Yen Müdahalesi: Küresel Etkiler ve Jeoekonomik Dengeler

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

ABD ve Japonya, yenin değer kaybını sınırlamak için 30 yıl sonra ortak müdahalede bulundu. Ancak bu müdahale, Japonya'nın sıra dışı para politikasının sınırlarını, küresel carry trade kırılganlığını ve ABD'nin Asya'daki jeoekonomik çıkarlarını ortaya koyuyor. Uzmanlar, çözümün kolay olmadığını vurguluyor.

Türk-Alman Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Semih Emre Çekin, ABD ve Japonya'nın yenin değer kaybını sınırlamaya yönelik ortak müdahalesinin arka planını ve küresel yansımalarını AA Analiz için kaleme aldı.

***

ABD ve Japonya, 31 Temmuz 2026'da Japonya'nın para birimi olan yenin değer kaybını sınırlamak amacıyla yaklaşık 30 yıl sonra yeniden birlikte döviz piyasasına müdahale etti. Müdahalenin sonucunda değer kazanan para birimi, sadece birkaç gün sonra tekrar değer kaybetmeye başladı. Bu gelişme ilk bakışta Japon ekonomisine özgü bir sorun gibi değerlendirilse de yenin son 40 yılın en düşük seviyelerine gerilemesi, Japonya'nın yıllardır uyguladığı sıra dışı para politikasının sınırlarını, küresel "carry trade" mekanizmasının kırılganlığını ve ABD'nin Asya'daki ekonomi ve güvenlik alanlarındaki ittifaklarını aynı anda gündeme getiriyor. Bu nedenle ABD Hazinesinin yenin savunulmasına katılması, basit bir kur müdahalesinin ötesinde anlamlar taşıyor.

Japonya bu aşamaya nasıl geldi?

Japonya, 1990'lardan itibaren düşük büyüme ve deflasyonla mücadele etmek için dünyadaki en gevşek para politikalarından birini uyguladı ve süreç özellikle 2012 sonrasında hızlandı. Japonya Merkez Bankası (BoJ) büyük miktarda Japon devlet tahvili satın aldı, 2016'da ise 10 yıllık tahvil faizini sıfıra yakın tutmayı hedefleyen "getiri eğrisi kontrolü" politikasını uygulamaya başladı. Bunun sonucunda Japonya'nın faiz oranları, ABD ve diğer gelişmiş ülkelere kıyasla çok düşük kaldı ve faiz farkı giderek açıldı.

Bu politika Japon devletinin borçlanma maliyetini uzun süre düşük tuttu ancak aynı zamanda yenin zayıflaması için de güçlü bir mekanizma oldu. Düşük faizli yenden borçlanıp daha yüksek getirili dolar veya diğer para birimi cinsinden varlıklara yatırım yapmak, yani "carry trade", küresel piyasalarda önemli bir stratejiye dönüştü. Nitekim faiz farkının açıldığı dönemlerde yabancı yatırımcıların yen cinsinden tahvilleri sattığı ve yenin değer kaybettiği görülüyor. Bu gelişmelerle birlikte Japon kamu sektörü de geniş bilançosu nedeniyle adeta dünyanın en büyük döviz "carry trader"larından biri haline geldi.

Sorun, bu düzenin tersine çevrilmesinin kolay olmaması. BoJ enflasyonu sınırlamak ve yeni güçlendirmek için faizleri daha hızlı yükseltirse, Japon kamu sektörünün faiz giderleri hızla artar. Üstelik sorunun diğer tarafında kur riski de var. Dolayısıyla BoJ bir ikilemle karşı karşıya: Faizi yükseltmek bilançoya ve kamu maliyesine zarar verebilir, düşük tutmak ise yenin daha fazla değer kaybetmesine ve enflasyonist baskının artmasına yol açabilir.

Bu müdahaleyi eski müdahalelerden ayıran ne?

Japonya geçmişte de para biriminin aşırı hareketlerini sınırlamak için döviz piyasasına müdahale etti. Ancak son müdahale, ABD'nin de sürece katılmasıyla farklı bir boyut kazanıyor. Yaklaşık 30 yıl önce Asya finans krizinin yaşandığı dönemde görülen türden bir koordinasyonun yeniden ortaya çıkması, ABD'nin yen meselesini yalnızca Japonya ile sınırlı bir ekonomik sorun olarak değerlendirmediğini gösteriyor. ABD'nin iki önemli kaygısı olabilir: Birincisi, 1997'deki Asya krizinin akabinde gözlemlenen rekabetçi devalüasyonların bölgeye yayılması. Asya'nın Çin'den sonra en büyük ikinci ekonomisi olan Japonya'nın para biriminin hızlı değer kaybı, diğer Asya ekonomilerinde de ihracat rekabetini korumak amacıyla para birimlerini zayıflatma baskısı yaratabilir. İkincisi ise Japonya'nın, ABD tahvil faizlerinin zaten yükseldiği bir dönemde elindeki büyük Amerikan Hazine tahvillerinin önemli bir kısmını satma ihtimali. Böylesi satışlar ABD tahvil piyasasında ilave faiz baskısı yaratabilir.

