Okan Geçgel Yazıları

Okan Geçgel

Gazetecilik Onurdur, Emeğin Hakkıdır

25.02.2026 17:14
Haber Detay Image

Gazetecilik…

Sadece bir meslek değil, aynı zamanda bir duruştur. Kalemin namusunu, sözün ağırlığını ve hakikatin izini taşıyan ağır bir sorumluluktur. Bu mesleği icra edenlerin omuzlarında yalnızca bir kamera ya da bir not defteri yoktur; kamu vicdanı, toplumun hafızası ve demokrasinin nefesi vardır.

Bu yüzden gazetecilik mesleğini dik ve onurlu insanlar yapmalıdır.

Çünkü gazetecilik, eğilip bükülmeyi değil; doğru bildiğini söylemeyi, hakikati savunmayı ve gerektiğinde bedel ödemeyi gerektirir. Eğer bu mesleği icra eden kişi, kalemini şahsi menfaatine göre eğip büküyorsa; gerçeği saklıyor, çarpıtıyor ya da çıkar odaklarına teslim ediyorsa, o yalnızca kendine değil bütün mesleğe zarar verir. Gazeteciliğin şerefini ayaklar altına alanların verdiği zararı saymakla bitiremeyiz. Bir kişinin yaptığı etik dışı davranış, bütün meslektaşlarının emeğine gölge düşürür.

Ancak burada asıl konuşmamız gereken başka bir mesele daha var.

Gazetecinin para kazanması meselesi…

Toplumda tuhaf bir algı var. Siyasetçi kazanır, iş insanı kazanır, müteahhit kazanır, esnaf kazanır; herkes kazanınca "başarılı" olur. Ama söz konusu gazeteci olunca, bir anda başka bir terazide tartılmaya başlanır. Sanki gazeteci para kazanmamalıdır. Sanki gazeteci geçimini sağlamamalı, ailesine ekmek götürmemelidir. Sanki gazetecilik gönüllü yapılan bir hayır işiymiş gibi bir yaklaşım sergilenir.

Bu son derece yanlış ve adaletsiz bir bakış açısıdır.

Gazetecilik bir emek mesleğidir. Gecesi yoktur, gündüzü yoktur. Tatili yoktur. Deprem olur, gazeteci sahadadır. Yangın çıkar, gazeteci oradadır. Seçim olur, kriz olur, felaket olur; toplum evinde televizyon başında gelişmeleri takip ederken gazeteci olayın tam merkezindedir. Soğukta, sıcakta, risk altında görev yapar. Ailesinden, özel hayatından fedakârlık eder. Böyle bir mesleği icra eden insanın kazandığı helal rızkı sorgulamak hangi vicdana sığar?

Her meslek grubu gibi gazetecinin de amacı geçimini sağlamaktır. Kimse yalnızca alkış için çalışmaz. Herkes nafakasını kazanmak için mücadele eder. Gazetecinin kazancı da alın teridir, emeğidir, riskidir, uykusuz geceleridir. Fakat ne hikmetse gazeteci para kazandığında bazı çevreler tarafından farklı bir algı oluşturulur. "Gazeteci para kazanıyorsa bir yerden menfaat sağlıyordur" gibi peşin hükümlü bir yaklaşım ortaya konur.

Oysa mesele bu kadar basit değildir.

Evet, mesleğin itibarını zedeleyen, kalemini kiraya veren, etik sınırları aşan kişiler olabilir. Ama bu durum bütün gazetecilere teşmil edilemez. Birkaç örnek üzerinden bütün bir camiayı zan altında bırakmak adil değildir. Nasıl ki her siyasetçi kötü değildir, her iş insanı fırsatçı değildir; her gazeteci de etik dışı değildir.

Tam tersine, büyük çoğunluk zor şartlarda ayakta kalmaya çalışan, bağımsızlığını korumaya çabalayan ve emeğiyle geçinen insanlardan oluşur.

Ancak burada bir başka sorun daha var: Gazetecilerin kendi içindeki kırılganlık.

Ne yazık ki zaman zaman gazeteciler birbirlerinin kuyusunu kazmaya çalışıyor. Meslektaş dayanışması yerine rekabeti düşmanlığa dönüştüren bir anlayış ortaya çıkabiliyor. Bir gazetecinin başarısı, diğerini rahatsız edebiliyor. Oysa bu tavır, aslında kişinin kendi ayağına sıkması anlamına gelir. Çünkü mesleğin itibarı zayıfladıkça, herkes zarar görür.

Gazetecilik bir dayanışma mesleğidir. Fikir ayrılıkları olabilir, yayın politikaları farklı olabilir; ama mesleğin ortak değerleri konusunda birlik olmak gerekir. Etik ilkelerde, mesleki onurda ve emeğe saygıda birleşemeyen bir camia, dışarıdan gelen haksız eleştirilere karşı da zayıf kalır.

Unutulmamalıdır ki gazetecilik onurlu bir meslektir.

Onurlu bir mesleği icra eden kişi de onuruna yakışır davranmalıdır. Şantajla, iftirayla, kişisel hesaplarla bu meslek yapılamaz. Eğer bir kişi gazeteciliğin ağırlığını, sorumluluğunu ve şerefini kavrayamıyorsa; bu mesleği yapmamalıdır. Çünkü gazetecilik, yalnızca haber yazmak değildir. Gazetecilik, güven inşa etmektir. Güven bir kez zedelendi mi, onu yeniden inşa etmek yıllar alır.

Bugün toplumda gazeteciliğe yönelik güven sorunundan söz ediliyorsa, bunun bir kısmı meslek içindeki yanlışlardan kaynaklanıyor olabilir; fakat bir kısmı da bilinçli olarak oluşturulan algılardan beslenmektedir. "Gazeteci para kazanmamalı", "Gazeteci kazanıyorsa mutlaka bir çıkar ilişkisi vardır" gibi genellemeler, mesleği itibarsızlaştırma çabasının bir sonucudur.

Oysa gerçek şudur:

Herkes deveyi hamuduyla götürürken, gazetecinin helal kazancını günah saymak çifte standarttır. Büyük ihalelerden, dev projelerden, siyasi pazarlıklardan elde edilen kazançlar alkışlanırken; sahada çalışan, reklam geliriyle ayakta durmaya çalışan, küçük bütçelerle yayın yapan gazetecinin emeğini sorgulamak hakkaniyetli değildir.

Gazetecinin bağımsız olması isteniyorsa, önce onun emeğine saygı duyulmalıdır. Ekonomik olarak ayakta kalamayan bir basın özgür olamaz. Sürekli baskı altında, gelir kaynakları daraltılmış bir medya yapısından güçlü bir demokrasi çıkmaz.

Son söz olarak şunu ifade etmek gerekir:

Gazetecilik ne kutsal bir dokunulmazlık zırhıdır ne de aşağılanacak bir meslektir. Gazetecilik emektir, mücadeledir, risk almaktır ve hepsinden önemlisi onurdur. Bu mesleği yapanlar da insandır; aileleri vardır, sorumlulukları vardır, geçim derdi vardır.

Kalemini satmayan, hakikatten sapmayan, mesleğinin şerefini koruyan her gazeteci; kazandığı her kuruşu sonuna kadar hak eder.

Ve gazetecilik, ancak dik duran insanların omuzlarında yükselebilir.

Kalın Sağlıcakla…

Yazarın Tüm Yazıları