KKTC Başbakanı Soyer'den Önemli Açıklamalar

KKTC Başbakanı Soyer'den Önemli Açıklamalar

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk Halkının Kıbrıs Sorununun Çözümüne Yönelik Verdiği Mücadelenin Kosova'yla Bağdaştırılmaması Gerektiğini Belirtti. Soyer, 24 Nisan Referandumlarından Sonra Kıbrıs Türk Halkının Varlığının ve Haklılığının Kabul Edildiğini, Kendi Geleceğini Belirleme Yeteneğine Sahip Olduğunun Tespit Edildiğini Vurguladı ve "Bu Gelişmeler Küçümsenmeyecek Adımlardır" De...

KKTC Başbakanı Soyer'den Önemli Açıklamalar

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik verdiği mücadelenin Kosova'yla bağdaştırılmaması gerektiğini belirtti. Soyer, 24 Nisan referandumlarından sonra Kıbrıs Türk halkının varlığının ve haklılığının kabul edildiğini, kendi geleceğini belirleme yeteneğine sahip olduğunun tespit edildiğini vurguladı ve "Bu gelişmeler küçümsenmeyecek adımlardır" dedi. Anayasa değişikliğinin şart olduğunu da ifade eden Başbakan Soyer, anayasanın artık halkın

ihtiyaçlarına cevap verebilecek durumda olmadığını söyledi.

KKTC Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden verilen bilgiye göre, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dün Kanal T'deki bir programa katılarak Kıbrıs konusu ile ülke içerisinde yaşanan son gelişmeleri değerlendirdi. Konuşmasında 2007 yılını değerlendiren Başbakan Soyer, siyasal olaylar değerlendirilirken esas ve asıl olan haklılığın sorgulanmadığını söyledi. 24 Nisan referandumlarından sonra meydana gelen gelişmelerin, gerek Avrupa Birliği gerek diğer ülkeler tarafından sorgulanmasının, siyasi

tartışmalar yapılmasının, Kıbrıs'ta Türk tarafının varlığından dünyada söz edilmesinin, Kıbrıs Türk halkının haklılığını gösterdiğini ifade eden Soyer, dünyanın artık Rumlar'ın haksızlığını ve uzlaşmazlığını konuştuğuna işaret etti. Soyer, Türk tarafının Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik izlediği yol ile referandumlardaki iradesinin, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'u çıkmaza soktuğunu ve Papadopulos'un artık daha fazla çözümsüzlüğe oynayamayacağını söyledi.

Türk tarafının Kıbrıs sorununun çözümündeki politikasının, iki kurucu devletin eşitliğine, iki bölgeli siyasi eşitliğe dayalı bir ortaklık olduğunu ifade eden Soyer, Rum Yönetimi'nin Kıbrıs sorununun çözümünü Birleşmiş Milletler zemininden kaydırarak AB'ye taşımak istediğine dikkat çekti. Soyer, Rum Yönetimi'nin, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde her zaman Kıbrıs sorununu önüne koyduğunu ve şantaj yaptığını da dile getirerek artık bu siyasetin çürüdüğünü kaydetti.

Gazimağusa Limanı'ndan Suriye'ye başlatılan gemi seferlerinin de küçümsenmemesi gerektiğini dile getiren Soyer, Rumlar'ın bu seferleri engellemek için Avrupa Birliği'ne mektup yazdığını ancak Avrupa Birliği'nin Rum Yönetimi'ne, Gazimağusa, Girne ve Gemikonağı limanlarının ambargo altında olmadığı yönünde cevap verdiğini anımsattı. Başbakan Soyer, "Bu limanlar kullanılamaz denirdi. Ancak ilk kez uluslararası bir kuruluş karar alıyor ve limanların kapalı olmadığını söylüyor. Bu da çok güzel bir yol kat

ettiğimizin bir belirtisidir" dedi. Başbakan Soyer, değerlendirme yapılırken bu olumlu unsurların da toplumun önüne konulması gerektiğini vurguladı, "Eleştirmek çok kolaydır ama eleştirirken gerçekleri de görmezlikten gelmemek gerekir" diye konuştu.

