Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşanan kuraklığı artık yağışlarla telafisinin mümkün olmadığını belirterek, "Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde meydana gelen kuraklık buğday rekoltesini 2.5 milyon ton, arpa rekoltesini ise 1.4 milyon ton düşürmüştür. İç Anadolu'da meydana gelebilecek kuraklık ve diğer etkenler 18 milyon ton olarak tahmin edilen rekolteyi daha da düşürecektir" dedi.
Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla TZOB Genel Merkezi'nde basın toplantısı düzenleyen Bayraktar, tarım olarak 2007 yılını iyi geçirmediklerini ve 2008 yılı içinde de sıkıntılarının devam ettiğini ifade etti. Çiftçilerin bu yılda kuraklıktan maalesef zarar gördüğünü ve en fazla yağış azalmasının Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde gerçekleştiğini belirten Bayraktar, Ziraat Odaları tarafından yapılan çalışma sonucunda Mardin, Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman, Hakkari, Muş, Siirt, Şırnak, Gaziantep ve Elazığ illerinde buğday ve arpada zarar oranlarının yüzde 90, kırmızı mercimekte yüzde 60 olarak tespit edildiğini söyledi. Bu bölgede yaklaşık Türkiye buğday üretiminin yüzde 13'ünü, arpa üretiminin yüzde 16'sını ve kırmızı mercimek üretiminin ise yüzde 86'sının gerçekleştirildiğin kaydeden Bayraktar, "Buğday üretiminin 2.8 milyon tonunun gerçekleştiren Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde görülecek yüzde 90'lık bir azalma Türkiye buğday rekoltesinin yaklaşık 2.5 milyon ton civarında düşürecektir. Buna göre, yıllık 20-21 milyon ton olan Türkiye buğday rekoltesi 18 milyon tona düşecektir. Bu arada İç Anadolu Bölgesi'nde önümüzdeki dönemlerde görülebilecek kuraklık ve diğer etkenler rekolteyi 18 milyon tonun altına düşürebilir. Türkiye'nin ihtiyacı ise 18 milyon tondur. Bunun düşmesi halinde TMO gerekli tedbirleri almak zorundadır. Spekülatörlere meydan vermemelidir. Aynı şekilde arpada 9.5 milyon ton olan rekolte 1.4 milyon ton azalarak 8 milyon ton civarında olacaktır. Kırmızı mercimekte ise rekoltenin 250 bin ton azalacağı beklenmektedir" diye konuştu.
"GAP EN KISA SÜREDE TAMAMLANMALIDIR" Güneydoğu'da meydana gelen kuraklık zararının artık yağışlarla telafisinin mümkün olmadığını vurgulayan Bayraktar, "Kuraklıktan zarar gören üreticilerimize yardım yapılmalıdır. Çiftçilerin kredi borçları ertelenmelidir. Kuraklık dikkate alınarak elektrik sorunu çözülmelidir. Sulama yatırımlarına hız verilmeli ve GAP en kısa sürede tamamlanmalıdır" şeklinde konuştu.
Tarımda bazı gelişmelere rağmen mevcut potansiyelin tam olarak değerlendirilemediğini, üretim ve verimlilikte varılması gereken hedeflere ulaşılamadığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:
"İşletmelerin büyütülmesi ve arazilerin toplulaştırılması için bazı AB ülkelerinde uygulanmış olan başarılı modeller ülkemizde de uygulanmalıdır. Başta tarımsal kooperatifler olmak üzere güçlü ve fonksiyonel örgütlenmelerinin gerçekleştirilmesi gereklidir. Birliğimiz ve ziraat odalarımızın gelişmelerinin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Teknolojik seviyenin yükseltilmesi için yeni teknolojilerin geliştirilmesi, bu teknolojiler konusunda çiftçilerin eğitilmesi ve üreticileri bu teknolojileri satın alıp işletmelerde uygulaması sağlanmalıdır. Araştırma kuruluşlarının personel ve kaynak yetersizliği giderilmeli; çiftçi-yayım-araştırma zincirindeki kopukluk giderilmelidir. Hayvan hastalıklarının yaygınlaşmasında etkili olan hayvan kaçakçılığı önlenmelidir. Hastalıklarla mücadelede ülkesel programlar bir an önce uygulamaya konulmalıdır. Bu konuda devletin tüm ilgili kuruluşlarının merkezi ve yerel boyutta gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Ziraat Bankası'nın sektöre hitap eden bir ihtisas bankası haline dönüştürülmesi, bu olamayacaksa yeni bir sektör bankası oluşturulması düşünülmelidir. Son zamanlarda bazı özel sektör bankalar tarımsal kredi uygulamasına geçmişlerdir. Bunlar sübvansiyonsuz faiz uygulaması yapmaktadır. Özel Bankalara zirai kredi uygulamalarında Ziraat Bankası gibi sübvansiyonlu kredi uygulama imkanı sağlanması üreticilerin daha kolay ve yeterli finansmana ulaşmalarını sağlayabilir. Bakanlık, bir an önce kuruluş yasasını çıkararak daha yetkili ve hızlı karar alabilen bir yapıya kavuşturulmalıdır. Tarımda israf ve verimsizlik sorunlarının çözümü için, sayılan bütün bu önlemlerin alınması ile sulanabilecek tüm arazilerimize sulama imkanı sağlanmalıdır. Tarımda yapısal sorunlarımız arasında maliyetlerin yüksekliği de öne çıkan bir sorunumuz haline gelmiştir. Bizim işletme yapılarımızdaki elverişli olmayan yapıdan kaynaklanan maliyet sorunumuzla birlikte girdi maliyetlerimiz de yüksektir. Başta mazot ve gübre olmak üzere tarımsal girdi fiyatlarımız ürün fiyatlarımızdan çok hızlı atmaktadır. Girdi maliyetlerinin rakip ülkelerin seviyelerine çekilmesi gerekmektedir" dedi.
