ABD'nin Venezuela Saldırısı... Prof. Dr. Haluk Alkan: "Uluslararası Hukuk Küresel Sistemde Arka Plana İtildi"

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

İstanbul Ticaret Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Alkan, uluslararası hukukun artık dünya sisteminde çok gelirlere itildiğini belirterek, "Kendi güç alanlarını tahkim etmeyen uluslar veya bölgesel işbirliğini geliştiremeyen ülkeler bu süreçten çok olumsuz etkilenecek" dedi.

(ANKARA) - İstanbul Ticaret Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Alkan, uluslararası hukukun artık dünya sisteminde çok gelirlere itildiğini belirterek, "Kendi güç alanlarını tahkim etmeyen uluslar veya bölgesel işbirliğini geliştiremeyen ülkeler bu süreçten çok olumsuz etkilenecek" dedi.

İstanbul Ticaret Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Haluk Alkan, ABD'nin Venezuela'ya yönelik saldırılarını, ANKA Haber Ajansı'na değerlendirdi.

Venezuela'ya yapılan saldırının arka planında, ABD'nin 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi'nde yer alan bazı ilkeler olduğunu ifade eden Alkan, "Daha önce biz ABD dış politikasını hep Trump'ın söylemleri üzerinden değerlendiriyorduk fakat yeni yayınlanan 2025 Güvenlik Stratejisi değerlendirildiğinde bu söylemin ABD'nin küresel stratejisine de yansıtıldığını gördük. Başka bir ifade ile karşımızda sadece Trump'ın söylemleri yok, aynı zamanda ABD'nin bölgesel ve küresel stratejisi var" diye konuştu.

"Küresel aktörler 'benim önceliklerim esastır' diyor"

Bu stratejinin temel ekseninin, "Monroe Doktrini'ne dönüş" olarak nitelendirildiğini kaydeden Alkan, şunları kaydetti:

"Küresel anlamda Monroe Doktrini'ni revize etmek ve dönüşüm yapmak istiyorlar. Buna 'seçici çok taraflılık' stratejisi diyebiliriz. Bu politikanın temel argümanı şu: 'Benim önceliklerim esastır' diyor küresel aktörler. 'Uluslararası sistemde bugüne kadar oluşturulmuş herhangi bir statükoyu tanımıyorum' diyorlar, 'güç dengelerini yeniden şekillendirebilirim ve statüyü değiştirecek şekilde dünya siyasetine müdahale edebilirim' diyorlar. Bunu yaparken işbirliği yapacakları aktörleri seçiçi ve soruna ilişkin olarak değişken bir politika ile belirliyorlar. Daha zayıf aktörlere 'ya benim istediğim şekilde ortak hareket ederiz ya da ben seni karşı tarafa iter ve cezalandırırım' deniyor.

Peki devlet kendine sunulduğu şekilde hareket ettiği zaman güvenilir bir işbirliği içine alınıyor mu? Hayır. Bu sefer sizden başka şeyler isteniyor. Bunun en güzel örneği Ukrayna oldu. ABD, Ukrayna sorununda hızla Avrupa'nın izlediği siyasetten ayrıştı, ABD çılarlarını esas alarak ikili ilişkiler temelinde Ukrayna'ya değerli madenlerle ilgili anlaşmayı dayattı. Avrupa'ya 'Kazanan ben olacağım' dedi. Ancak Ukrayna'nın anlaşmayı kabul etmesi bu ülkeye Rusya işgali konusunda bir güvence sağlamadı. Gelinen noktada ABD Ukrayna'ya topraklarının işgalini kabullenen bir barışa 'evet' demesi yönünde baskı uyguluyor şu an. Dolayısıyla zayıf devletler veya bölgesel işbirliğine yönelen devletler açısından küresel güçlerin bu siyasetleri son derece tehlikeli bir hal alıyor. Küresel güçler yeniden şekillendirdikleri çıkarları doğrultusunda çatışmayı, baskıyı, müdahaleyi açık açık bir araç olarak kullanıyorlar. Zayıfsanız bu politikaları engelleyecek hiçbir normu tanımıyorlar. Venezuela'da yaşananlar bunun somut örneklerinden biridir. Statükoyu değiştirecek biçimde Venezuela'ya müdahale ettiler. Bu müdahale biliyorsunuz Maduro ve eşinin haysiyet kırıcı biçimde alınması, ABD'ye getirilmesi ve daha da ötesine geçerek 'Artık biz bu ülkeyi yöneteceğiz, istediğimiz sistemi oluşturana kadar da buradayız' noktasına geldi. Yeni Dünya sisteminin bu temelde şekillendirilmeye çalışıldığı bir döneme girdiğini söylememiz gerekiyor."

