Yaycı: Sendika eylemlerinin finansmanı araştırılsın
Emekli Tümamiral Cihat Yaycı, KKTC'deki bazı sendikaların Türkiye muhalifi faaliyetlerini ve finansman kaynaklarını sorguladı. Otomatik aidat kesintisinin kaldırılmasını, sendikaların gelir-gider ve eylem maliyetlerini açıklamasını istedi; eylemlerin Rum tarafına malzeme sağladığını savundu.
Emekli Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, KKTC'de bazı sendikaların Türkiye muhalifi olduğunu değerlendirdiği faaliyetleri ile eylemlerin finansman kaynaklarının araştırılması gerektiğini söyledi. Sendika aidatlarının kamu çalışanlarının maaşlarından otomatik kesilmesine son verilmesi çağrısında bulunan Yaycı, sendikaların yıllık aidat gelirlerinin, eylem harcamalarının, bağış, fon ve proje gelirlerinin açıklanmasını istedi. Geçtiğimiz yıl başörtüsü tartışmaları sırasında bazı sendika yöneticilerinin 5+1 toplantısından bir gün önce Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis ile görüşmesine ve Ersin Tatar'ın Cenevre'ye ulaştığı saatlerde KKTC'de başlayan eylemlere dikkat çeken Yaycı, "Bütün bunlar gerçekten tesadüf müdür?" dedi.
Emekli Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, yaptığı yazılı açıklamada KKTC'de kamu çalışanlarının maaşlarından sendika aidatlarının otomatik olarak kesilmesi, sendikaların mali kaynakları ve bazı sendikaların Türkiye'ye yönelik siyasi faaliyetlerini değerlendirdi. Yaycı, sendika üyeliğinin gönüllülük esasına dayanması halinde aidat ödemesinin de çalışanın "güncel, açık ve özgür iradesine" dayanması gerektiğini belirterek, kamu kurumlarının sendikalar adına otomatik aidat tahsil etmesine son verilmesini önerdi. Yaycı'nın açıklamasında en fazla üzerinde durduğu konulardan biri ise sendikaların gerçekleştirdiği eylemlerin maliyetleri ve bu faaliyetlerin hangi kaynaklardan finanse edildiği oldu.
"Bu faaliyetler kimin parasıyla yapılıyor?"
Sendikaların eylem ve siyasi faaliyetlerinin finansmanının açıklanması gerektiğini belirten Yaycı, kamu çalışanlarının ekonomik ve sosyal haklarını savunmak amacıyla toplanan aidatların Türkiye ve KKTC muhalifi olarak nitelendirdiği siyasi faaliyetlerde kullanılıp kullanılmadığını sordu. Yaycı, şu soruları yöneltti:
"Sendika üyelerine aidatlarının hangi ziyaretlere, kampanyalara, eylemlere ve siyasi faaliyetlere harcandığı açıklanıyor mu? Her sendika üyesi, kendi parasıyla yapılan bu açıklamaları ve taşınan bu pankartları destekliyor mu? Yoksa üyelerin iradesi sorulmadan maaşlarından otomatik olarak kesilen paralarla belirli sendika yöneticilerinin siyasi ve ideolojik gündemleri mi finanse ediliyor?"
Eylemlerin maliyetlerinin açıklanmasını istedi
Yaycı, eylem günlerinde devlet tarafından kesilen ücretin sendika tarafından üyeye ödenmesi halinde bunun sendikalar açısından önemli bir maliyet oluşturacağını belirtti. Eylem günlerinin ücret telafisi, pankart ve basılı malzemeler, ulaşım, kumanya, sahne ve platform kurulumu, ses ve görüntü sistemleri, prodüksiyon şirketleri ile organizasyon ve tanıtım giderlerini sıralayan Yaycı, sendikaların gelir ve giderlerinin karşılaştırılması gerektiğini söyledi. Yaycı, yılda en az 20 eylem günü olduğu yönündeki iddianın doğru olması halinde ortaya ciddi bir maliyet çıkacağını belirterek, bunun yalnızca aidatlarla karşılanıp karşılanmadığının ancak mali belgeler incelenerek belirlenebileceğinin altını çizdi.
