CHP'li Çakırözer: "Anadolu'da Basın Susturulmuşsa, Yerelde Demokrasi Çökmüş Demektir"
CHP'nin Ege Yerel Medya Buluşması kasamında düzenlenen "Yerelde Gazetecilik" panelinde yerel basınının sorunları tartışıldı. Panelde konuşan CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, yerel basının sorunlarına dikkat çekerek "Anadolu'da basın susturulmuşsa, yerelde demokrasi çökmüş demektir. Anadolu'da basın büyük sıkıntılarla karşı karşıya. Özellikle yerelde artık doğrudan sansürle değil ilan keserek, reklamı yönlendirerek ekonomik olarak boğularak susturulmak isteniyor basın" dedi.
(İZMİR) - CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, yerel basının sorunlarına dikkati çekerek "Anadolu'da basın susturulmuşsa, yerelde demokrasi çökmüş demektir. Anadolu'da basın büyük sıkıntılarla karşı karşıya. Özellikle yerelde artık doğrudan sansürle değil ilan keserek, reklamı yönlendirerek ekonomik olarak boğularak susturulmak isteniyor basın" dedi.
CHP Ege Yerel Medya Buluşması kasamında Tarihi Havagazı Fabrikası'nda "Yerelde Gazetecilik" paneli düzenlendi.
CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer'in moderatörlüğünde gerçekleşen panele İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, Türkiye Gazeteciler Sendikası İzmir Şube Başkanı Nil Kahramanoğlu, İzmir Yenigün Gazetesi İmtiyaz Sahibi Mesut Şimşek ve Halk TV Ege Muhabiri Yağmur Beril Varol panelist olarak katıldı.
Panelin açılışında CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, yerel basının sorunlarına dikkati çekerek "Yerelde gazetecilik o bölgenin insanının meselesidir, o kentin meselesidir ama aynı zamanda demokrasinin aynı zamanda haber almanın meselesidir. Yerelde basın olmazsa halkın çıkarını, kamuoyu yararını kimse korumaz. Kente, doğaya, emeğe karşı işlenen suçları basın olmazsa kim ifşa edecek? Çocuklarımıza okullardaki tarikat baskısını, zeytin bahçelerine çökmek isteyenleri, yangınlarda, depremlerde ihmallerine rağmen rahat bir şekilde yataklarında uyuyanları kim ortaya çıkaracak? O yüzden Anadolu'da basın susturulmuşsa, yerelde demokrasi çökmüş demektir. Anadolu'da basın büyük sıkıntılarla karşı karşıya. Özellikle yerelde artık doğrudan sansürle değil ilan keserek, reklamı yönlendirerek ekonomik olarak boğularak susturulmak isteniyor basın" dedi.
Çakırözer, şunları kaydetti:
"Basın İlan Kurumu'nun 2024 yılı faaliyet raporuna göre Anadolu'da 103 gazete ilan hakkından feragat etmiş. Durduk yerde insan zorla, çok sıkıntılarla aldığı ilan hakkından feragat etmez. Kapanmaya ya da birleşmeye zorlanmış bu gazeteler Anadolu'da. Diğer tarafta gazeteciler işsizlik kıskacıyla karşı karşıya. Haberi, sosyal medya paylaşımı nedeniyle soruşturmalar, davalarla, gözaltılarla, tehditlerle karşı karşıya. Yılın başında Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanma sonrasında başlayan Saraçhane protestolarında sadece İstanbul'daki meslektaşlarımız değil, İzmir'de de yine gözaltılar yaşandı. Bugün Türkiye'nin dört bir yanında gazeteciler iktidara yakın isimlerin baskısıyla haber yapamaz halde. Gazeteciler soruşturmalarla, davalarla, tazminat cezalarıyla, tehditlerle, tutuklulukla susturulmak isteniyor. Gazetecilerin örgütlenme hakkı ellerinden alınıyor. Bizler bunların karşısında yılmayacağız, susmayacağız. Parti programımızı kurultayda belirledik. Halkın haber alma hakkı başta olmak üzere, basın özgürlüğü mücadelesi veren basın emekçilerimizle yan yana omuz omuza olmaya devam edeceğiz. Bunu da parti programımızda gösterdiğimiz gibi bundan sonra da hükümet programımızda göstereceğiz."