"Uluslararası hukuk  ve normlar artık dünya sisteminde çok gelirlere itilmiş durumda"

Prof. Dr. Alkan, uluslararası hukukun artık dünya sisteminde çok gelirlere itildiğini belirterek, "Bunu anlamamız lazım. Kendi güç alanlarını tahkim etmeyen uluslar veya bölgesel işbirliğini geliştiremeyen ülkeler bu süreçten çok olumsuz etkilenecek. Aslında 90'larda Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla birlikte aşama aşama bu noktaya gelindi. Neo-liberal bir dünya sistemi arayışı, 'turuncu devrimler'le, askeri darbelere yeniden dönüşle devam etti. Geçiş süreci politikaları dünyanın değişik bölgelerinde dirençle karşılaşınca bunu anlamak yerine müdahale etme stratejileri öne çıkartıldı. Artık diplomatik söylemlere, demokrasi ve uluslararası hukuka vurgu yapmaya gerek bile duyulmuyor" değerlendirmesini yaptı.

Bu yönelimin yalnızca ABD için söz konusu olmadığını, Rusya'nın 2008 yılında Gürcistan, Güney Osetya işgali için de aynı şeylerin söylenebileceğini ifade eden Alkan, Ukrayna'da yaşananlar, Çin'in Tayvan politikası veya Hindistan yönetiminin Müslüman'lar yönelik politikalarından örnekler verdi. Alkan, "İsrail'in Gazze'de uluslararası hukuku hiçe sayacak şekilde soykırım yapması, küresel aktörlerin bu saldırganlığı bırakın görmezden gelmeyi, açıkça meşrulaştırmaya çalışmaları, yaşanan vahşeti dile getiren akademisyenlerin, yöneticilerin işlerini kaybetmeleri veya protestolara katılan öğrencilerin eğitim haklarının ellerinden alınması da bu değişimin bir göstergesidir" ifadesini kullandı.

"Bunun karşı dalgayla tersine döndürülmesi şu an çok zor"

ABD'nin Venezuela saldırısına gelen tepkiler hakkında da konuşan Alkan, "Sosyolojik anlamda tepkiler elbette olacaktır. Toplumlar buna tepki gösterecektir. Ama şunu kabul edelim ki dünya siyasetinde şu an güç belirleyici. Güç, güçten anlıyor maalesef. Şu an küresel aktörlerin kendi güvenlik alanlarını yeniden inşa ettikleri bir dönemi yaşıyoruz. Bunun karşı dalgayla tersine döndürülmesi çok zor. Karşı direnç zamana yayılan süreçlerle şekillenir. Revizyonist güce dayalı politikalara popüler desteğin yüksek olduğu bir dönemden geçiyoruz" dedi.

"Venezuela'da bir direniş ekseni gelişebilir"

Latin Amerika'da 1980'lerden sonra ortaya çıkan ve ABD hegemonyasına karşı alan açmaya çalışan siyasi girişimlerin hemen hemen tamamının bir toplumsal desteği bulunduğuna işaret eden Alkan, şöyle konuştu:

"Bu toplumsal desteğin zamanla bir direniş ekseni geliştirebileceğini düşünüyorum. Ama bu tepki sert güce dayalı ABD baskısını firenleyebilir mi bilemeyiz. Latin Amerika ekonomileri, küresel ekonomik güçlere bağımlılık temelinde yapılandırılmış ekonomiler. Bu yapılanmaya siyasal aktörlerce yapılan her müdahale küresel güç odakları ve devletler tarafından tehdit olarak algılanıp sert şekilde cezalandırılıyor. Tarihte bunun bir çok örneği var.

Latin Amerika'da petrolü millileştirmek, katma değeri yüksek olan ürünleri millileştirerek bunu devletin yöneteceği bir sürece aktarmak her zaman halka yaramıyor maalesef. Bu sefer de siyasi elitlerin elinde bir para birikiyor ve paranın kontrolü ile ilgili sorunlar ortaya çıkıyor. Yolsuzluk olayları gündeme geliyor. Latin Amerika, bu iki uç arasında savrulan bir siyasi ekonomi politiğe sahip bir bölge. Ama şunu unutmamamız lazım. Bu ülkelerde milli anlamda toplumlarını düşünerek ekonomiyi yönetmek isteyen siyasi otoriteler tarihin her döneminde ABD ve küresel güçler tarafından cezalandırıldılar. Bu duruma şu ana kadar kurumsal liderlik temelinde kalıcı bir tepki de gelişemedi veya gelişmesine izin verilmedi."

Kaynak: ANKA / Güncel
Haberler.com
500

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.