Yıllar önce İstanbul'daki ofisinde yaptığımız bir röportajda tarihin derinliklerinden gençliğe kadar birçok konuyu konuşmuştuk. Bugün İlber Ortaylı'yı uğurlarken geriye bizlere bir tarih şuuru ve güçlü bir düşünce mirası kalıyor.
Bugün onu son yolculuğuna uğurlarken o sohbetten aklımda kalan cümleler ve bıraktığı düşünce mirası yeniden hatırıma geliyor.
Bugün bir tarihçi toprağa veriliyor. Ve biz bir hafızayı uğurluyoruz.
Prof. Dr. İlber Ortaylı bugün son yolculuğuna uğurlanırken geriye kitaplar, makaleler ve konferanslarla birlikte düşünce disiplini, tarih şuuru ve bilgiye duyulan derin bir saygı bırakıyor.
Röportajda İstanbul'un fethinden Çanakkale'ye, tarih dizilerinden gençlere kadar pek çok konuyu konuşmuştuk.
O gün karşımda adeta yürüyen bir kütüphane vardı.
Bir soruya cevap verirken sizi birkaç dakika içinde İstanbul'dan Viyana'ya, Rusya'dan Osmanlı'ya uzanan bir tarih yolculuğuna çıkarabiliyordu.
Tarihe bakışı son derece netti. Özellikle İstanbul'un fethiyle ilgili tartışmaları sorduğumda hiç tereddüt etmeden şöyle demişti:
"Gemilerin karadan yürütüldüğü malum. Bunu tartışanların çoğu kaynak okumadan konuşuyor.
Tarihi yanlış öğretirsen kendin de yanlış öğrenirsin, çoluk çocuğa da yanlış öğretirsin."
Bu sözler İlber Ortaylı'nın tarih anlayışını özetliyordu. Ona göre tarih, ideolojik tartışmaların malzemesi değildi; bilgiye, belgeye ve ciddi çalışmaya dayanan bir alandı.
Çanakkale üzerine konuşurken ise meseleyi sadece bir savaş olarak değil bir milletin varoluş mücadelesi olarak değerlendirmişti:
"Çanakkale gibi bir yurt savunması dünya tarihinde çok azdır. Fransa yaptı, biz yaptık, Ruslar yaptı.
Ama böyle bir savunma herkesin tarihinde yok. Çanakkale millete tarih şuuru verir, vatan şuuru verir."
Sohbetimiz sırasında günümüzde çekilen tarih dizilerini de sormuştum.
İlber Hoca bu konuda da her zamanki netliğiyle konuşmuştu:
"Bizim diziler kötü. Müzik, kıyafet fena değil ama yazanlar tarih bilen insanlar değil."
Onun için tarih popülerlikten önce ciddiyet gerektiren bir alandı.
Röportaj ilerledikçe konu gençlere geldi.
İlber Ortaylı gençlere karşı hem eleştirel hem de umutlu bir yaklaşım sergiliyordu.
Özellikle gençlerin zamanını nasıl kullandığı konusunda şu uyarıyı yapmıştı:
"Bir işle uğraşsınlar. Bir zanaat öğrensinler, sanat öğrensinler, kitap okusunlar. Boş geziyorlar. Sosyal medyada çok vakit geçiriyorlar, çok yazık."
Bu anlamlı röportajda benim hafızamda en çok kalan şey İlber Hoca'nın sohbet sırasındaki doğallığıydı.
Kameraların önünde nasıl ise sohbet sırasında da aynıydı. Netti, doğaldı ve bilgiye gerçekten saygı duyan bir insandı.
Bugün onu son yolculuğuna uğurlarken geriye bıraktığı mirasın ne kadar büyük olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Bazı insanlar sadece yaşadıkları dönemde değil sonraki kuşakların zihninde de iz bırakırlar.
İlber Ortaylı da Türk tarih ve düşünce dünyasında derin izler bırakan isimlerden biri oldu.
Tarih kitapları kapanabilir. Ama tarihe bakış açısı kazandıran insanlar kolay unutulmaz.
Merhum İlber Ortaylı'ya Allah'tan rahmet diliyor, geride bıraktığı ilim, düşünce ve tarih mirasının gelecek nesillere rehber olmaya devam edeceğine inanıyorum.
Güle güle güzel insan…









