40'ından Sonra Baba Adayları İçin Oksidatif Stresten Korunma Yolları

40'ından Sonra Baba Adayları İçin Oksidatif Stresten Korunma Yolları

Oksidatif stresin özellikle ileri yaş baba adayları için önemli bir sorun olduğunu söyleyen Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Kaan Aydos, oksidatif stresten korunma yollarını anlattı.

İLANDIR

Oksidatif stres, çocuk sahibi olamayan çiftlerde erkeği tehdit eden en önemli faktörlerden birisidir. Çünkü yumurtayı dölleyecek olan spermin en can alıcı yeri olan genetik malzemesini, yani DNA'sını bozar. Genetik malzemesi bozuk bir sperm ise ya yumurtayla birleşemez ya da birleşse bile embriyo rahimde tutunamayarak düşükle sonuçlanır. Gerçekten de izah edilemeyen düşük olgularının en başta gelen problemleri arasında erkekte hasarlı DNA içeren spermlerindeki artış gösterilmiştir. İşte oksidatif stres, spermlerde DNA hasarını artırarak gebeliği önler.

Oksidatif stres demek, spermlerin içinde yüzdüğü seminal sıvıda zararlı oksijen metabolitlerinin (ROS) artışı anlamına gelir. Bunlar aslında belli bir düzeyde yapılarak, spermin normal işlevlerini görmesini sağlar. Testislerde üretilen bazı koruyucu enzimler de ROS'un fazla yapılmasını önler. Ancak lökositler yani iltihap hücreleri ya da morfolojisi bozuk spermler artmışsa, bunlar fazladan ROS üretilmesine neden olurlar. Eğer üretilen ROS miktarı, testislerin koruyucu enzimlerinin gücünü de aşarsa, işte o zaman bu maddeler yarar yerine spermlere zarar vermeye başlar.

Erkeklerde de yaşlandıkça, testislerin koruyucu enzim yapım gücü azalır. Bir yerden sonra seminal sıvıda zararlı metabolitler artarak birikmeye başlar. Bunlar önce spermlerin zarlarını parçalayarak içine girerler. Daha sonra da enerji makineleri olan mitokondrilerinin çalışmasını bozar. Böyle spermlerin hareketi yavaşlayarak yumurtayı delme güçleri kalmaz. Zamanla spermlerin genetik malzemeleri de etkilenmeye başlar. DNA hasarı arttıkça, yumurtanın döllenmesi zorlaşır, döllenme gerçekleşse bile rahimde tutunamayarak düşükle sonuçlanır.

40 yaş üzeri erkeklerde böyle bir risk söz konusudur. İlişki sırasında atılan semen volümü azalır, spermlerin sayısı, hareketi ve şekli bozulur. Burada kanda testosteron hormonunda azalma, damar darlıkları, diyabet, yüksek tansiyon gibi sistemik hastalıklar, prostatit, obezite gibi eşlik eden başka faktörler de söz konusu olmakla birlikte, spermleri asıl etkileyen unsur, oksidatif stresten kaynaklanmakta. Çünkü klasik sperm değerleri ile gebelik gelişmesi arasında her zaman doğrudan bir ilişki bulunmayabilir. Oysa spermler detaylı olarak incelenir ve DNA'larındaki hasar durumu araştırılırsa, buradaki hasarların gebeliği doğrudan etkilediği görülebilir. Gerçekten de, yapılan geniş çaplı meta-analizler, gebelik kayıpları ile sperm DNA hasarları arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu ortaya koymuştur.

Çok sayıda bilimsel araştırma, erkekte yaş ilerledikçe hasarlı DNA içeren sperm sayısında artış olduğunu göstermekte. Sperm sayısı normal bile olsa, böyle spermler hasarlı DNA barındırabilir. İşte bu nedenledir ki sperm tahlilleri normal olan çiftlerde de gebelik gelişmeyebilir. Oysa bunlarda DNA hasarı araştırılsa, arttığı görülecektir. Her ne olursa olsun, erkeğin 40, kadının da 35 yaşı geçtiği durumlarda gebelik olasılığı düşme eğilimine başlar. Tüp bebekte de aynı sorun söz konusudur. Erkeğin her 5 yıllık yaşlanması, canlı doğum oranlarını %26 düşürmekte.

O halde, ileri yaş erkeklerde baba olma şansını artırmak için neler yapılmalı? Bu konuda bazı tedbirler almak mümkün. Örneğin eğer varsa varikosel onarılmalı, yaşam tarzı yeniden düzenlenmeli ve antioksidan ürünlerle desteklenmelidir. Antioksidan ürünler, oksidatif strese neden olan zararlı oksijen metabolitlerini nötralize eder. Böylece spermlerin membran ve genetik malzemesinin yıkımının önüne geçilebilir. Daha önce de bahsettiğimiz gibi, yaşa bağlı olarak testislerin antioksidan kapasitesi azalmakta. Gerek beslenme alışkanlığındaki bozulmadan gerekse metabolizmada başlayan aksamalardan dolayı, böyle vitaminlerin ve moleküllerin kandaki düzeyi düşer. Dışarıdan C ve E vitamini, selenyum, çinko, folik asit, N-asetil sistein, L-karnitin ve ko-enzimQ10 alınması bu yönde faydalı olabilir. Ama her ilaç kullanımında olduğu gibi, bu ürünler kontrolsüz tüketilmemelidir. Mutlaka oksidatif stresin artmış olduğu testlerle ortaya konulmalı ve bu ürünlerin kullanımına mani bir durumun bulunmadığı gösterilmiş olmalıdır. Fazla miktarda alınmaları da ciddi yan etkiler yaratabilir. Kesinlikle kontrol altında ve belli bir süre için kullanılmalı, düzelmenin sağlanamayacağı anlaşılırsa, gereksiz yere devam edilmemelidir. Günümüzde oksidatif stresi ölçmeye yarayan son derece hassas testler yapılabilmekte.

Diğer yandan, sigara ve elektromanyetik dalgalar oksidatif stresin başta gelen nedenleridir. Erkekte sigaranın kesilmesi ve elektronik ortamlardan mümkün olduğunca sakınılması bile sperm sağlığı için önemli katkı sağlar. Semende enfeksiyon ajanları ve lökosit miktarı araştırılıp, tedavi edilmelidir. Çevresel endüstriyel zararlı maddelere maruziyet varsa önlemi alınmalı, günlük alışkanlıklar yeniden gözden geçirilmelidir.

Netice olarak oksidatif stres, özellikle ileri yaş baba adayları için önemli bir sorundur. Ancak bunu ortaya koyacak hassas testler de var. Bunların sonucuna göre gerekli tedavi ve düzenlemelerin yapılması, sperm sağlığının korunması ve düzeltilmesinde gerek doğal yolla gerekse üremeye yardımcı tekniklerde yüz güldürücü sonuçların alınması anlamında önemli bir yer tutar.

Prof.Dr. Kaan AYDOS