Türkiye'yi Reform, AB'yi Genişleme Yordu

Avrupa Parlamentosu Başkanı Schulz, Türkiye'de belirli bir reform yorgunluğu olduğunu savundu.
Avrupa Parlamentosu Başkanı Schulz, Türkiye'ye gelmeden Der Tagesspiegel gazetesinde yayınlanan mülakatta Türkiye'de belirli bir reform yorgunluğu, AB'de ise genişleme yorgunluğunun olduğunu savundu Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi'nin ardından Türkiye'ye de resmi bir ziyarette bulunan Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz, Türkiye'de "belli bir reform yorgunluğu, AB'de ise genişleme yorgunluğu"nun olduğunu söyledi. Türkiye'nin AB üyelik hedefine destek veren Schulz, Rum Dönem Başkanlığı ile ilgili olarak da "AB'yi kimin yöneteceğine Türkiye karar vermiyor" ifadesini kullandı.
Martin Schulz'un Ankara'ya gelmeden hemen önce Kıbrıs Rum Kesimi'ne yaptığı ziyaret sırasında ve bir Alman gazetesine açıklamalarında sarfettiği sözlere dikkat çekiliyor.
ABHabere göre, Rum Kesimi'nde iken Rum Yönetimi Başkanı için "Hristofyas'ın arkadaşı olmaktan, ona hayran olduğum için gururluyum" diyen Shulz, Rumların ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölgesi'ndeki doğal gaz kaynaklarının araştırılması ve kullanımı hakkına ilişkin Türkiye'nin politikasını Türk yetkilileriyle görüşme sözü verdi. Schulz, Ankara'nın tepkilerini kastetedek "Tehditler hiçbir zaman anlamlı değildir", "Tüm ilgili taraflar için konuşmak isterim" gibi ifadeler kullandı.
-"TÜRKİYE'DE REFORM, AB'DE GENİŞLEME YORGUNLUĞU VAR"-
Martin Schulz, Türkiye ziyareti öncesinde Der Tagesspiegel gazetesinde yayınlanan ve ABHaber tarafından yansıtılan mülakatta ise, Türkiye'de belirli bir reform yorgunluğu, AB'da da genişleme yorgunluğunun olduğunu savundu.
Schulz, Türk hükümetinin, Fransa'nın yeni cumhurbaşkanı François Hollande ile ikili ilişkilerin daha ileriye gideceğine inandığı değerlendirmelerine dikkat çekilmesi üzerine şunları şöyledi:
-"İLİŞKİLER BİR ÜLKEDE HÜKÜMETİN DEĞİŞMESİNE BAĞLI DEĞİL"-
"AB'nin Türkiye ile olan ilişkileri, bir ülkede hükümetin değişmesine bağlı değildir. Bu ilişkiler, Türkiye'deki reform süreçlerinin devam edip etmemesine ve sonuçta AB ülkelerinin Türkiye'yi almak isteyip istemeyeceğine bağlıdır. Türkiye'de belirli bir reform yorgunluğu var, AB ülkelerinde de belirli bir genişleme yorgunluğu. Bu durum Paris'teki hükümet değişikliğinden sonra da hızlı bir şekilde değişmeyecektir."
-"TÜRKİYE'DE TOPLUMSAL GRUPLAR ARASINDA ÇEKİŞMELER VAR"-
Türkiye'deki reformların hangi alanda yavaşladığının sorulması üzerine de Schulz, AKP hükümetinin, iktidarının ilk döneminde, dini bir partiden beklenmeyecek kadar fazla reform gerçekleştirdiğini, ancak iktidarının ikinci döneminde ülkedeki "toplumsal gruplar" arasında bazı çekişmelerin görüldüğünü öne sürdü. Schulz şöyle devam etti:
"Kürt sorununun çözümünde gerçek ilerlemeler yok. Bu günlerde Kürt vatandaş hakları savunucusu, milletvekili ve Saharov ödülü sahibi Leyla Zana 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Adil ve hukuk devleti ilkelerine göre yargılanmalı. Şunu açıkça söylüyorum; AB ve her şeyden önce Avrupa Parlamentosu bu davayı büyük dikkatle izleyecek."
-"TÜRKİYE'NİN AB ÜYESİ OLMASI GEREKTİĞİ TEZİ HALA GEÇERLİ"-
Schulz, Türkiye'nin Avrupa'yla Arap dünyası arasında stratejik öneme sahip bir ülke olarak AB'ye dahil olması gerektiği şeklindeki tezin hala geçerli olup olmadığı sorusuna da "Bu tezin hala geçerli olduğunu, Müslüman nüfusa sahip Batılı temel değerleri kabul eden bir ülkenin AB'ye girmesinin, AB'nin dini bir topluluk olmaktan öteye gidebildiğinin kesin bir delili olacağını" belirtti.
-"AB'Yİ KİMİN YÖNETECEĞİ KARARINI TÜRKİYE VERMİYOR"-
Türkiye'nin, Güney Kıbrıs'ın AB'nin dönem başkanlığını üstleneceği süreçte ilişkileri en aza indirmek istediği yönünde bir açıklama yaptığının belirtilmesi üzerine de Schulz, böyle bir şeyin olamayacağını Türk muhataplarına söylediğini ifade ederek, "AB'yi kimin yöneteceğine Türkiye karar vermiyor. AB'ye aday bir ülke, belirli bir AB ülkesinin dönem başkanlığını üstlenmesi durumunda müzakere yapmayacağını söyleyemez" görüşünü dile getirdi.
-"YA ÜYELİK HEDEFİYLE MÜZAKERE YAPILIR YADA HİÇ YAPILMAZ"-
AB ile Türkiye arasında sürdürülen müzakerelerde ilerleme sağlanamaması durumunda müzakere sürecinin gelecekte gözden geçirilmesinin gerekli olup olmadığı sorusuna karşılık da Schulz, 2005 yılında müzakereler başladığında, bunların mutlak surette tam üyelikle sonuçlanmayabileceği yönünde açıklama yapıldığını, bunu her zaman eleştirdiğini, çünkü bu açıklamanın müzakereleri başından beri zora soktuğunu kaydederek, "Ya üyelik hedefiyle müzakere yapılır ya da hiç yapılmaz" dedi.













