Uzunca bir süredir nüfus artış hızımız alarm veriyor diye, nüfus artışı, toplumun kendini yenileme hızının altına indi diye, neredeyse iki üç ayda bir açıklamalar yapılıyor ve buna dair duyulan endişeler devamlı haber konusu olarak işleniyor.
Haksız endişeler değil, yabana atılmaması ve buna dair ciddi planlamalar yapılması gerekiyor. Yapıldı da 2024 yılında 2025 yılı Aile yılı ilan edildi, gençlerin evliliği az de olsa teşvik edildi. Çocuk yapmak ile ilgili hükümet, geldiği günden beri neredeyse her mitinginde en az üç çocuk diyerek milleti ikna etmeye çalıştı. Çocuk yardımlarını kısmen de olsa arttırdı, çalışan gebe ve emzikli annelerin çalışma koşullarını iyileştirip esnetti. Bir yandan gebelik iznini artırırken diğer yandan yarı zamanlı çalışma programını hayata geçirdi.
Elbette ki bu tür düzenlemelerin bir yılda sonuç vermesini bekleyemezsiniz ki sonuçlar da bize bunu gösterdi.
Türkiye İstatistik Kurumu kısa adıyla TÜİK, iki gün önce 2025 yılının evlenme ve boşanma istatistiklerini açıkladı.
Açıklanan istatistiklere göre; 552 bin 237 çift evlenmiş, 193 bin 793 çift de boşanmıştı. Bunun haricinde açıklamada, evlilik yaşıyla ilgili de hiç şaşırmadığımız bir istatistik vardı: Erkeklerde evlilik yaşı 28,5, kadınlarda da 26 oldu.
Biraz olsun sosyoloji biliyor ve toplumu sağlıklı okuyabiliyorsanız, yeni nesilde çocukluk evresinin ve de ergenlik evresinin uzadığını da görebiliyorsunuzdur. Haliyle gençlerin evlenme olgunluğuna yetişmesi de aynı oranda gecikmiş ve evlilik yaşı uzamıştır diyebilirsiniz.
Mutlaka etrafınızda boşanan çiftler, yıkılan aile örneklerine siz de tanık olmuşsunuzdur. Haklı ya da haksız her boşanmada en büyük kurban kim diye sorulsa eminim bir çoğunuz çocuklar diye cevap verirsiniz.
Peki bunca boşanmanın bedelini kaç çocuk ödüyor dersiniz? 191 bin 371 çocuk, bunların yüzde 74,6'sı annesinin yanında babasız, yüzde 25,4'ü de babasının yanında annesiz büyüyecek, iki noksanlığı birbiriyle karşılaştırmak sosyologla ve psikologların işidir ama korkarım ki bu yük, bu çocuklara, bu çocuklar da bu topluma acı bir bedel ödetecek.
Umuyorum ki bu risklerin öngörüsüyle bu bedel bertaraf edilir.









