Yaşamak ve kendi güvenliğini sağlamak için savaştan kaçmak yetmiyor. Hangi savaştan kaçtığınız, kim olduğunuz, neye inandığınız, saçınızın ve gözlerinizin rengi de önemli.
Sarışın mavi gözlüyseniz, doğarken vaftiz edilmiş bir Hristiyan iseniz, bütün kapılar size açılıyor, insani bir dayanışma örneği olarak bütün kurumlar ve bütün bir halk size kucak açıyor, size bağrına basıyor ve yaralarınızı sarmaya çabalıyor.
Ama yok esmer tenli, kara gözlü ve Müslümansanız, işin rengi değişiyor adınız bir göç krizinin sayı toplamlarından birine dönüşüyor. Toplum size burun kıvırıyor, kurumlar sizi kabul etmemek ve geri çevirmek için bin dereden su getiriyor, türlü sorunlar koyup önünüze türlü bahaneler üretiyor.
Demokrasinin, insan haklarının ve uluslararası hukukun Avrupa'da sınavı veremediğinden bahsediyorum. Avrupa'nın iki ülke ve iki coğrafyada yaşanan savaşa ve savaşın ortaya çıkardığı sığınmacılara karşı çifte standartlarından bahsediyorum.
Hadi biraz cesur olalım ve bunun Aryan ırkının üstünlüğünü savunan Hitler ve Nazizm düşüncesinden farksız olduğunu söyleyelim.
2 yıldır Rusya ve Ukrayna arasında süren savaşın yarattığı göç dalgasıyla, Avrupa'ya yönelen Ukraynalı sığınmacılara karşı kucaklayıcı tavır ve İran ve Suriye'den daha doğrusu tüm Ortadoğu'dan Avrupa'ya yönelen Müslüman sığınmacılara reva görülen dışlayıcı muameleyi karşılaştırdığınızda, tüm Avrupa'nın hala Hitler'in o faşist ruhunu taşıdığını söylersek garip kaçmaz sanırım.
Bir taraftan Ukraynalı sığınmacılara, Avrupa tarihinde ilk kez Geçici Koruma Protokolünü uygularken, Ukraynalıları, yıllar sürecek iltica sürecinde yıpranmamaları için doğrudan, barınma, sağlık, çalışma ve eğitim haklarından faydalandırmış, kapılarını sonuna kadar açarak milyonlarca kişiyi kabul etmiş.
Diğer taraftan aynı Avrupa, başka bir savaştan kaçıp kendilerine sığınan Ortadoğulu sığınmacıları güvenlik tehdidi olarak algılayıp, onları her türlü krizin doğrudan kaynağı ve sorumlusu olarak görmeye devam ediyor.
Bu çifte standart sadece Avrupa'da yaşanmıyor maalesef ki Avustralya'da aynı çifte standartta bir tavır koyuyor ortaya. Son örnekte; Kadınlar Asya Kupası'nda mücadele etmek üzere Avustralya'da giden İran Milli Kadın Futbol Takımının maruz kaldıkları muamele bunun bariz göstergelerinden biridir.
Futbol takımı kadın oyuncularının ülkeye girer girmez pasaport ve telefonlarına el konulmuş, Aileleriyle ve hatta kaldıkları otel çalışanlarıyla konuşmaları, iletişim kurmaları yasaklanmış bir suçlu gibi muamele edilmiş.
Neyse ki onlara reva görülen o iğrenç muamele haberlere konu olunca, uğradıkları muamele kısmen düzeltilmiş ve uğradıkları, suçlu birer tutuklu yaklaşımı biraz da olsa esnetilmiş.
Özetle demokrasiniz, hukukunuz, insan haklarınız da batsın Avrupa. Önce insan olmayı ve insanı doğru tanımlamayı, saçının, gözünün rengine bakmadan, neye inandığına takılmadan yapın.









