinde Ferrari adına ilk yarışını kazanan Lauda, sezonu sürücüler klasmanında dördüncü olarak bitirse de Ferrari ile iyi bir başlangıç yaptı ve düşüş ivmesindeki takımı için adeta bir umut ışığı oldu.

1975 sezonunun başlarında Lauda çok etkileyici bir performans sergileyememişti ancak yeni aracı "Ferrari 312T"ye yeni yeni alışıyordu. Sezon ilerledikçe performansını yükselten Lauda, kazandığı beş yarışla birlikte kariyerinin ilk şampiyonluğuna ulaşmayı başardı. 1976 yılı ise kendisi ile James Hunt arasındaki ünlü rekabete sahne olacaktı: Beş yarışı ilk sırada bitiren Lauda, aldığı ikinciliklerle de şampiyonluğa yeniden göz kırpıyordu. O sezonun bir diğer başarılı pilotu James Hunt ile girdiği rekabet tarihin tozlu sayfaları arasında yerini alırken, aynı sezonda geçilen Almanya GP’si onun hayatını derinden etkileyecekti.

Yarış öncesi pistin koşulları gerçekten de berbattı ve Lauda yarışın ertelenmesi için diğer pilotlardan destek istedi. Ancak çoğunluğun verdiği kararla yarış başlatıldı. Yarışın ikinci turunda yoldan çıkarak toprak bariyerlere giren ve Brett Lunger’in aracıyla çarpışan Lauda, aracının içerisinde sıkışıp kalmıştı. Bir anda alev alan araçtan Lunger’in çabalarıyla çıkan Lauda’nın vücudunda yanıklar oluştu ve özellikle kafasında bulunan yanıklar endişe vericiydi.

Alev alan araç içerisinde soluduğu toksik gazlardan kaynaklı olarak da hem akciğerleri zarar görmüş hem de kan zehirlenmesi baş göstermişti. Bu talihsiz kazanın ardından hastanede zorlu bir tedavi sürecinden geçen Lauda'nın düşündüğü tek şey ise şampiyonluk adına sezon bitmeden pistlere dönüp dönemeyeceğiydi.

Ailesine karşı gösterdiği tavırla inatçılığının sinyallerini veren Lauda, bu durumda da aynı inatçılığını konuşturdu. Kazadan sadece altı hafta sonra pistlere döndü. Herkes Niki Lauda için sezonun, belki de yarış hayatının bittiğini düşünürken o sadece üç yarış kaçırdı. Gözleri hâlâ tam iyileşmediği için eskisi kadar iyi yarışamıyor ama en azından puanlar alıyordu. Karşısına çıkacak başka bir yağmurlu hava, onun için ölüm olabilirdi. İngiliz rakibi James Hunt ise onun yokluğunda puan farkını kapamıştı. Sezonun son yarışı öncesi Niki Lauda çok az farkla öndeydi. O gün yarış Japonya’da düzenlenecekti ve hava yağmurluydu. Sonraki sürçte Ferrari ile iplerin gerilmesine neden olacak kararla Niki Lauda yarıştan çekildi. Yarışın sonucunda ise James Hunt, genel klasmanda Lauda’nın bir puan önünde yer alarak şampiyonluğa uzandı.

1977 yılı Lauda için oldukça rahat geçti ve kariyerinin ikinci dünya şampiyonluğuna adeta güle oynaya ulaştı. Ancak 1976’daki kararları ve 1977 yılında takım ile yaşadığı bazı sorunlar onu biraz germişti ve artık Kırmızılar’dan ayrılmanın vakti gelmişti...

Daha sonraki iki sezonda Brabham takımı ile yarışan Niki Lauda istediği havayı tam bulamadı ve farklı sektörlere yatırım yapmak amacıyla pistlerden emekli oldu. Ama buna çok fazla dayanamadı; ne de olsa pistlerin varlığında kendi erdemini korumaya çalışan bir isimdi Lauda.

1982 yılında McLaren ile muazzam test sonuçlarına imza atan Lauda aynı yıl pistlere geri döndü ve iki sezon sonra, 1984’te kariyerinin üçüncü ve son dünya şampiyonluğuna ulaştı. 1985 yılında gerçekleşen Avusturya GP’sinin ardından ise bir daha dönmemek üzere emekliye ayrıldı.

1993 yılında Luca di Montezemolo'nun teklifini kabul ederek Ferrari'nin danışmanı olan Lauda, 2000’lerin başlarında ise Jaguar'ın yarış ekibine yöneticilik yaptı. Eylül 2012’de Mercedes AMG Petronas’ın yarış yönetimlerinde görev aldı. Uçaklara olan tutkusundan dolayı 2003 arasında kendisine ait bir havayolu şirketi kurdu ancak 2013 yılında bu şirketi kapattı. 1976’da evlendiği Marlene Knaus’tan 1991 yılında boşandı; 2008’de ise Birgit Wetzinger ile evlendi. Ayrıca; "For The Record: My Years With Ferrari", "To Hell and Black", "The Art and Science of Grand Prix Driving", "The New Formula One: A Turbo Age" adlarında olan dört adet kitap yazdı.

Teknik olarak ise muazzam bir pilottu. Her yarışta pit ekibine verdiği tavsiyeler, kendi aracını geliştirmede kullandığı ince yöntemler, sonuncusundan en yakın takipçisine kadar bütün pilotların tarzını bilmesi, virajlarda sağ arka/sol ön dengesini sağlamadaki muazzam yeteneği, elindeki araçtan maksimum verim alması... Niki Lauda, şampiyon bir pilotta olması gerekenden çok daha fazlasına sahipti.


YORUMLAR
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.