Dolayısıyla ABD'nin amacı yalnızca yenin değerlenmesini sağlamak değil, Japonya'da kur, tahvil ve faiz piyasaları arasında birbirini besleyen bir istikrarsızlık zincirinin oluşmasını ve bunun Asya ekonomileri, Amerikan ekonomisi ve küresel ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerini engellemek.

Jeoekonomik faktörler

ABD ile Çin arasındaki rekabet artık yalnızca ticaret tarifeleri veya teknoloji kısıtlamaları üzerinden yürümüyor; finansal sistemler ve sermaye akımları da bu rekabetin bir parçası. Nitekim müdahalenin Çin ile stratejik rekabetin ekonomik boyutunun öne çıktığı bir döneme denk gelmesi, ABD-Japonya finansal işbirliğine farklı bir anlam kazandırıyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, müdahalenin akabinde yaptığı 3 Ağustos 2026 tarihli açıklamada, ekonomik güvenliğin milli güvenlik olduğunu ve ABD'nin müttefiklerini destekleyeceğini vurguladı. Çıkan bazı haberlere göre, ABD Hazinesinin müdahale sürecinde yeni desteklemek için avro satması ve Avrupalı yetkililerini süreç hakkında bilgilendirmemesi ise Trump hükümetinin Avrupa'ya karşı benimsediği soğuk tutumun bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

Japonya, ABD'nin Asya'daki en önemli ekonomik ve stratejik ortaklarından biri. Bu nedenle Japon finans sisteminde ciddi bir sarsıntı ABD açısından üç farklı sorun yaratabilir. Birincisi, bölgesel finansal güven zedelenir ve Asya'da kur savaşları ihtimali yükselir. İkincisi, Japon sermayesinin ABD tahvil piyasasından çekilmesi ABD'nin finansman maliyetlerini artırabilir. Üçüncüsü ve daha önemlisi, ABD'nin Çin karşısında oluşturmaya çalıştığı ekonomik ittifak sisteminin önemli ayaklarından biri zayıflar.

Başka bir ifadeyle ABD bugün yeni savunurken yalnızca Japonya'ya yardım etmiyor, kendi finansal çıkarlarını ve Asya'daki jeoekonomik düzeni de koruyor. Bu, 1990'ların müdahalelerine kıyasla önemli bir fark. O dönemde temel kaygı bölgesel finansal krizin yayılmasını önlemekti. Bugün ise buna küresel carry trade, devasa kamu bilançoları, ABD tahvil piyasasının kırılganlığı ve Çin'le stratejik rekabet gibi yeni katmanlar eklenmiş durumda.

Kolay bir çıkış var mı?

Japonya'nın önündeki seçenekler hem sınırlı hem de farklı sorunları beraberinde getiriyor. Faizleri hızlı artırmak yeni güçlendirebilir fakat aynı zamanda kamu borcunun finansman maliyetini yükseltir ve bilanço zararlarını büyütebilir. Faizleri düşük tutmak ise yen üzerindeki baskının ve enflasyon riskinin devam etmesine neden olabilir. Bu nedenle ortak döviz müdahalesi kısa vadede piyasaya güçlü bir sinyal verse de tek başına yapısal sorunu çözmüyor. Nitekim müdahalenin sonunda yen hızlıca değer kazanmış olsa da müdahaleden birkaç gün sonra tekrar değer kaybetmeye başladı.

Ortaya çıkan tablo aslında Japonya'nın yaklaşık 30 yıldır uyguladığı para politikası deneyinin sınırlarını ve risklerini gösteriyor. ABD'nin devreye girmesi ise bu maliyetlerin yalnızca Japonya'ya ait olmadığını ortaya koyuyor. Yenin istikrarı artık Japon para politikasından çok daha büyük meselelerin, küresel finansal istikrarın, ABD'nin kendi finansman koşullarının ve Asya'daki jeoekonomik güç dengesinin bir parçası haline gelmiş durumda.

[Doç. Dr. Semih Emre Çekin, Türk-Alman Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesidir.]

Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: AA
Haberler.com
2000

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.