Avrupa'daki Türkiye Kökenli Milletvekillerinin Kuzey Kıbrıs Zirvesi

Avrupa'daki Türkiye Kökenli Milletvekillerinin Kuzey Kıbrıs Zirvesi

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıslı Türkler'in Dünya İnsanlığının Değerlerine Sahip İnsanlar Olarak Kendi Ulusal ve Demokratik Değerlerini de Koruyarak, Barış Sürecinde Yer Almaya Hazır Olduğunu Söyledi. Soyer, Hukukun İnsani ve Demokratik Değerlere Engel Oluşturması Halinde Sorgulanması ve Değiştirilebilmesi Gerektiğini Vurguladı.

Avrupa'daki Türkiye Kökenli Milletvekillerinin Kuzey Kıbrıs Zirvesi

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıslı Türkler'in dünya insanlığının değerlerine sahip insanlar olarak kendi ulusal ve demokratik değerlerini de koruyarak, barış sürecinde yer almaya hazır olduğunu söyledi. Soyer, hukukun insani ve demokratik değerlere engel oluşturması halinde sorgulanması ve değiştirilebilmesi gerektiğini vurguladı.

"Avrupa'daki Türkiye Kökenli Milletvekilleri Kuzey Kıbrıs Zirvesi"nin açılışındaki konuşmasında, Kıbrıslı Türkler'in Kıbrıs sorununu çözmede ciddi temelleri bulunduğunu belirten Soyer, nüfusu 260 bine ulaşan Kıbrıslı Türkler'in oluşturduğu ekonomik değerlerden rakamsal örnekler verdi; nüfusun tümünün okur-yazar olduğunu, genç nüfusun yüzde 70'inin üniversite eğitimi aldığını, farklı fikirlere karşı hoşgörülü bir demokratik kültüre sahip olduğunu anlattı. "Biz, Kıbrıslı Rumlar kadar dünyalıyız, Kıbrıslıyız ve siyasal eşitlik temelinde bu adada var olmak istiyoruz, Avrupalı ve dünyalı olmak istiyoruz" diyen Başbakan Soyer, aynı ana dili ve kültürü paylaştıkları Türkiye halkıyla barış sürecinde yer almak istediklerini vurguladı.

Soyer, coğrafyanın birlikte yaşamaya mahkum ettiği Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan halkları olarak, Doğu Akdeniz'de barış ve huzur içinde yaşamak istediklerini ve bu yönde çaba gösterdiklerini kaydederek, Kıbrıs sorununun çözümünde yaşanan sıkıntılara bakarken, Kıbrıs sorununun çözümünde dünya konjonktüründeki değişimleri iyi okuyup sağlıklı değerlendirmek gerektiğini ifade etmedi.

Rumlar'ın çözüm olmadan AB üyesi olması ve Türkiye'nin üyeliğine engel oluşturan sürecin iyi anlaşılmasını isteyen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs'ın AB üyeliğinin kökeninin Kıbrıslı Türkler'in de yer aldığı 1962'deki Kıbrıs Cumhuriyeti ortak bakanlar kurulu kararına dayandığını bildirdi. Soyer, üyelik başvurusunun Fransa'nın İngiltere'yi vetosu üzerine Kıbrıs'ın AB'yle üyelik görüşmelerini durdurduğunu, 1970'li yıllarda Fransa'nın vetosunu kaldırmasıyla yeniden başladığını anlattı. Soyer, Kıbrıs'ın AB üyeliğinde Kıbrıs Türk halkının da emeği bulunduğunu vurguladı.

1995 yılına kadar kendi sağlık ve orijin belgeleriyle Kıbrıs Türk halkının narenciye, patates ve hellim gibi ürünlerini Avrupa'ya doğrudan satabildiğini hatırlatan Soyer, Rum tarafının İngiltere'de açtığı davada taraf olunmayıp meydanın boş bırakılmasıyla ABAD kararının ortaya çıktığını ve Kıbrıs Türk halkının kendine yeni bir izolasyon çivisi çaktığını söyledi. Soyer, "Çiviyi onlar aldı, ama çekici biz verdik" dedi.

Başbakan Soyer, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurucu ortağı olarak 1962'de AET'ye girmeye onay veren bir halkın, bugün nasıl izolasyon altında yaşadığını sorarak, bunun vicdanen ve hukuken tartışılması gerektiğini vurguladı. "Hukuk, insani ve demokratik olana engelse, siyasal ve demokratik mücadele gerekir. Hukukun sınırlayıcılığına boyun eğmemek lazımdır, sorgulanması insani bir görevdir" diyen Başbakan Soyer, böylesi koşullarda AB'nin hukuki konumunun sorgulanmasını ve "değişmez veri" diye ele alınmamasını istedi.

Tüm dezavantajlara karşı ellerinde ciddi argümanlar bulunduğunu kaydeden Başbakan Soyer, Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türkler'le Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun adayı ziyaret ederek rapor hazırladığını, bu raporda yer alan unsurların hayata geçmesi için çalışmak gerektiğini kaydetti.

Soyer, Türkçe'nin Avrupa'nın ana dillerinden biri olması gerektiğine de işaret ederek, Kıbrıs Lirası (KL) üzerinde kurucu ortaklık gereği Türkçe yazı varken, AB'nin ana dillerinden birinin Türkçe olmasının engellenmesini eleştirdi.

Başbakan Soyer, Kıbrıslı Türkler'in gayri safi milli hasılalarının yüzde 5'inin, Rumlar'ın ise yüzde 6'sının askeri harcamalara gittiğini kaydederek, "Bu rakamlar, bir anlamda kendimize dayalı güvensizliğin oluşturduğu bir gerçektir" dedi.

Kıbrıs sorununun çözümü ve buna bağlı gelişmenin sadece Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında değil, Türkiye ve Yunanistan arasındaki güvensizliğin de azalmasını sağlayacağını vurgulayan Soyer, böylece bu ülkelerin kaynaklarını insanlarının gelişmesine, sosyal ve ekonomik ilerlemeye ayırabileceğini anlattı.

(MG-EA-EA-OK-D)