Gappi: Basın Kanunu değişmeli
İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi ise yerel basının yapısal sorunlarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Artık sözü bırakıp formül üretmeliyiz. Çünkü istikameti olmayan laf, laf-ı güzaftır. Tekliflerimiz net: Önce Basın Kanunu değişecek. Dijital ekosistemde gazetecilik tanımını yeniden ele alacağız. Kazancını bu meslekten etik değerlerle elde etmeyen, gazeteciliği diğer yan dallar arasında bir hobi ve itibar meselesi olarak gören, etik değerleri çiğneyenlerin bu mesleği kullanmasına izin vermeyen bir Basın Kanunu oluşturmak zorundayız. Yeni bir yapı oluşturmak zorundayız. İster baro benzeri bir yapılanma ile ulusal düzeyde, ister her kentte tek ve güçlü bir meslek örgütüyle birlikte; basın kartlarının bu meslek örgütleri tarafından verildiği yeni bir yapılanmayı oluşturmak zorundayız. Düzenli ve sistematik geliri olmayan hiçbir şey özgür olamaz. Bizim nerede düzenli ve sistematik gelirimiz var? Basın İlan Kurumu'nda. Son beş yılda iki binin üzerinde yerel gazete kapandı. Ama meselemiz sadece bu değil. Şimdi bu kriterler hala tartışmalı. Tık savaşları evet, doğru. İki yıldır yaşadığımız çileyi sözcüklerle anlatamayız. Biz yerel basından, konvansiyonel basından dijital basına nasıl geçtik? Öyle büyük kabuslar yaşandı ki… 'Devlet verecek mi, vermeyecek mi? Nasıl olacak? ya vermezse? Bu istihdamı nasıl sağlayacağız?' Neden bu kabusları gördük? Çünkü mesele sadece ulusal düzeyde değil. Yerel iktidarlarda da çok sorun var. Bir kere, kendini öven medyayı artık herkes desteklemek istiyor. Türkiye'de bu yeni bir hastalıktır. Elbette demokrasinin tezahürü basındır ama deli deliden, imam ölüden hoşlanır. Eleştirdiğimiz yapıların çoğu da maalesef bugün yerel yönetimler ve yerelden doğan kamu kaynaklarıyla doğuyor. 'Hangi internet sitesi?' diyorsunuz. 'Bu internet siteleri nasıl yaşıyor?' diyorsunuz. 'Nasıl çoğaldı?' diyorsunuz. 'Gazeteci kim?' diyorsunuz. Ama bir bakıyorsunuz ki bu kaynaklar aslında çoğunlukla onlara yerelden sağlanıyor. Neden? Çünkü kriterimiz yok. Ulusalda kriterler az çok var. Basın İlan Kurumu'nun bazı kriterleri var ama yerelde hiçbir kriter yok. Kamu kaynağını eline geçiren, kendine en yakın olanı desteklemekle işi götürmeye çalışıyor. Medya sahipliği yapısı çok büyük sıkıntı içerisinde. Gazeteci sahibi olan, gazeteci olan medya kuruluşlarını desteklemek zorundayız. Dijitalleşme çağında dört-beş gazetecinin bir araya gelerek gerçek habercilik yapan internet sitelerini desteklemek zorundayız. Basın kartı olanları… Yerel kanallarımız var. Televizyon kanalları artık çok zor durumda. Ulusal ve dijital mecralarla başa çıkmaları çok zor. O yüzden yerel kanalların özellikle uydu kiralarında mutlaka desteklenmesi gerekir. Dijital abonelik ve dijital gelir diyoruz ama maalesef henüz lafta kalıyor.
"Bir meslektaşımız Aydın'da dövüldü"
Dün gece bir meslektaşımız Aydın'da dövüldü. 10 Ocak nasıl bayram olsun? Hangi bayram? Ne bayramı? Enver Aysever düşünceleri nedeniyle cezaevindeyken, Merdan Yanardağ yine düşünceleri nedeniyle cezaevindeyken hangi bayram? Bayram falan değil. Ocak ayı çok çok önemli bir ay. Metin Göktepe, Hrant Dink, Onat Kutlar, Uğur Mumcu'nun öldürüldüğü ay. Benim meslektaşlarım bugün çok düşük asgari ücretin biraz üzerinde maaşlarla bu sektörü var etmeye çalışıyor. Bu sektör herhangi bir sektör değildir. Yapılan haberler hiç kolay haberler değildir. Yerel basın hala taşra olarak görülüyor. Kaynakların çok azı yerel basında kalırken, ulusal basına en az iki yüz bin liralık kaynaklar aktarılıyor. Nasıl büyüyeceğiz? Nasıl gelişeceğiz? Haber meta değildir. Haber para değildir. Haber, kamu adına yapılan bir hizmettir. O zaman kamu gücünü doğru ve nitelikli habercilik yapan kurumlara nasıl yönlendireceğimizi birlikte konuşmak zorundayız. Yapmak zorundayız. Ancak o zaman 10 Ocakları yeniden bayram olarak kutlayabiliriz."
Kahramanoğlu: Gazeteciler ekonomik krizden azade değil
Türkiye Gazeteciler Sendikası İzmir Şube Başkanı Nil Kahramanoğlu da gazetecilerin gündelik çalışma koşullarına ve ekonomik güvencesizliğe dikkati çekti. Kahramanoğlu, gazetecilerin artık yaptıkları haberlerin doğrudan öznesi haline geldiğini belirterek şöyle konuştu:
"Güne nasıl başlıyorsunuz diye soruluyor ya… 'Bugün kim gözaltına alındı? Bugün kim işten çıkarılacak? Bugün kimin iş yerinde sorun var?' Daha buraya gelirken iki arkadaşım yazdı; 'Sizinle görüşmek istiyoruz, yaşadığımız bir sorun var' diye. Daha önce işten çıkarılmış ama alacaklarını çözememiş arkadaşlarla görüştük. Bizim gündemimiz genellikle bunlar. Türkiye'de çok derin bir ekonomik kriz var ve gazeteciler bu krizden azade değil. Her gün yoksulluk ve açlık haberleri yapıyoruz ama artık biz gazeteciler de bu haberlerin öznesiyiz. İşsizliğin, ekonomik sıkıntıların ve iş güvencesinin yoğun biçimde sorgulandığı bir dönemden geçiyoruz. Yerel basın bunu çok daha derinden hissediyor. İzmir basınında dokuz gazeteden üçünü özellikle ayırmak istiyorum. Sendikalı olan, toplu sözleşme imzalayan ve çalışanlarının haklarını tüm zorluklara rağmen korumaya çalışan gazeteler de var."
Toplantıda ayrıca İzmir Yenigün Gazetesi İmtiyaz Sahibi Mesut Şimşek ile Halk TV Ege Muhabiri Yağmur Beril Varol da yerel gazeteciliğin karşı karşıya olduğu sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.















