Ana Sayfaya DönAna Sayfaya Dön

"Türkiye'de İç Göçün Sosyo Ekonomik Sonuçları" Paneli

İstanbul Bilgi Üniversitesi AB Enstitüsü Müdürü Prof.Dr.Ayhan Kaya, kent yoksullarının, karşı karşıya kaldığı altyapı sorunları, içinde bulundukları ekonomik ve sosyo-kültürel açmazların, göz ardı edilemez boyuta ulaştığını söyledi.

İstanbul Bilgi Üniversitesi AB Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ayhan Kaya, kent yoksullarının, karşı karşıya kaldığı altyapı sorunları, içinde bulundukları ekonomik ve sosyo-kültürel açmazların, göz ardı edilemez boyuta ulaştığını söyledi.

Kaya, Adana HiltonSA Oteli'nde gerçekleştirilen "Türkiye'de iç göçün sosyo ekonomik sonuçları ve Adana özelinde değerlendirme" konulu paneldeki "Paranın götürdüğü yere git" başlıklı konuşmasında, siyasal, etnik, kültürel veya dinsel nedenlerle yerinden ve yurdundan edilenlerin, ekonomik, sosyal ve kültürel sermayelerinin el verdiği ölçüde uzaklara gitme yönünde geliştirdikleri bir ortak eğilimlerinin bulunduğunu kaydetti.

Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde "yaklaşık 30 yıldır hüküm süren şiddet sonucu, yersiz-yurtsuz bırakılan" insanların göç etme eğilimlerinde de benzeri bir saptamanın bulunduğunu kaydeden Kaya, şöyle devam etti:

"Türkiye'de 1980'ler sonrası dönemde yaşadığı ülke içi çalkantılar, bölgesel farklar ve etnik sorunlarla bütünleşen göç olgusu, bir yanda 'mağdur' diğer yanda 'suçlu' ya da 'sosyal problem' olarak algılanacak göçmenleri kentsel yaşamda hızla görünür kıldı. Burada karşımıza çıkan kent yoksulları, onların karşı karşıya kaldığı altyapı sorunları, içinde bulundukları ekonomik ve sosyo-kültürel açmazlar, göz ardı edilemez bir boyuta ulaşmıştır.

Yapısal bir sorun haline gelen ve neredeyse ülkenin tüm nüfusuna bir şekilde değen bu soruna ilişkin bilgi üretimi süreci ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmıştır. Giderek politize edilen ve daha çok 'Kürt meselesi'nin bir uzantısı gibi algılanan bu durum hakkında söz söyleme, düşünme, politikalar üretme, bilgi edinme ve bilgi üretme faaliyetinde bulunmamız neredeyse imkansız gibi görünmektedir. Bu durumda yapılması gereken, kurulu yapılar ve ilişkilenme biçimlerinden görece de olsa kendimizi kurtarmak ve sorunun doğasına sağlıklı bir yolculuk yapmaktır. Öncelikli olarak 'mağdur sayısı az' ya da 'çok' ikileminden kendimizi kurtarmalıyız. Bu sorunun ne kadar vahim olduğunu, göç edenlerin çok sayıda olmasıyla değil, vatandaşlık hakkı, insan hakkı, kişilik hakları, sanayisizleşme ve dışlanma gibi konular üzerinden ele almamız gerekmekte."

Sorunun halen bir güvenlik meselesi olarak algılandığını ve asıl kaynağın görmezden gelindiğini vurgulayan Kaya, "Geri gönderilmesi düşünülen nüfusun içinde göç edilen şehir merkezlerinde büyüyen ve kıra geri dönmeyi düşünmeyen önemli bir kitlenin var olabilme ihtimali unutulmamalıdır. Basmakalıp bir biçimde göçe belirli roller atfeden ve göçün yıkıcı sonuçlarının altını çizen ulusal basın da, ülkenin Batı bölgelerinde göçün güvenlik meselesi halinde algılanması sürecinde çok önemli bir rol üstlenmektedir" dedi.

-Prof. Dr. Özer-

Toros Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Özer ise Türkiye'de modern anlamda kentleşme sürecinin üç dönemde incelenebileceğini ifade ederek,

"Bunlardan ilki 1923-1950 arasında ulus devletin kentleşmesi, yani devletin kentleri biçimlendirmesi, ikincisi 1950-1980 arası emek gücünün kentleşmesi, yani hem kentlerin cazibesinin artması hem de kıra makinenin girmesiyle boşa çıkan iş gücünün kentlere akın etmesi, 1980 sonrası ise sermayenin kentleşmesi, yani küreselleşmenin kentleşmesi. Gördüğünüz büyük lüks oteller, büyük alışveriş merkezleri bunun bir sonucudur" diye konuştu.