"Aidat dışında bağış, fon veya proje geliri var mı?"
Yaycı, sendikaların mali yapısına ilişkin kamuoyunun önüne belgelerin konulması gerektiğini ifade ederek, şu soruların cevaplanmasını istedi:
"Sendikaların yıllık aidat geliri ne kadardır? Eylem yapan üyelere ne kadar ücret telafisi ödenmiştir? Prodüksiyon, ulaşım ve organizasyon hizmetleri hangi şirketlerden alınmıştır? Bu hizmetler için ne kadar ödeme yapılmıştır? Sendikaların aidat dışında bağış, fon veya proje geliri var mıdır? Yurt içinden veya yurt dışından mali destek alınmış mıdır? Yıllık hesaplar bağımsız denetime tabi midir? Gelir ve gider dökümleri üyelerin incelemesine açık mıdır?"
Yaycı, bu belgelerin açıklanması halinde yapılacak gelir-gider hesabıyla aidatların eylem masraflarını karşılayıp karşılamadığının belirlenebileceğini, açık bulunması durumunda ise bunun hangi kaynaktan karşılandığının somut şekilde sorgulanabileceğini kaydetti.
"Tekrarlanan bir yöntem var" iddiası
Yaycı, bazı sendika yöneticilerinin Türkiye Cumhuriyeti'ni Rum tarafına ve uluslararası çevrelere şikayet ettiğini savunarak, bunun tekil olaylardan oluşmadığını ileri sürdü. Türkiye'nin "işgalci", Kıbrıs Türk halkının ise "asimile edilen bir toplum" şeklinde gösterilmeye çalışıldığını belirten Yaycı, önce Rum tarafı veya uluslararası çevrelerde Türkiye muhalifi açıklamalar yapıldığını, ardından KKTC içerisinde eylem ve tartışmaların gündeme getirildiğini iddia etti. Yaycı, bu yöntemle uluslararası kamuoyunda "Kıbrıs Türk halkı Türkiye'ye ve Türk askerine karşıdır" görüntüsünün oluşturulmaya çalışıldığını savundu. "Bu artık birbirinden bağımsız, tekil olaylar olarak görülemez" diyen Yaycı, ortada kamuoyunun sorgulaması gereken "tekrarlanan bir yöntem" bulunduğunu ileri sürdü.
5+1 öncesindeki zamanlamaya dikkat çekti
Yaycı, sendikal faaliyetlerin zamanlamasının da incelenmesi gerektiğini savunarak, Türkiye'ye yönelik şikayetlerin ve KKTC içerisindeki gerilimlerin Kıbrıs konusunda yeni bir görüşme süreci başlarken veya 5+1 toplantıları öncesinde gündeme geldiğini ileri sürdü. Yaycı, "Bu zamanlama tesadüf müdür?" diye sorarak, 5+1 öncesinde Türkiye'ye yönelik açıklamalar yapılmasının ve ardından KKTC içerisinde eylemler düzenlenmesinin uluslararası kamuoyuna belirli bir görüntü sunduğunu iddia etti. Yaycı, bunun Türk tarafının egemen eşitlik, eşit uluslararası statü ve iki devlet tezinin karşısında Rum tarafının tezlerine siyasi malzeme sağladığını savundu.
Hristodulidis görüşmesini örnek gösterdi
Yaycı, iddialarına örnek olarak geçtiğimiz yıl KKTC'de yaşanan başörtüsü tartışmalarını gösterdi. Kendisine aktarılan bilgilere göre konunun başlangıçta okul yönetimi ve KKTC Milli Eğitim Bakanlığı tarafından takip edildiğini belirten Yaycı, meselenin daha sonra toplumsal ve siyasi bir çatışmaya dönüştürüldüğünü ileri sürdü. Yaycı, bazı sendika yöneticilerinin bu süreçte Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis ile görüşerek, Türkiye Cumhuriyeti'ni şikayet ettiğini savundu. Söz konusu görüşmenin 5+1 toplantısından yalnızca bir gün önce gerçekleştiğini belirten Yaycı, zamanlamayı "son derece dikkat çekici" olarak nitelendirdi.
