Turan Yavuz; İyi İnsandın Arkadaş, Rahat Uyu

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Saat 21.00…

Saat 21.00…

Önce Brüksel’den Ahmet Sever’le konuştuk…

Sıradan bir sessizlikle şöyle dedik:

“Turan Yavuz ölmüş arkadaş.”

Sonra Tela Aviv Büyükelçisi Namık Tan’la paylaştık:

“Turan öldü…”

Gece saat 22.00…

Daha kimler kimlerle paylaşır bilmiyorum ama Turan Yavuz’un ölüm haberi, saat 01.00’da geriye doğru işleyen bir zaman dilimi olarak bütün anıları ayaklandırdı.

Sanki başka  bir zamandan gelen bir sorgu gibi…

Turan Yavuz bir gazeteciydi. Mesleğe başladı. Çalıştı, sonra çok çalıştı.

Gazetecilik önemlidir diye düşündü. Daha çok çalıştı.

Ben çok sonra tanıdım.

Milliyet Gazetesi’nin temsilcisiyken iki kez Washington’da karşılaştık. Kısa sohbetler. Sonra bir daha…

Öyle kaldı …

Aradan zaman geçti. Bazı haberler için ben Ankara’da o Washington’dan koşuşturduk.

Ve bir gün Ankara’da Arjantin Caddesi’ndeki bir kafede  otururken Ahmet Sever şöyle dedi:

“Biliyor musun Fatih,  Turan Yavuz Ankara’da tedavi görüyor.”

“Nedir” dedim?

“kanser” dedi, “Akciğer kanseri.”

Hemen oradan telefonu açtık.

Karşıdan yine o aynı mağrur, ama bir kalp atışı kadar sıcak ses:

“buradayım Fatih. Tedavi görüyorum”

“Nasılsın?” bile diyemedim.

Belki biraz ölümden belki de biraz  hayata karşı ölüme tanık olmaktan korktuğum  için “nasılsın” diyemedim.

O bunu anladı ve şöyle dedi:

“tedaviden fırsat bulursam ararım…”

Sonrasını uzatmıyorum.

Turan Yavuz iyi bir gazeteciydi…

Bir medya savaşının tam ortasındayken  “arkadaş cephesi”nde sırtından vuruldu.

Sonra kendini toparlayamadı.

Biz öldüğünü bugün öğrendik…

Güle güle arkadaş…

Kaynak: Demirören Haber Ajansı