Çözümün, Kıbrıs Türk halkının haklı bir talebi olduğunu ve 24 Nisan referandumlarında gösterilen iradeyle bu talebin bir kez daha ortaya çıktığını belirten Soyer, 24 Nisan referandumlarının tarihe işleneceğini, çünkü Kıbrıs'ta ilk kez iki tarafta eş zamanlı olarak referandumlar yapıldığını ve sonuçların da uluslararası camiada benimsendiğini kaydetti. Uluslararası camianın iki halkın iradesini eşit değerde meşru kabul ettiğini ve bunun ciddi bir hukuksallık olduğunu dile getiren Soyer, referandumlardan

sonra Kıbrıs Türk halkının varlığının ve haklılığının kabul edildiğini ve kendi geleceğini belirleme yeteneğine sahip olduğunun tespit edildiğini vurguladı. Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik olarak 2008 yılında ciddi bir inisiyatif yüklenileceğini ve Şubat ayında Güney Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerden sonra bu inisiyatifin belirleneceğini kaydeden Soyer, yıl içinde Kıbrıs konusunda bir hareketlenme yaşanacağını ve bu hareketlenmeye tüm tarafların ihtiyacı olduğunu anlattı. Soyer, 2008 yılında ciddi

devinimlerin gündeme geleceği ve gelişmelerin yaşanacağını kaydetti.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un Güney Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerden sonra çözüme yönelik bir inisiyatif yükleneceğine yönelik açıklamasını anımsatan Soyer "Ban'ın açıklamasını değerlendiren Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yetkilileri ile Türkiye hükümeti ve diğer üst düzey yetkililer bir tez ve ortak bir hedef belirledi. Türkiye hükümeti yetkilileri, belirlenen tezi ve izlenecek politikayı, Birleşmiş Milletler'e ve Amerika Birleşik Devletleri'ne ileterek, dünyanın gözünde resmi bir

duruş belirledi" dedi. Kıbrıs sorununun eşitlik temelinde çözümlenebileceğini vurgulayan Soyer, Kıbrıs Türk halkının kendi devletinde kendi kendini yönetme hakkına ve Rumlar'la eşit haklara sahip olduğunun kabul edilmesinin, çözümün ana unsuru olduğunu ifade etti. Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik verdiği mücadelenin Kosova tipi bir sistemle bağdaştırılmaması gerektiğini belirten Soyer, Annan planının Kosova ile eşit bir durumda ele alınmasının anlamsız olduğunu, Annan planının,

Kosova'nın bağımsızlılığından çok daha iyi bir seviyede olduğunu söyledi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Kıbrıs sorununun çözümünde eğer Rum tarafından kaynaklanan bir tıkanma olursa bunun cevabını Avrupa Birliği vermeli. Avrupa Birliği içerisinde yer alan Rum Yönetimi çözüm istemezken, çözüm isteyen diğer halkın dışarıda kalması Avrupa Birliği'nin ilkeselliği ile bağdaşmıyor" dedi. Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde çözüm isteyen tarafın Kıbrıs Türkü olduğunu ifade eden Soyer, bu girişimlerinin ya Rum Yönetimi'ni caydıracağını ya da dünyanın Kıbrıs Türk halkının

haklılığınvd yönünde cevap veı anlamasına yardımcı olacağını kaydetti. Rum tarafının uzlaşmaz tavrı nedeniyle itibarının sarsıldığını dile getiren Soyer, dünyanın bu gerçekleri anlamasını Kıbrıs Türk halkının 24 Nisan'da ortaya koyduğu iradenin sağladığını belirtti. "Dünün sıkıntısı nedir bunu bilerek ve önümüze koyarak, bugünü en iyi şekilde nasıl kullanırız ve yarına daha güzel nasıl gideriz, ona bakmalıyız. İrademizi bu yönde toparlayıp hareket etmeliyiz" diyen Soyer, birlik ve beraberlik içerisinde

