Haber Tarihi: 26 Mayıs 2008 Pazartesi Saat 18:14

Tübitak, Hastalıklı Buğdayı Ekmeden Tespit Edebilecek

Tübitak Marmara Araştırma Merkezi (Mam) Gebze Yerleşkesi'nde Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü'nün (Gmbe) Çalışmaları Kamuoyuna Tanıtıldı.

Haber: Tübitak, Hastalıklı Buğdayı Ekmeden Tespit Edebilecek

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Gebze Yerleşkesi'nde Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü'nün (GMBE) çalışmaları kamuoyuna tanıtıldı.

Projeler hakkında kısa bir bilgi veren GMBE Müdürü Doç. Dr. Kemal Baysal, 4 değişik alanda 10 laboratuar ile hizmet verdiklerini ifade ederek, "Hayvan Biyoteknolojisi, Tıbbi biyoteknoloji, Enzim ve Mikrobiyal Biyoteknoloji ve Bitki Biyotknoloji Stratejik İş Birimleri olmak üzere 4 değişik alanda çalışmalar yapıyoruz. Son 2 yılda çok büyük projeler başlattık. Sarı pas hastalığı olarak bilinen ve buğdaylarda ki üretim verimini düşüren hastalığın iyileştirilmesi için hazırladığımız proje çalışmalar başarılı bir şekilde devam ediyor. Bu projede geliştirdiğimiz yöntemle buğday ekilmeden önce hastalığa yakalanarak verimi düşürebilecek tohum çeşitlerini tespit edebileceğiz. 1 buçuk milyon YTL'lik bu proje Tarım Bakanlığı ile ortak yürütülüyor ve 2009'da tamamlanması bekleniyor. Bir başka projemiz ise Türkiye'de yerli ve yabancı lokal olarak bulunan sığır, koyun, at gibi hayvanların neslini devam ettirmek, genlerinin saklanabileceği bir banka oluşturmak. Bu yolla nesli tükenen hayvanları tekrar dünyaya getirmemiz mümkün olabilecek. Tıbbi biyoteknoloji alanında ise hepatit B enfeksiyonunun teşhisinde moleküler yöntemler kullanılarak tanı kitlelerinin geliştirilmesine çalışıyoruz" diye konuştu.

HASTALIKLI BUĞDAY EKMEDEN BELİRLENEBİLECEK Kışlık buğdayda sarı pas hastalığına dayanıklılık için "moleküler markörlerin geliştirilmesi" projesi hakkında bilgi veren Doç. Dr. Ahu Altunkut ise, hastalıklı buğdayları ekilmeden belirleyebileceklerini söyledi. Altunkut, "Ülkemizde 9.4 milyon hektar ekim alanına ve 19 milyon ton yıllık üretime sahip olan buğdayda sarı pas hastalığı yüzde 20 ile yüzde 80 arasında bir verim kaybına sebep oluyor. Bu hastalık ülkemizin hemen her bölgesinde ve dünyada da geniş alanlarda görülmektedir. Bu hastalığın tedavisi de oldukça zordur. Biz enstitü olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na Temmuz 2006 yılında bu hastalık üzerine bir proje başlattık. 2 milyon 500 bin YTL tutarındaki projemiz 2009 yılı sonlarında tamamlanacak. Amacımız buğdayın bu hastalığa dayanıklılığını sağlayabilecek bir genetik araştırma. Hangi buğdayın dirençli, hangisinin dirençsiz olduğunu ortaya çıkarabilecek sonuçlar elde etmeyi ve bu şekilde de buğdayı ekmeden hastalıklı olup olmadığını belirleyebilecek bir çalışma yürütüyoruz" diye konuştu.

