Dijital istismarın yarısı tanıdıklardan geliyor
Kaspersky araştırmasına göre, teknoloji destekli istismar mağdurlarının yaklaşık yarısı faili sosyal çevresinden tanıyor. Z kuşağı daha fazla etkilenirken, kadınların yüzde 62'si çevrim içi ortamda kendini güvensiz hissediyor.
Kaspersky, dünya genelinde 7 bin 600 katılımcıyla gerçekleştirilen araştırmasına dayanan teknoloji destekli istismar raporunun ikinci bölümünü yayımladı.
Şirketten yapılan açıklamaya göre, araştırma, teknoloji destekli istismara maruz kalanların yaklaşık yarısının, faili kendi sosyal çevresinden tanıdığını ortaya koydu.
Bulgular, ayrıca kuşaklar ve cinsiyetler arasında belirgin farklılıklara işaret ediyor. Z kuşağı katılımcılarının yaklaşık yüzde 60'ı son bir yıl içinde en az bir tür dijital istismara maruz kaldığını belirtirken, kadınların yüzde 62'si çevrim içi ortamda kendini güvensiz hissettiğini ifade etti. Erkeklerde ise bu oran yüzde 54 olarak kaydedildi.
Kaspersky'nin şirket içi pazar araştırma merkezi tarafından 19 ülkede 7 bin 600 katılımcıyla yürütülen çalışma, çevrim içi istismarın genel kanının aksine çok daha kişisel boyutlarda olduğunu gösteriyor.
Teknoloji destekli istismara maruz kalanların yüzde 40'ı faili tanımadığını belirtirken, yaklaşık yüzde 50'si failin kendi sosyal çevresinden biri olduğunu ifade ediyor.
Vakaların yüzde 15'inde failler arkadaşlarken, bunu mevcut partnerler (yüzde 10), iş arkadaşları (yüzde 8), aile bireyleri (yüzde 7) ve eski partnerler (yüzde 6) takip ediyor. İstismarcıların mağdura yakın kişilerden çıkma oranının ortalamanın üzerinde olduğu ülkeler arasında ABD, İtalya, İspanya, Birleşik Krallık, Hindistan ve Endonezya yer alıyor.
Araştırma, arkadaşları, partnerleri veya aile üyeleri tarafından istismara maruz kalan kişilerin, aynı gruplara yönelik istismarcı davranışlarda bulunduklarını belirtme olasılığının da anlamlı ölçüde daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bu durum, teknoloji destekli istismarın zamanla normalleşebildiğini, karşılıklı bir hal aldığını ve kendi kendini besleyen bir döngüye dönüştüğünü gösteriyor.
Teknoloji destekli istismara yönelik farkındalık ve algı, dijital okuryazarlık ile çevrimiçi deneyim farklılıklarını yansıtacak şekilde yaş gruplarına göre ciddi değişiklikler gösteriyor. Akıllı telefonlar ve sürekli çevrim içi olma kültürüyle büyüyen Z kuşağı katılımcılarının yüzde 81'i "teknoloji destekli istismar" terimine aşina olduğunu belirtirken, "1946-1964 arası doğanlar"da bu oran yüzde 64'e düşüyor.
Tüm yaş grupları genelinde kadınlar, dijital ortamlarda çok daha yüksek düzeyde rahatsızlık ve savunmasızlık hissettiklerini bildiriyor. Kadınların yüzde 62'si internette kendisini güvende hissetmediğini söylerken, erkeklerde bu oran yüzde 54'te kalıyor. Bu veriler, dijital ortamların herkes tarafından eşit şekilde deneyimlenmediğini gösteriyor. Birçok kadın için çevrimiçi alanlar yalnızca bir iletişim ve fırsat kaynağı değil, aynı zamanda yüksek risk ve duygusal yıpranma barındıran mecralar haline gelmiş durumda bulunuyor.
Kaspersky, siber takip yazılımlarına (stalkerware) ve aile içi şiddete karşı mücadele eden uluslararası çalışma grubu Coalition Against Stalkerware'in kurucu üyeleri arasında yer alıyor. Özel sektör bilgi teknolojileri şirketlerini, sivil toplum kuruluşlarını, araştırma kurumlarını ve kolluk kuvvetlerini bir araya getiren koalisyon, siber takip vakalarıyla mücadele etmeyi ve çevrim içi istismar mağdurlarına destek olmayı amaçlıyor.
Şirket, teknoloji destekli istismar mağduru olabilecek kişilere yönelik, "belirtileri erken fark edin", "erken önlem alın", "dijital alanınızı güvenceye alın", "erişim izinleri konusunda temkinli olun", "güvenilir araçlar kullanın", "destek isteyin", "başkalarına nasıl yardım edeceğinizi bilin" ve "güncel kalın" önerilerinde bulunuyor.
"Tehditler çoğu zaman geleneksel siber saldırılar gibi görünmüyor"
Açıklamada görüşlerine yer verilen Kaspersky Küresel Araştırma ve Analiz Ekibi (GReAT) Amerika ve Avrupa Araştırma Merkezi Vekil Başkanı ve Kıdemli Güvenlik Araştırmacısı Tatyana Shishkova, siber güvenlik perspektifinden bakıldığında, teknoloji destekli istismar vakalarının yaklaşık yarısının mağdurun sosyal çevresindeki kişilerden kaynaklanmasının, korunma yaklaşımlarını önemli ölçüde değiştirdiğini belirtti.
Tehditlerin çoğu zaman geleneksel siber saldırılar gibi görünmediğini aktaran Shishkova, "Günlük etkileşimlerin, güvenilen cihazların ve hesaplara ya da verilere verilen erişim izinleri üzerinden gerçekleşebiliyor. Bu da onları tespit etmeyi zorlaştırırken gözden kaçırılmalarını kolaylaştırıyor. Dijital hijyen uygulamalarını güçlendirmek, erişim ve yetkilendirmelerin nasıl kötüye kullanılabileceğini anlamak ve güvenilir güvenlik çözümlerinden yararlanmak, bu tür istismarlara maruz kalma riskini azaltmak ve olayların büyümesini önlemek açısından kritik önem taşıyor." ifadelerini kullandı.
UCL Bilgisayar Bilimleri Bölümü Toplumsal Cinsiyet ve Teknoloji Araştırma Laboratuvarı Başkanı ve Doçent Dr. Leonie Maria Tanczer de bu bulguların, teknoloji aracılığıyla gerçekleştirilen istismarın ağırlıklı olarak anonim kişiler veya yabancılar tarafından gerçekleştirildiği yönündeki yaygın varsayıma meydan okuduğunu kaydetti.
Bu tür zarar verici davranışların çoğu zaman güven ve duygusal güvenlik ile ilişkilendirilen yakın ilişkiler içinde ortaya çıktığını gösterdiğine değinen Tanczer, şunları kaydetti:
"Bu tür ortamlarda istismar, tarafların maruz kaldıklarını düşündükleri zarar veya aşağılanmaya yeni zarar verici davranışlarla karşılık vermesi sonucu giderek büyüyen bir döngüye dönüşebiliyor. Dijital ortamların sunduğu anlık ve yoğun etkileşim yapısı, çatışmaların daha hızlı büyümesine ve bu döngülerin kırılmasının zorlaşmasına neden olabiliyor. Bu ilişkisel dinamikleri anlamak, teknoloji aracılığıyla gerçekleştirilen istismarın gerçek boyutunu kavramak ve etkili çözümler geliştirmek açısından kritik öneme sahip."













