Ahmet Almaz Yazıları

Ahmet Almaz

Stratejik Bir Kavramın Evrimi: Ön Asya’dan Mahan’ın Orta Doğu’suna Küresel Güç Dengeleri

10.03.2026 23:15
Haber Detay Image

Stratejik Bir Kavramın Evrimi: Ön Asya'dan Mahan'ın Orta Doğu'suna Küresel Güç Dengeleri

Alfred Thayer Mahan* 1902 yılında "Orta Doğu" terimini literatüre kazandırmadan önce, bu coğrafya Batı merkezli haritalarda ve siyasi metinlerde "Ön Asya" (Vorderasien) veya daha yaygın olarak "Yakın Doğu" (Near East) isimleriyle anılmaktaydı. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun hüküm sürdüğü toprakları tanımlayan "Yakın Doğu" kavramı, Balkanlar'dan Mısır'a kadar uzanan bir alanı kapsarken; Mahan, Hindistan'a giden deniz yollarının güvenliğini merkeze alarak odağı Basra Körfezi ve çevresine kaydırmış ve bu stratejik boşluğu "Orta Doğu" olarak yeniden adlandırmıştır. Mahan'ın bu isimlendirmeyi kullanmaktaki asıl amacı, bölgeyi Rusya'nın sıcak denizlere inme arzusu ile Almanya'nın Bağdat demiryolu projesi arasında bir "tampon bölge" ve deniz gücünün kontrol merkezi olarak tescillemekti. Ancak Mahan'ın stratejik bir satranç tahtası gibi kurguladığı bu coğrafya, sadece askeri bir geçiş güzergâhı değil; Arap, Türk, Pers ve Kürt gibi köklü milletlerin harmanlandığı, insanlık tarihinin en derin kültürel katmanlarına sahip bir merkezdir.

Bu bölge, bugün dünya nüfusunun yarısından fazlasını şekillendiren üç büyük semavi dinin; yaklaşık 2,4 milyar inananıyla Hristiyanlığın, 1,9 milyar ile İslam'ın ve 15 milyonluk nüfusuna rağmen devasa bir entelektüel ve tarihsel ağırlığı olan Museviliğin beşiğidir. Bu inanç sistemleri sadece ruhani bir rehber değil, aynı zamanda Avrupa ve Amerika'nın hukuk sistemlerinden ahlaki normlarına kadar tüm Batı medeniyetinin temel taşıdır. Bölgenin etkisi sadece dinlerle sınırlı kalmamış, semavi dinler öncesindeki Sümer, Babil ve Mısır gibi kadim medeniyetlerin mirası da modern Batı dünyasının, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri'nin idari ve bilimsel altyapısında gizli bir özne olarak yer almıştır. Mezopotamya'da doğan matematik, astronomi ve Hammurabi'den miras kalan yazılı hukuk anlayışı, bugün ABD Anayasası'nın ve modern demokrasilerin temelindeki "düzen ve adalet" arayışının ilk tohumlarıdır.

Bu tarihsel derinliğin üzerine 20. yüzyılda eklenen yeraltı kaynakları, özellikle de dünya petrol rezervlerinin yaklaşık %48'ini ve devasa doğalgaz yataklarını barındıran jeolojik yapısı, Orta Doğu'yu küresel ekonominin kalbi haline getirmiştir. Bölgedeki herhangi bir jeopolitik sarsıntı, New York'taki bir fabrikanın üretim maliyetinden Avrupa'daki bir hanenin ısınma giderine kadar her şeyi doğrudan etkilemektedir. Mahan'ın bir deniz stratejisi gereği çizdiği bu sınırlar, bugün kadim inançların sayısal gücü ile yer altı zenginliklerinin stratejik değerinin birleştiği, Batı'nın hem enerji güvenliği hem de kültürel kimliği açısından vazgeçemediği evrensel bir denge merkezini temsil etmektedir.

*Alfred Thayer Mahan (1840–1914), modern deniz stratejisinin babası kabul edilen Amerikalı amiral, tarihçi ve jeopolitiktir. ABD Deniz Harp Akademisi'nde profesörlük ve başkanlık yapmış olan Mahan, 1890 yılında yayımlanan Deniz Gücünün Tarih Üzerindeki Etkisi adlı eseriyle dünya askeri tarihine yön vermiştir. "Büyük bir millet olmanın yolu güçlü bir donanmadan ve stratejik deniz yollarının kontrolünden geçer" teorisiyle, sadece ABD'nin değil; İngiltere, Almanya ve Japonya gibi dönemin büyük güçlerinin de dış politikalarını kökten değiştirmiştir. 1902 yılında "Orta Doğu" terimini ilk kez kullanarak bölgeyi küresel bir stratejik merkez olarak tanımlayan Mahan, bugün hâlâ jeopolitiğin en etkili isimlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Yazarın Tüm Yazıları