Ersin Tatar'ın Cenevre'ye indiği saatleri işaret etti
Yaycı, dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ın egemen eşitlik ve iki devlet tezini savunmak amacıyla Cenevre'ye gittiği sırada KKTC'de başörtüsü tartışmaları üzerinden eylemlerin başladığını belirtti. Yaycı, Tatar'ın uçağının Cenevre'ye indiği sırada KKTC'de eylemlerin başlamasına dikkat çekerek, yaklaşık iki saat içerisinde pankart, slogan ve eylem düzeninin hazırlandığını ileri sürdü. Eylemlerde "Ankara, elini yakamızdan çek", "Şeriat istemiyoruz" ve "Ankara, elini çocuklarımızın vücudundan çek" yazılı pankartların taşındığını hatırlatan Yaycı, bunların yalnızca eğitim politikasına yönelik eleştiri olmadığını savundu. Yaycı, Hristodulidis ile gerçekleştirilen görüşme, 5+1 toplantısının zamanlaması ve KKTC'de düzenlenen eylemler arasında bağlantı bulunduğunu ileri sürerek, "Hristodulidis görüşmesi tesadüf. Görüşmenin 5+1 toplantısından bir gün önce yapılması tesadüf. Eylemlerin Ersin Tatar Cenevre'ye ulaştığı sırada başlaması tesadüf. Pankartların ve sloganların iki saat içinde hazır hale gelmesi tesadüf. Mesajların doğrudan Ankara'yı hedef alması tesadüf. Bütün bunların Rum tarafının müzakere tezine hizmet etmesi de tesadüf" ifadelerini kullandı. Yaycı, "Bütün bunlar gerçekten tesadüf müdür?" diye sordu.
"Türk tarafının elini zayıflatıyor" iddiası
Yaycı, uluslararası müzakere süreçleri öncesinde KKTC içerisinden Türkiye muhalifi açıklamaların yükselmesinin Türk tarafının elini zayıflattığını ve Rum tarafına siyasi malzeme sağladığını savundu. Eylemler aracılığıyla uluslararası kamuoyunda "Kıbrıs Türk halkı Türkiye'nin müdahalelerinden rahatsızdır, KKTC'de toplumsal huzursuzluk vardır" şeklinde bir görüntü oluşturulduğunu ileri süren Yaycı, demokratik tepki ile uluslararası görüşmeler sırasında Türkiye'yi hedef alan siyasi faaliyetlerin birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi.
Otomatik aidat kesintisinin kaldırılmasını istedi
Yaycı, KKTC'de kamu çalışanlarının maaşlarından sendika aidatlarının otomatik kesilmesi uygulamasının sona erdirilmesi gerektiğini belirtti. Bunun hemen yapılmaması halinde ise kesintinin her yıl yenilenen açık ve yazılı üye onayına bağlanmasını, rızanın kolayca geri alınabilmesini, aidatların kullanımına ilişkin ayrıntılı mali açıklama yapılmasını ve çalışanın istediği anda kesintiyi durdurabilmesini önerdi. Aidatların doğrudan sendikalar tarafından üyelerinden tahsil edilmesini isteyen Yaycı, bu yöntemle sendikaların gerçek üye sayısının, temsil gücünün ve üyelerinden aldıkları desteğin ortaya çıkacağını savundu. Yaycı, açıklamasını, "Gerçek sendikacılık otomatik kesintiye değil, gönüllü üyeye, açık rızaya, şeffaflığa ve hesap verebilirliğe dayanır" ifadeleriyle tamamladı.
