Kıbrıs Türk halkının dünyada tanınacak bir yere getirilmesinin önemli olduğunu söyledi. Rum Yönetimi'nin, Kuzey'in ve Kıbrıs Türk halkının tanınması yönünde korkuları ve endişeleri olduğunu dile getiren Soyer, Papadopulos'un ortaya koyduğu siyaset ile bir tıkanıklık yaşandığını ve bu siyasetin gerçek yüzünün artık ortaya çıkacağını belirtti. Çözüm yönünde 2007'nin umutsuzlukla geçtiği yönündeki söylemleri de eleştiren Soyer, "Bizim kaybımız 1 sene değil 40 senedir. Bu halk 40 senedir çözümsüzdür" diye

konuştu.

Konuşmasında ülkedeki iç politikayı, UBP'nin meclise girmesini ve DP'nin bununla ilgili açıklamalarını da değerlendiren Soyer, başbakan olarak, ana muhalefet partisi UBP veya DP'nin Cumhuriyet Meclisi dışında kalmasını arzulamadığını belirtti.

Kıbrıs Türk halkını en üst düzeyde temsil eden meclisin anlamsızlaşmasını istemediğini belirten Soyer, bir siyasi partinin çok uzun çalışmalardan sonra bir karar aldığını ve alınan bu kararı yargılamak istemediğini söyledi. UBP'nin meclise girişinin eleştirilmesine de karşı olduğunu dile getiren Soyer, "UBP'nin attığı bu adımın değersiz görülmesi hoş bir şey değil. Eleştirmek önemli değil ama beğenmesem de, iddialarına katılmasam da, siyasi değerler olarak attıkları adımları değersizleştirmem" dedi. Siyasi

partilerin aldığı kararlara saygı duyduğunu ve o kararların birer siyasi irade olduğunu ifade eden Soyer, Ulusal Birlik Partisi'nin meclise katılmasıyla demokratik kurumsallaşmaya katkı sağladığını dile getirdi ve Demokrat Parti'yi de mecliste görmeyi arzuladığını ifade etti. Soyer, "UBP ve DP bugüne kadar protesto etmek yerine meclis çalışmalarına katılmış olsaydı, halkın veya hayatın ihtiyaçlarına daha fazla cevap verebileceklerdi" diye konuştu. Siyasette öfke, kin ve nefretin elektriğiyle hareket

edilmesinin sadece zarar getireceğini ifade eden Soyer, öfke ve kini, yağmura dönüşmeyen bir buluta benzeterek, öfke, kin ve nefretle siyaset yapılamayacağını söyledi.

Anayasa değişikliğinin şart olduğunu da ifade eden Soyer, "1999 yılında anayasa değişikliği için çalışmalar başladı ancak bu çalışmalar bir sonuç getirmedi. Bu anayasa artık halkın ihtiyaçlarına cevap verebilecek durumda değil" dedi. Erken seçimi gündeme getiren etkenin, anayasa değişikliği olduğunu dile getiren Soyer, anayasa değişikliği ile seçimin birlikte ele alındığını belirtti, ancak neden birçok kişinin erken seçim üzerinde yoğunlaştığını sordu. "Kimse kimseye dayatma yapmasın. UBP Genel Başkanı

Tahsin Ertuğruloğlu, erken seçim tarihini 2009 Şubat olarak önerdi. Yani Haziran ayı için mi bu kavgalar" diyen Soyer, UBP Genel Başkanı'nın anayasa değişiklerinden vazgeçtiğini söylediğini ifade ederek,"yönünde cevap veUBP Genel Başkanı'nın söylediği benim için dominanttır. Bizim için anayasa değişikliği ile ilgili pozisyon kalktığına göre bundan sonra kimse bizimle seçim tarihini tartışamaz" dedi.

(MG-EA-EA-OK-D)