Ayyüce Hilal Akyol Ünek Yazıları

Ayyüce Hilal Akyol Ünek

Savaşın lafügüzaf gerekçeleri

28.02.2026 23:18
Haber Detay Image

İktisatta Merkantilist felsefenin en bildik tezi; dünyada zenginliğin değerli madenlere dayalı olarak ölçüldüğü bir sistemde, zenginlik üretilemez sadece el değiştirebilir. Bu da mealen şu anlama gelir ki birilerinin zenginliği diğerlerinin yoksulluğu oranındadır.

İster mikro ölçekte en küçük sosyal grupların ya da kişilerin olsun zenginleşmesi, başkalarının yoksullaştığı oranda olur. Bunu makro anlamda, devletler ölçeğinde düşündüğünüzde de durum bundan farklı değildir.

Biraz iktisat tarihi bilenler bilir ki 1971 yılına kadar, Amerika Merkez Bankası sahip olduğu altın rezervine göre para basıp tedavüle sokuyor ve bu ekonomide dönen paranın doğrudan altına çevrilebildiği bir sistem anlamına geliyordu ki sadece küresel ölçekteki ABD ekonomisi değil diğer ülkelerin merkez bankaları da sahip oldukları dolar rezervi kadar kendi para birimlerini basıp tedavüle sokuyordu. Dolayısıyla dünyanın büyük kısmında para altına dayalı olarak artıyor ya da azalıyordu ki bu da zenginliğiniz sahip olduğunuz altınla ölçüldüğü anlamına geliyordu.

Biliyorsunuz doğrudan ABD'de dolaylı olarak da tüm dünya da başlayan 2008'deki finansal krizle ki bu Mortgage krizi olarak adlandırıldı, ipotekli konut kredileri Lehman Brothers gibi büyük ölçekli finans kuruluşlarını iflasa götürdü. Yaşanan büyük resesyon ve artan işsizlik krizi, bir yıl sonra ekonomiyi küresel ölçekte durgunluğa sokmuştu.

En çok bu krizin de etkisiyle, 1971 yılında vazgeçilen altına dayalı sistem modeline tekrar geri dönüldü ve 2010 yılından başlayarak merkez bankaları yeniden altın rezervlerini arttırmaya dönük politikalara döndü.

Merkez bankaları 2010 yılından itibaren altın toplamaya rezervlerini arttırmaya başladı. 2022'den bugüne alımlar rekor seviye de gerçekleşince, zatan hiç sönmeyen altının yıldızı daha da parlamaya başladı. Bu sefer altının yanına aldığı bir arkadaşı da var ki o da gümüş, bu sene yatırımcısına en çok kazandıran değerli maden olarak hepimizin gündemine girdi.

Günlerdir patladı, patlayacak diye hepimizi tedirgin eden ABD ve İran arasında başlayan savaşa, küresel emperyalist sistemin, artık klasik anlamda sömürüyle kaynaklara ulaşamadığını, zenginliğini arttırma arzusunu gerçekleştiremediğini ve bu sebeple savaşa başvurduğunu düşünüyorum.

Bu minvalde bu savaşı okuduğunuzda, savaşa dahil olarak birden fazla ülkenin isminin geçmesi, üçüncü dünya savaşı mı olacak diye hepimizi endişelendirmesini gayet olağan buluyorum.

Ama bununla birlikte artık hiçbir savaşın sanıldığı gibi klasik anlamda bir dünya savaşına dönmesini beklemiyorum. Zaten ekonomik zeminde sürekli bir dünya savaşını her gün yaşıyoruz.

Bu savaş, en fazla Rusya ve Ukrayna arasında başlayan ve düşük yoğunluklu olarak sürdürülen bir savaşa dönebilir ki savaşın temel gayesi de küresel ölçekte üretilemeyen ve bölüşülemeyen zenginliğin el değiştirme savaşıdır.

İdeoloji, din, mezhep, vatan, bayrak aklınıza her ne gelirse gelsin, hepsi emperyalist aç gözlülüğün romantik gerekçeleridir.

Eskilerin ifadesiyle hepsi lafügüzaf.

Yazarın Tüm Yazıları