"ÇİFTÇİNİN KULLANDIĞI MAZOTTA ÖTV VE KDV İSTİSNASI GETİRİLMELİDİR" Tarımda en önemli sorun haline gelen yüksek üretim maliyetlerini azaltmak, gübrede aşırı fiyat artışlarını önlemek üzere öncelikli olarak gübredeki KDV oranının yüzde 18'den yüzde 1'e düşürülmesi gerektiğini belirten Bayraktar, kullanılmayan gübrenin, üretim ve verimde azalma demek olduğunu, Türkiye'nin gıda güvencesi için çiftçilere ucuz gübre kullanabilme imkanlarının sağlanması gerektiğini ve gübredeki fiyat artışlarından çiftçilerin daha az etkilenmesi için, hükümetten gerekli önlemleri almasını beklediklerini ifade etti. Mazottaki fiyat artışının ürün maliyetlerini artırdığını ve 2008 yılı buğday üretim maliyetinin yüzde 24'ünü mazot giderinin oluşturduğunu kaydeden Bayraktar, "Mazot bedelinin yüzde 30'unu ÖTV oluşturmaktadır. Ayrıca yüzde 18 KDV alınmaktadır. Türkiye'de armatörlerden mazotta ÖTV alınmazken, çiftçilerden alınmaktadır. Verilen mazot desteği, tarımda kullanılan mazotun yarısından daha azdır. Verilen destek tarımda kullanılan mazota ödenen toplam bedelin sadece yüzde 5'ini ancak karşılamaktadır. Tarımsal üretimin temel girdilerindeki vergi yükü hafifletilmelidir. Üretim maliyetlerinin düşürülmesi için çiftçinin kullandığı mazotta ÖTV ve KDV istisnası getirilmelidir. Bu arada Doğrudan Gelir Desteği (DGD), tarımı desteklemek için en iyi destek değildir. Türkiye birçok ürünü, hem de stratejik ürünleri ithal eden bir ülkedir. Ülkemiz, başta bu ürünler olmak üzere üretimi artırma ve çiftçilerimizi bu ürünlere yönlendirme politikası uygulamak, bunun için de DGD yerine ürün bazında destek vermek zorundadır" dedi.
Türkiye'de tarıma ayrılan bütçenin ihtiyacı karşılamasını ve çiftçilerin diğer ülkelerin çiftçileri düzeyinde desteklemesini mümkün kılmadığını hatırlatan Bayraktar, "Bu miktar yeterli olmadığı gibi Tarım Kanunu ile öngörülen miktarın da çok altında kalmaktadır. Yasa hükmüne uygun bir bütçe hazırlansaydı, tarımsal destek bütçesinin asgari 8.6 milyar YTL olması gerekirdi. Dünyada tarımdaki rekabet koşullarının zorlaştığı, AB'ye uyum için tarımda yapısal dönüşüm, üretim ve verimliliğin artırılmasına daha fazla ihtiyaç olduğu bir dönemde tarımsal desteklerin artırılmamasının mantıklı bir açıklaması yoktur. Dünya pazarlarıyla rekabete hazırlanan bir sektörde en azından Tarım Kanununa uyularak tarım destek bütçesinin artırılması gerekmektedir. Bütçe yetersiz olduğu için açıklanan prim miktarları da üretimi teşvik etmeye yetecek düzeyde değildir. 2007 yılında prim uygulamasına esas ürünlerin ithalatı için ödenen toplam bedel 3 milyar dolara yaklaşmıştır. Bu primle mısırda, pamukta ve yağlı tohumlarda ithalatçı olmaktan kurtulamayız. Ürün fiyatlarındaki artış girdi fiyatlarındaki artışın çok gerisinde kalmıştır. Buna karşılık açıklanan prim miktarlarında ise artış görülmemektedir. Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu kararı değiştirilmeli ve primler yükseltilmelidir. Üretim açığını kapatmak amacıyla halen prim uygulanan yedi üründe Tarım Kanununda öngörüldüğü üzere en azında üretim maliyetleri ve piyasa fiyatları arasındaki farkın çiftçiye ödenmesi gerekmektedir" ifadelerini kullandı.
(BK-ÖZ-Y)