Herkes bilir o anı. Tencereye attığınız mısır taneleri önce sessizdir. Sonra bir tanecik patlar. Ardından tüm tencere şenlik alanına döner.
Peki hiç düşündünüz mü? O tanenin içinde ne oluyor da patlıyor?
Basit bir fizik kuralı: İçindeki su ısınıyor, buhar basıncı artıyor ve kabuk artık dayanamıyor.
Basınç + Isı = Patlama.
Şimdi bu formülü bir de toplumlar için düşünelim.Sosyologların "göreli yoksunluk" dediği bir kavram var. İnsanlar sırf aç oldukları için ayaklanmaz. Bekledikleriyle yaşadıkları arasındaki makas açıldığında harekete geçerler. Düşünün: Yıllarca "daha iyi olacak" diye bekliyorsunuz. Çocuklarınızı okutuyorsunuz, umut ediyorsunuz. Ama bir bakıyorsunuz ki iş yok, aş yok, adalet yok.
İşte o an, o mısır tanesinin içindeki buhar basıncı gibi bir şey birikmeye başlıyor.
Tarihe bakın: 2008 küresel krizi sonrası tüm dünyada protestolar arttı. Arap Baharı'nda genç işsizliği yüzde 30'lara dayanmıştı. Fransa'daki Sarı Yelekliler akaryakıt zammıyla başladı ama altında yıllardır biriken öfke vardı. Yani patlamalar aslında hiçbir zaman "ani" değildir. Onlar yılların birikiminin bir anlık tezahürüdür.
Dijital Çağ: Ateşi Kim Yakıyor?
Eskiden böyle miydi? Eskiden bir mahallede ne olup bittiğini öğrenmek günler alırdı. Şimdi bir tweet, dünyanın öbür ucundaki bir protestoyu evinizin salonuna getiriyor.
Peki bu iyi mi kötü mü?
Cevap: İkisi de. Teknoloji, mazlumun sesini dünyaya duyurdu. Artık bir ormanda devrilen ağaç mutlaka duyuluyor. Zulüm anında kayda alınıyor, paylaşılıyor, vicdanları harekete geçiriyor.
Ama işin bir de karanlık yüzü var: Algoritmalar.
Şimdi bir araştırma paylaşayım: MIT'nin 2018 çalışmasına göre, yalan haberler doğru haberlere göre yüzde 70 daha hızlı yayılıyor.
Neden? Çünkü algoritmalar öfkeyi, korkuyu, nefreti seviyor. Bu duygular daha çok tıklanıyor, daha çok izleniyor, daha çok paylaşılıyor.
Yani mısır tenceresinin altındaki ateşi siz kontrol etmiyorsunuz. O ateşi, sizin neye tıkladığınıza bakarak büyüten bir algoritma var.
Oxford Üniversitesi'nin araştırması daha da çarpıcı: Dünyada birçok ülkede siyasi tartışmaları yönlendiren yapay zekâ destekli bot orduları var. Siz "halk hareketi" sanıyorsunuz ama aslında bir odadan yönetilen binlerce sahte hesap var.
Peki Amaç Ne?
Şimdi gelelim can alıcı soruya: Toplumların patlamasından kim kazançlı çıkıyor?
Bazen gerçekten haklı bir dava vardır. Bazen de birileri "kaos" istiyordur. Çünkü kaosta düzen biter, korku başlar. Korkuyla yönetmek kolaylaşır. Ya da kaosta bir ülkenin ekonomisi çöker, rakipleri bundan faydalanır.
Komplo teorisi yapmıyorum. Veri var ortada: Bugün dünyada dezenformasyon, devletlerin kullandığı en etkili silahlardan biri haline geldi. Savaşlar artık sadece cephede değil, ekranlarda yaşanıyor.
Güven Bitti mi?
Bir de şu var: Edelman Güven Barometresi her yıl düzenli olarak yayımlanıyor. Son raporlar gösteriyor ki: Medyaya güven dibe vurdu. Hükümetlere güven dalgalı. Sosyal medya platformlarına kimse inanmıyor.
Güven olmayan yerde ne olur? Herkes kendi doğrusunu yaratır. Herkes inandığı haber kaynağına sarılır. Toplum bölünür, kutuplaşır. Böyle bir ortamda, bir mısır tanesinin patlaması bütün tencereyi dağıtmaya yeter.
Çözüm ne peki? Oturup "teknoloji kötü, sosyal medya yasaklansın" demek çözüm değil. O tencerenin kapağını ne kadar sıkı kapatırsanız, patlama o kadar şiddetli olur.
Çözüm üç ayaklı:
Bir: Medya okuryazarlığı. Çocuklarımıza ilkokulda "yalan haberi nasıl anlarız" dersi vermeliyiz. Finlandiya bunu yapıyor, işe yarıyor.
İki: Şeffaflık. Algoritmaların nasıl çalıştığını bilmeliyiz. Hangi haber neden öne çıkıyor? Bunu görebilmeliyiz.
Üç: Adalet. Toplumda biriken basıncı tahliye edecek kanallar açık olmalı. İnsan konuşabildiğinde, derdini anlatabildiğinde, patlamaya gerek kalmaz.
Tarih boyunca toplumlar hep patladı. Bazen haklıydı, bazen yönlendirildi. Ama dijital çağda ilk kez bu patlamalar küresel ve anlık.
Bir ülkede atılan tweet, başka ülkede sokakları ateşleyebiliyor. Artık şu soruyu sormak zorundayız: Biz o tenceredeki taneler miyiz? Yoksa ateşi kontrol edebilen bilinçli varlıklar mı? Teknoloji sadece bir araç. Onu iyiye de kullanabiliriz, kötüye de. Önemli olan, patlamayı beklemek değil. Basıncı birlikte yönetmeyi öğrenmek.
Çünkü unutmayın: En şiddetli patlamalar, en sessiz birikenlerdir.
Not: Bu yazıda kullanılan veriler MIT, Oxford Internet Institute ve Edelman Trust Barometer'ın kamuya açık raporlarına dayanmaktadır.









