Tartışmalı Four Seasons Oteli Ek Tesis İnşaatı

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Sultanahmet'teki Four Seasons Oteli İçin Çalışmaları Yürüten Astay Grubu'nun Ceo'su Atilla Öztürk, Ek Tesis İnşaatının Arkeolojik Alana Zarar Vermediğinin Altını Çizerek, "Burayı Emanet Olarak Görüyoruz ve Bu Emanete Gözümüzün İçi Gibi Bakıyoruz. Alan, Hem Ziyarete Açık Olacak Hem de İhtiyaç Halinde Kazıların Yapılmasına Engel Olmayacak" Diye Konuştu.

Sultanahmet'teki Four Seasons Oteli için çalışmaları yürüten Astay Grubu'nun CEO'su Atilla Öztürk, ek tesis inşaatının arkeolojik alana zarar vermediğinin altını çizerek, "Burayı emanet olarak görüyoruz ve bu emanete gözümüzün içi gibi bakıyoruz. Alan, hem ziyarete açık olacak hem de ihtiyaç halinde kazıların yapılmasına engel olmayacak" diye konuştu.

Four Seasons Oteli adına çalışmaları yürüten Astay Grubu'nun CEO'su Atilla Öztürk, tartışmalı ek tesis çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi. Sözlerine, "Birkaç yanlışı düzelterek başlamak lazım" diyerek başlayan Öztürk, Sultanahmet'teki Four Seasons Oteli'nin kullandığı arazinin 17 dönümlük bir bölümünde Bizans ve Doğu Roma döneminden kalma olan Büyük Saray'ın kalıntılarının bir bölümünün bulunduğunu hatırlattı. Öztürk, "Bu kalıntılar şirketimizin finansmanıyla yaklaşık 10 yıldır İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü tarafından kazılmakta ve bir koruma programı uygulanmaktadır. Bu kazı programı belli bir seviyeye geldikten sonra İstanbul Anıtlar Kurulu'nun onayı, Kültür Bakanlığı'nın tasdikiyle orada ek tesislerin yapılması konusunda gerekli izinleri aldık ve 2006 yılının başından itibaren de 17 dönümlük alanın yaklaşık 1/10'da ek tesis inşaatı halen devam etmektedir. Ek tesis inşaatının altındaki arkeolojik kazıyla ilgili çalışmalar bitmiş durumda. Bizim inşa ettiğimiz alan arkeolojik alanının üzerinde değil, kazı alanından yaklaşık 4 metre yukarıda başlayan ve sadece 4 adet çelik ayak üzerine yükselen özel bir çelik inşaat türüdür. Dolayısıyla sahada yapılacak inşaatın, arkeolojik alana herhangi bir şekilde zarar vermesi mümkün olmadığı gibi daha sonra arkeolojik kazının genişletilmesi ve derinleştirilmesi önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır" diye konuştu.

"ALAN HEM ZİYARETE AÇIK OLACAK HEM DE İHTİYAÇ HALİNDE KAZILARIN YAPILMASINA ENGEL OLMAYACAK" Büyük Saray'dan günümüze kalan alanın yaklaşık 100 bin metrekare olarak hesap edildiğini belirten Öztürk, "Bu da, bundan 2000 sene önce Ayasofya Müzesi'nin eteğinden başlayarak denize kadar uzanan alanın tamamının Büyük Saray olarak kullanıldığını göstermektedir" dedi. Büyük Saray'ın temel kalıntılarının çalışma sahası içinde bulunduğunu anlatarak, alanın tarih içindeki gelişimi hakkında bilgi veren Atilla Öztürk, şöyle devam etti:

"Söz konusu alanda sadece Bizans'a ait buluntular yok, Doğu Roma, Osmanlı, geç dönem Osmanlı ve erken dönem Cumhuriyet olmak üzere yaklaşık olarak 5 dönemin kalıntıları üst üste bulunmaktadır. Kazı çalışmalarında bu 5 dönemin en önemli öğelerini korumak üzere bir yöntem belirlemiş durumdayız ve hem konuyla ilgili hem Anıtlar Kurulu'nun hem UNESCO'nun hem de bizim özel olarak kurduğumuz kurulun tavsiyeleri ve güdülemeleri doğrultusunda faaliyetlerimizi sürdürüyoruz." Öztürk, ek tesisin inşa edilmesi ile tarihi kalıntılar üzerinde odalar, yemekhane gibi bölümlerin yer alacağı iddialarına ilişkin ise, "Kazının bitmesi ve koruma planlarının sonuna gelinmesinin ardından halka açık bir arkeolojik park haline döndürülecek. Hem vatandaşlarımız hem de dünyanın çeşitli yerlerinden gelen ziyaretçiler burayı ziyaret edebilecek. Bizim ek tesis alanımız ile arkeolojik alanla üst üste gelen hiçbir birleşme noktası yok 12 adet pilon diye tabir ettiğimiz alan haricinde. Bu ayakların kapladığı alan da 12-13 metrekare civarında. Bu ayakların üzerinde yükselen otel ek tesisi sıfır kotunda yaklaşık 4 metre yukarıda başlıyor. Dolayısıyla bu otel ek tesisinin altında kalan alan da hem ziyarete açık olacak hem de ek kazı yapılma ihtiyacı zaman içinde ortaya çıkarsa bu kazıların yapılmasına engel olacak hiçbir problem teşkil etmeyecek durumda" şeklinde konuştu.

"BURAYI EMANET OLARAK GÖRÜYORUZ VE BU EMANETE GÖZÜMÜZÜN İÇİ GİBİ BAKIYORUZ" Tarihi binaların olduğu gibi korunması zorluğunun tüm dünyada kabul edilebilir bir gerçek olduğunu söyleyen Öztürk, "Bu alanları koruyup kollayarak gelir getirecek mekanizmalar tesis etmezseniz, bu alanların uzun vadede korunması sadece devlet desteği ile ya da özel sektör desteği ile mümkün olamıyor. Bu nedenle Atina'da da, Roma'da da, dünyanın arkeolojik anlamda önem taşıyan yerlerinde de UNESCO'nun da tavsiyeleriyle bir korum-kullanma dengesi prensibi oluşturulmuştur" ifadelerini kullandı.

UNESCO Dünya Mirasını Koruma Komitesi'nden heyetin İstanbul'daki incelemelerini de hatırlatan Öztürk, şöyle konuştu:

"UNESCO heyeti, bizim de içinde bulunduğumuz çok sayıda alanı ziyaret etti. Bazılarından duydukları endişeleri dile getirmelerine rağmen UNESCO misyonu, bizim sahada yaptığımız çalışmayı tamamen kabul edilebilir, arkeolojik alanın vatandaşlar ve dünyanın çeşitli yerlerindeki ziyaretçiler açısından önemli bir katkı olarak değerlendirmiş durumdalar. Biz böyle bir değerlendirmeyi elde etmiş olmaktan gayet mutluyuz. Biz burayı emanet olarak görüyoruz ve bu emanete gözümüzün içi gibi bakıyoruz, herkes bundan emin olsun. Bu dünya tarihine önemli bir katkı olacaktır. Biz tarihe zarar vermek değil, tarihin ortaya çıkarılabilmesi için kendi kaynaklarımızdan önemli fonlar kullanıyoruz ve bu konuda bilgi birikiminin oluşması için önemli katkıda bulunuyoruz." (DA-ED-Y)

Kaynak: İhlas Haber Ajansı