MARMARA SIĞIRLARI KLONLANACAK Enstitü bünyesinde 47'si araştırmacı olmak üzere 63 kişilik grupla değişik alanlarda faaliyet gösterdiklerini kaydeden Doç. Dr. Kemal Baysal, 10 ayrı laboratuarda hayvan, bitki, enzim ve tıbbi biyoteknoloji alanlarında çalışmalar yaptıklarını söyledi. TARAL 1007 projesi kapsamında 10 üniversite ile birlikte yürütülen çalışma ile sığır, koyun, keçi, manda ve at gibi yerli hayvan türlerine ait DNA, hücre, doku, embriyo ve sperm gibi genetik kaynaklarını korumaya alacak bio bankalarının oluşturulması ve ırkların genetik olarak tanımlanması çalışmasını yürüttüklerini kaydeden Baysal, bu alanda bir başka projenin de Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi ile yapılan ortak çalışma ile Marmara sığırı türünün klonlanması olduğunu, bu projenin 2 yıl içinde sonuçlanacağını bildirdi.

HEPATİT-B GİBİ KANSERLİ HÜCRELERİN GELİŞİMİ ÖNLENEBİLECEK Tıbbi Biyoteknoloji Stratejik İş Birimi alanında yapılan çalışmalarla ilgili de bilgi veren Doç. Dr. Aynur Başalp da, "Hepatit B enfeksiyonunun tanısında moleküler yöntemler kullanılarak tanı kitlerinin geliştirilmesine çalışıyoruz. Ülkemiz ve dünya için önemli bir hastalık olan Hepatit B virüsü teşhisinde kullanılan kitlerin önemli kısmı yurt dışından ithal edilmektedir. Bu durum hem dışa bağımlılık yönünden hem de yüksek fiyat nedeni ile ekonomik kayıplara sebep olmaktadır. Bizim amacımız da tanı kitlerinin geliştirilmesini sağlamaktır" diye konuştu.

Başalp, şu anda sadece teşhis için kullanılan yöntemin ilerde tedavi aşamasında da kullanılabileceği belirtildi. Başalp, ilaç moleküllerinin vücutta kontrollü salınımı alanında da çalışmalar yürüttüklerini ifade ederek, "Kanser modelinde damarların yolunu keserek kanserli hücrenin gelişmesini önlüyoruz. Kanserli hücrede sonuçta damarlar yoluyla beslendiği için onu bu yöntemle öldürebiliyoruz. Hayvanlarda yani fare kökenli kullanılan antikorları insanlaştırabilir ve insan üzerinde kullanabilirsek başarılı olacağız. Burada önemli olan hedefi tanıyan bölgelerin elde edilmesi" diye konuştu.

TÜRKİYE'DE DE BİR ENDÜSTRİYEL ENZİM ENDÜSTRİSİ OLUŞTURULACAK Enzim ve Mikrobiyal Biyoteknoloji Stratejik İş Birimi alanında bilgi veren Dr. Dilek Coşkuner Öztürk ise, "Tekstil, deri deterjan, gıda, ve çevre sektörlerinde mikrobiyal enzimlerin kullanımının artması nedeni ile Türkiye'de endüstriyel enzim endüstrisinin oluşturulmasını zorunlu kılmıştır. Türkiye'nin temiz üretim teknolojileri üretim stratejisine mikroorganizmalarında katılması, mikroorganizma soylarının geliştirilmesi, belirlenmesi, korunması ve firmalara üretim için sunulması önem kazandı.

Oluşturulan alt yapı ile akademik kuruluşlar, kamu ve özel sektörde ki AR-GE kuruluşlarından gelen talepler doğrultusunda enzim bilim ve teknolojisine yönelik hizmetler verilecektir. Proje ile birlikte endüstriyel enzim üreten mikroorganizma koleksiyonu ve enzim biyoteknolojisi alanında bilgi birikimi ile gelecekte enzim endüstrisinin geliştirilmesine önemli katkılar yapabilecek özgün projelerin geliştirilmesi mümkün olacaktır" ifadelerini kullandı.

(MEA-MŞ-RA-Y)

(İhlas Haber Ajansı) 26.05.2008 18:14 [1371617] 5/10 (12 kişi)
  • Reklam
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12