Regülasyon yetmez: Kurumları ayakta tutan asıl güç iç denetim mi?

Finans sektöründe artan regülasyon baskısı, dijitalleşme ve küresel belirsizlikler, kurumların iç kontrol ve risk yönetimi yaklaşımlarını yeniden şekillendiriyor. Geleneksel denetim mekanizmalarının yerini, veri odaklı ve proaktif sistemler alırken; kurumlar artık riskleri sadece tespit etmekle kalmayıp öngörmeye de odaklanıyor. Bankacılık sektöründe İç Denetim Müdürü olarak görev yapmakta olan Serhat Ünsal, sektörde yaşanan bu dönüşüme dikkat çekti.
Finans sektöründe artan regülasyon baskısı, dijitalleşme ve küresel belirsizlikler, kurumların iç kontrol ve risk yönetimi yaklaşımlarını yeniden şekillendiriyor. Geleneksel denetim mekanizmalarının yerini, veri odaklı ve proaktif sistemler alırken; kurumlar artık riskleri sadece tespit etmekle kalmayıp öngörmeye de odaklanıyor. Bankacılık sektöründe İç Denetim Müdürü olarak görev yapmakta olan Serhat Ünsal, sektörde yaşanan bu dönüşüme dikkat çekerek, “Regülasyonlara uyum elbette kritik; ancak tek başına yeterli değil. Kurumların gerçek dayanıklılığı, iç denetim fonksiyonunun ne kadar etkin, bağımsız ve risk odaklı çalıştığıyla doğrudan ilişkilidir” ifadelerini kullandı.
Uzmanlara göre, etkin bir iç kontrol yapısı; finansal raporların güvenilirliğini artırırken aynı zamanda operasyonel kayıpları minimize ederek sürdürülebilir büyümeye katkı sağlıyor. Finans ve bankacılık alanında 15 yılı aşkın deneyime sahip olan Ünsal, kariyeri boyunca iç denetim, iç kontrol ve uyum süreçlerinin farklı katmanlarında aktif rol aldı. Bankacılık sektöründe iç denetim müdürü olarak görev yapan Ünsal, doğrudan yönetim kuruluna ve denetim komitesine raporlama yaparak, kurumun risk haritasının oluşturulmasında kritik bir sorumluluk üstleniyor.
İç denetimde yeni paradigma: Proaktif ve veri odaklı yaklaşım
Geleneksel denetim anlayışının geçmişe dönük kontrol mekanizmaları üzerine kurulu olduğunu belirten Ünsal, günümüzde bunun yerini çok daha dinamik bir yapının aldığını vurguladı. “Artık denetim fonksiyonları sadece hata bulmaya odaklanmıyor. Asıl değer, riski gerçekleşmeden önce öngörebilmekte yatıyor” diyen Ünsal, özellikle bilgi sistemleri denetimi ve veri analitiğinin bu dönüşümde belirleyici olduğunu ifade etti.
Bilgi Sistemleri Bağımsız Denetçi lisansına da sahip olan Ünsal, dijitalleşmenin getirdiği yeni risk alanlarına dikkat çekerek şunları söyledi: “Finansal kurumlar artık sadece kredi veya piyasa riskiyle değil, aynı zamanda siber riskler ve veri güvenliği gibi çok boyutlu tehditlerle karşı karşıya. Bu nedenle iç denetim ekiplerinin teknik yetkinliklerinin artırılması ve teknolojiyle entegre çalışması kaçınılmaz hale geldi.”
Ünsal’a göre risk bazlı denetim planlaması, kurumların kaynaklarını daha verimli kullanmasını sağlarken, kritik risk alanlarına odaklanarak daha etkili sonuçlar üretilmesine imkan tanıyor.
Serhat Ünsal: “İç kontrol kültürü kurum geneline yayılmalı”
İç denetimin başarısının yalnızca denetim ekipleriyle sınırlı olmadığını belirten Ünsal, kurum genelinde bir “kontrol kültürü” oluşturulmasının önemine dikkat çekti. Daha önce iç kontrol ve uyum süreçlerinin kurulması ve geliştirilmesinde aktif rol aldığını hatırlatan Ünsal, bu deneyimin sahadaki uygulamaların gerçekliğini anlamada büyük katkı sağladığını ifade etti.
“En sık yapılan hatalardan biri, iç kontrolü sadece prosedürlerden ibaret görmek. Oysa etkin bir sistem, çalışanların bu yapıyı sahiplenmesiyle mümkün olur” diyen Ünsal, özellikle üst yönetimin bu konudaki yaklaşımının belirleyici olduğunu vurguladı.
Kariyerinin önceki dönemlerinde faktoring ve bankacılık sektöründe iç kontrol ve uyum fonksiyonlarını sıfırdan kuran Ünsal, MASAK ve BDDK düzenlemelerine uyum süreçlerinde de aktif rol aldı. Bu kapsamda edindiği saha deneyiminin, bugün stratejik karar alma süreçlerine doğrudan katkı sunduğunu belirtiyor.
Ünsal sözlerini şöyle tamamladı: “Güçlü bir iç denetim ve kontrol yapısı, sadece riskleri azaltmakla kalmaz; aynı zamanda kurumun itibarını korur, yatırımcı güvenini artırır ve uzun vadeli sürdürülebilirliği destekler. Bu nedenle iç denetim, artık bir zorunluluk değil; rekabet avantajı sağlayan stratejik bir fonksiyondur.”