Söz konusu süreçleri etkileyen en önemli unsurlardan birinin, içgöçler olduğuna dikkati çeken Özer, şöyle devam etti:

"Bu iç göçler ile Adana'yı ve Mersin'i etkileyen, 1950'li, 1980'li ve 1990'lı yıllarda önemli üç süreç var. 1950'li yıllarda tarıma makinenin girmesi, kentlerin sanayileşmeye başlaması, Adnan Menderes'in milyoner çağrısı, 1980'lerde ise Türkiye'nin dışa açılmasının yarattığı kentsel rantlar ve kırsal alanların iticiliğine karşın kentlerin artık iyice belirginleşen cazibesi, iş, aş, eğitim, sağlık ve neon lambalarının çekiciliği, kitle iletişim ve ulaşım araçlarının artık insanları bir yerden bir yere ulaştırmada sağladığı olanaklar, bölgeye göçü hızlandırdı."

-Kısacık ve Aldırmaz-

Çukurova Avrupa Birliği Çalışmaları Merkezi Derneği Başkanı ve Program Koordinatörü Teyfik Kısacık ise göç olgusunun sadece Çukurova'nın değil Türkiye'nin sorunu olduğunu vurgulayarak, "Ailem çiftçi olduğu için çocukluğumda hatırlıyorum. Mevsimlik işçiler Adana'ya gelir, çadırlarda yaşardı. Çocukların yaşantısını görürdük, 6 hafta sonra giderler, pamuk toplama zamanı tekrar gelirler, tekrar çadır kurarlar, pamuklarını toplarlar, bir kazanç temin ederler ve ekmek paralarını kazandıktan sonra, yine aynı şekilde geldikleri bölgeye giderlerdi. Bu Çukurova'nın bir yaşam tarzı idi" dedi.

Daha sonra, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde gerçekleşen birçok nedenden ötürü, tarım işçilerinin yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kaldıklarını vurgulayan Kısacak, şunları ifade etti:

"Bunun altında yatan en önemli neden, işsizliktir. Bunu kabul etmek lazım. Bu, Türkiye genelinde böyle olduğu gibi, 1960'lı yıllarda Türkiye'den Almanya'ya giden ilk ailelerin de bütün gitme sebeplerinin altında, yeni bir ülkede ekmek kazanma düşüncesi vardır.

Çukurova'ya gelen kişiler, geldikleri bölgenin sorunlarını da getirdiler. 1980'den sonra gelenler tam olarak yerleşmek amacıyla geldiler. Adana ve Mersin, iklim, yaşam ve asayiş bakımından uygundu, akrabaları hısımları vardı. Ama geldiklerinde çarpık bir yaşantı ortaya çıktı. İstedikleri yerde istedikleri şekilde binalar kurdular. Bir odada 5-6 kişi yatmaya başladı. Ancak onlara kimse ses çıkarmadı, mesele burada. Yerel yönetimler, oy avcılıklarından dolayı senelerdir bu insanlara ses çıkarmadı. Şimdi öyle bir duruma geldik ki, bu durumu nasıl halledebiliriz diye düşünüyoruz. Göç sorunu artık yerel yönetimleri, valilikleri aşmıştır. Artık devlet olarak meseleye yukarıdan bakılmalıdır. Sosyal Politikalar ve Aile Bakanlığı bunun için kuruldu. Ama şu ana kadar daha çok aile üzerine çalışıyor. Henüz sosyal politikaları yaratmış değiliz. İnanıyorum ki bu toplantıdan sonra 2013 yılında artık sosyal politikalarla uğraşacaklar. Aksi halde bir noktaya varamayız."

Adana Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Zihni Aldırmaz ise sorun ve sıkıntıların bilincinde olduklarını, ancak, bu konudaki toplumsal bilincin de önemli olduğunu belirtti.

Adana'da kent nüfusunun 2 milyona ulaştığını ve nüfusun önemli bir bölümünün de göçle oluştuğunu kaydeden Aldırmaz, Adana'nın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindekiler başta olmak üzere hemen hemen tüm illerden göç aldığını, yılda 50-55 bin kişi göç ederken, çoğunluğu nitelikli 60 bin kişiyi de göç verdiğini ifade etti.

Panel daha sonra diğer katılımcıların konuşmalarıyla sürdü.

- Adana






Reklam